"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

Tarif edilmez bir mutluluk

“Öyle mi oldu, böyle mi oldu” demeden önce...

“İşin içinde ne işler var” diye sorgulamadan önce...
“Operasyon” mu, “temas” mı meselesine dalmadan önce...
“CIA” falan diye komploları dizmeden önce...
Vatandaşlarımızın kılına zarar gelmeden kurtulmuş olmaları karşısında şöyle derin bir “oh” çekelim.
Ve bu işte emeği geçen herkese teşekkür edelim.

*

Hep beraber tarifsiz mutluluklar içinde olalım.
Şükredelim.
Memnun olalım, mutlu olalım.

*

Ve en gür seda ile haykıralım:
Bu çok iyi oldu... Bu çok iyi oldu... Bu çok iyi oldu...



Mutlu olalım ama sorular da soralım

MADEM soru sormak, demokrasinin olmazsa olmazıdır.
O halde sorular soralım:

*

Cumhurbaşkanı “operasyon” dedi, Başbakan “temas” dedi. Hangisi doğru? Operasyon mu, temas mı?

*

Rehinelerimiz bir askeri operasyonla mı kurtarıldı, yoksa sessiz diplomasiyle mi?

*

Eğer rehinelerin kurtarılmasında “sessiz diplomasi” rol oynadıysa... Tam da IŞİD’e karşı bölgesel ve küresel bir koalisyonunun kurulduğu bir anda... IŞİD nasıl oldu da rehineleri bırakmaya ikna olabildi?

*

Eğer rehinelerin kurtarılmasında “sessiz diplomasi” rol oynadıysa... IŞİD, elindeki bu kadar önemli “koz”dan nasıl oldu da vazgeçebildi?

*

Acaba Türkiye’nin “IŞİD karşıtı koalisyon”a mesafeli durması mı IŞİD üzerinde etkili oldu?

*

Ama bu sefer de... ABD, Türkiye’ye “artık sizin için bir risk söz konusu değil, hadi şimdi koalisyona güçlü bir şekilde katılın” demez mi? IŞİD bunu hesaba katmadı mı?

*

Bir başka soru: Türkiye, kendi vatandaşlarını kurtarma konusunda büyük bir başarı sağladı... Bu başarı, IŞİD’in elindeki Batılı rehinelerin kurtarılması için Türkiye’ye bir rol biçilmesine gerekçe olur mu?

*

Eğer rehineler diplomasiyle kurtarıldıysa... Türkiye’nin şimdiye kadar öne çıkardığı “askeri operasyon sorunu çözmez, daha da büyütür” tezi geçerlilik kazanmış olmaz mı?

*

Tam da IŞİD, Suriye’deki Kürt bölgesine yönelik saldırılarını arttırmışken... IŞİD elindeki rehineleri bırakarak... Acaba olası bir Türk/Kürt ittifakının önüne geçmeyi mi amaçlıyor?

Post kavgası üzerinden kısa Türkiye tarihi

80’LERİN SONU, 90’LARIN BAŞI:
Dini dernek ve cemaatler de kurban derilerinin peşindeydi, Türk Hava Kurumu da... Post kavgası çıkardı... Deriler kapanın elinde kalırdı.

*

GELDİ 28 ŞUBAT:
Deri kavgasına devletin karıştığı dönemdir 28 Şubat dönemi... Devlet çaldı düdüğü ve ferman çıkardı: “Bundan böyle deriler sadece Türk Hava Kurumu’na verilecektir”. Buna karşılık bazıları “Ferman devletinse deriler bizimdir” deseler de... Devlet zorla derileri ellerinden aldı ve Türk Hava Kurumu’na verdi.

*

GELDİ 2000’LER, GELDİ AK PARTİ:
AK Parti geldi iktidara ve dedi ki: “Bundan kelli kurban derisini isteyen istediğine verebilecektir”. Türk Hava Kurumu avucunu yalamaya başladı...

*

VE “YENİ TÜRKİYE”...
İşte son haber: “Hükümet bu yıl kurban derisinin toplanmasında Türk Hava Kurumu’nu yeniden etkin kılacak düzenlemeler yapmaya hazırlanıyor”.

*

Deri macerasından benim çıkardığım sonuç şudur:
Eski Türkiye ile Yeni Türkiye emmoğlu gibi.

‘TÜSİAD, simit sat’ demekten vazgeçin

CUMHURBAŞKANI Erdoğan, TÜSİAD üyelerine tatlı sert girişti.

*

TÜSİAD üyelerinin çoğu konuşma için “tek kelimeyle muhteşemdi” dedi.

*

Bazıları bu duruma çok şaşırdı.
Hatta “TÜSİAD, simit sat” falan diyenler bile oldu.

*

Şaşıranlara ve TÜSİAD’a “simit sat” diyenlere bir çağrım var:
Bırakın TÜSİAD’a laf çakmayı.
TÜSİAD, 28 Şubat’ta nasıl davrandıysa... Bugün de böyle davranıyor.
Yani gücün yanında saf tutuyor.

*

Ama benim bir öngörüm var:
Nasıl 28 Şubat’ta güce boyun eğip demokrasiye sahip çıkmadıkları için bugün Erdoğan’dan papara yemek durumunda kaldılarsa...
Yarın da aynı nedenden dolayı simit satmak zorunda kalabilirler.

Enver Aysever’e bir çift sözüm var

ENVER Aysever, dün Ayşe Arman’a verdiği röportajda CNN Türk’te yaptığı programların sayısının bire düşürüldüğünü söylüyor ve ardından ekliyor:
“Çanak sorular sormadığım için böyle oldu”.

*

Ben de CNN Türk’te program yapıyorum.
Ben de sorular soruyorum.
CNN Türk, benim programımda bir değişiklik yapmadı.
Bu durumda ben “çanakçı” mı oluyorum?
Benim dışımda CNN Türk’te program yapan birçok arkadaşımız var.
Onlar da mı “çanakçı” oluyor?
Enver Aysever’den ricam şudur:
Böyle mi düşünüyor?
Eğer gerçekten böyle düşünüyorsa...
Çıksın, açıkça söylesin.
Ve bunun üzerine konuşalım.

*

Bu arada şunu da söylemeden geçemeyeceğim:
Siyasetin medya üzerinde baskısının yoğun olduğu bir dönemde yaşıyoruz.
Birçok insan söylediklerinden, yazdıklarından dolayı işinden oluyor, baskı görüyor.
Hasan Cemal gibi mesleğimizin en kıdemli isimlerinden birinin bile yazdıklarından dolayı işine son verilebiliyor.
Bu bir gerçek...
Fakat gelin görün ki...
Bu gerçek, profesyonel iş hayatında olabilecek sıradan değişikliklerde bile bir referans haline getirilmeye, bir kahramanlık vesilesi yapılmaya başlandı.
Bu fazlasıyla sırıtıyor, bu bir.
Böyle yapanlar, gerçekten baskılar yüzünden işini kaybeden gazetecilere fena halde ayıp etmiş oluyorlar,
bu da iki.

X