"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

Sevindim üzüldüm

MUHSİN KIZILKAYA: Aday olamadı. Böylece kısa dönem askerlik gibi, kısa dönem milletvekilliği yapmış oldu. Keşke bu kısa dönemde susmasaydı, konuşsaydı, birkaç aykırı şey söyleseydi de başına böyle bir iş gelseydi. Hiç değilse listeye konmamasının bir nedeni olurdu. Muhsin’i severim son tahlilde... Sonuçta ÜZÜLDÜM.


*


UĞUR IŞILAK: Onun için hep şunu söyledim: Şarkılarını yap, seçim müziklerine ağırlık ver, sanatını konuştur, senin ne işin var Meclis’te? Niye heves edersin ki siyasete? Hele ilk gün Meclis’te uyurken yakalanınca... Bu görüşüm çok daha keskinleşmişti. AK Parti onu da koymadı listeye... En çok da kendisi adına SEVİNDİM.


*


HÜSEYİN YAYMAN: Kürt sorununu en iyi bilen, sorunun çözümü için en samimi şekilde çalışan isimlerin başında geliyordu. Herhangi bir Güneydoğu kentinden aday konsa bile, belirli bir sempati toplayabilirdi. Gelin görün ki İstanbul’dan yeniden aday yapılmadı. Kaybeden AK Parti oldu. AK Parti adına ÜZÜLDÜM.


*


İHSAN ÖZKES: Gömleğine ve kazağına iddiaya girerim ki... Şu anda kafası iki elinin arasındadır ve “Ben ne yaptım, ben ne yaptım” falan diye ağlaşmaktadır. Çekildi gitti bab-ı hükümetten ama ne yazık ki pek izzetli bir şekilde gidemedi. Ne CHP’de kaldı itibarı, ne de AK Parti’ye yar olabildi. Yazık oldu İhsan Efendi’ye. SEVİNDİM.


*


FAİK TÜNAY: CHP’nin çok ihtiyacı olan bir isimdi. Başka türlü bir dili, başka türlü bir eleştirme biçimi, başka türlü bir yaklaşımı vardı. 7 Haziran’da aday gösterilmemişti. 1 Kasım’da bir şans doğdu. Ancak parti, bu şansı kullanamadı. ÜZÜLDÜM.


*


ALİ BABACAN: Çok eleştirdim, çok laf saydırdım, çok hırpaladım. Ama yine de AK Parti içinde kalan son “sağduyu kalesi” gibi bir isimdi. Eğer koymasalardı listeye... Kendi surlarında bir gedik açılacaktı ve üstelik o gedik pek de mukaddes olmayacaktı. Listeye alınmasına SEVİNDİM.


*


MARKAR ESAYAN: Neden iki sıra geriletildi? Neden seçilmesi riske atıldı? Bilmiyorum, bilemiyorum. Yoksa “Sen çok popüler adamsın, seni iki sıra geriye atıyoruz, böylece iki milletvekilliğini garantilemek istiyoruz” mu dediler? Eğer böyle dediyseler Markar Esayan buna ne yanıt verdi? Meraktayım. Ne yalan söyleyeyim. Kendisi adına azıcık ÜZÜLDÜM.


*


MEHMET ŞİMŞEK: Ali Babacan’dan sonra AK Parti’nin en önemli ikinci sağduyulu ismi. Ali Babacan’la birlikte onun da kaybedilmek istenmemesi olumlu puan. Babacan için söylediğimi onun için de söylüyorum. Kazanan AK Parti oldu. SEVİNDİM.


*


BÜLENT ARINÇ: Vallahi özleyeceğim. Tadımızdı, tuzumuzdu, rengimizdi, kaynağımızdı, şaşırtanımızdı, kâh kızdırıp kâh sevindirenimizdi. Son anda bir sürpriz olur, listeye konur diye çok bekledim. Ama olmadı. Kesin ve net ÜZÜLDÜM.


Abdurrahim için teşekkürler AK Parti

AK Parti’nin şu Abdurrahim Boynukalın denilen şahsı, ilelebet milletvekili yapacağını düşünüyordum.


*


Haksız da sayılmazdım hani...
Yarım ağız kınamalar...
Ama’lı açıklamalar...
Divan kurulu üyeliğine seçmeler...
Sırt sıvazlamalar...
Falan.


*


Fakat yanılmışım.
AK Parti, Abdurrahim’i koymadı listeye...


*


Böylece...
“1 Kasım’da sonuç ne olursa olsun seni başkan yaptıracağız, seni başkan yaptıracağız, seni başkan yaptıracağız” şeklinde haykırarak kendini garantiye aldığını sanan Abdurrahim...
“1 Kasım’da sonuç ne olursa olsun sen mebus olamayacaksın, sen mebus olamayacaksın, sen mebus olamayacaksın” cevabını almış oldu.


*


Demek ki neymiş?
Asgari bir sağduyu son tahlilde AK Parti’ye egemen olabiliyormuş.
Demek ki neymiş?
Magandalık AK Parti’de prim yapmıyormuş.


*


Düşünenlerden, gerçekleşmesi için bastıranlardan, emeği geçenlerden, karar verenlerden Allah razı olsun.
Elleri dert görmesin.


Abdullah Gül bir şey dememiş

AĞIZLAR açılınca “alçak”, kapatılınca “şerefsiz” denilmesine öyle alıştık ki...
Bakıyoruz Abdullah Gül’ün sözlerine...
Ne “alçak” diye bir haykırış var ne de “şerefsiz” diye bir çıkış.
Böyle olunca da...
Hepimizde aynı kanaat:
“Adam iki saat konuştu, hiçbir şey demedi abi.”


*


Oysa dedi.
Çok şey dedi.
“Medyaya baskı yanlış” dedi.
Abdurrahim Boynukalın için “Akıl alır gibi değil” dedi.
“Türkiye yumuşak güç olmalı” dedi.
“İki büyük partinin bir araya gelmesi çok önemliydi” dedi.
“Gazeteler parti bülteni gibi olmamalı” dedi.
“Suriye sorunu diyalogla çözülebilir” dedi.
“Çatışmacı dilin terk edilmesi gerekir” dedi.
“Devlet sisteminde kuralsızlıklar olmaz” dedi.
“Ekonomide reformlar olmalı” dedi.
“Memduh Boydak hayırsever biri” dedi.
“Gezi darbe girişimi değildi” dedi.


*


Bütün bunları demesine rağmen...
Hiçbir şey demediği konusunda iki taraf da uzlaşmış durumda:
İktidar yanlıları, “avucunuzu yaladınız, Gül size beklediğinizi vermedi” yorumunu yapıyor.
İktidar karşıtları, “incir çekirdeğinizi dolduramadı, mıy mıy mıy dedi” yorumunu yapıyor.


*


Şunu anlamış bulunmaktayım:
Artık bu ülkede...
Bağırmazsan... Öfkeli sesler çıkarmazsan... Gözlerini belerterek konuşmazsan... Hançereni yırtmazsan... Hamaset yapmazsan... “Şerefsiz” demezsen... “Alçak” demezsen... Herkesi düşman ilan etmezsen... “Ya bendensin ya düşman” tavrı koymazsan... “Almanlar bizi acayip kıskanıyor” şeklinde zekice saptama yapmazsan... Söze “İki silahım, yüzlerce mermim var” diye girmezsen...
Bir şey demiş olmuyorsun.


*


İşte bütün bunlar Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’de siyasete yerleştirdiği üslubun, dilin sonuçları.


CEVAP VE DÜZELTME METNİ

13 Temmuz 2015 tarihli Hürriyet gazetesinde Ahmet Hakan imzalı “REZA ÇEKTİ TAKVİM BASTI” başlıklı bir köşe yazısı yayınlanmıştır.
Sebebini bilemediğimiz bir öfke ve kini içinde bu derece yoğun barındıran, müvekkilimin kişilik haklarına ağır saldırı mahiyetindeki yazıyı yazan ve yayınlanmasında emeği geçen herkesi esefle kınıyoruz.
Hiç kimsenin inancım ya da ibadetini sorgulamak ya da eleştirmek yetkisini asla kendimizde bulmuyoruz. Ayrıca ne yazıyı yazanın ne de yayınlayan yayın gurubunun müvekkilime yönelik sistematik saldırılarında olduğu gibi kimsenin özel hayatına müdahale etmek gibi bir düsturumuz da bulunmamaktadır.
Ancak başka bir gazetede yayınlanan resminin çekilmesini müvekkilime mal eden ve hemen akabinde içinden hakaret ve iftiralar fışkıran bu yazıyı yazan ve çirkin yazıyı yayınlayan zihniyetle hukuki platformda mücadele etmekte tereddüt etmeyeceğiz.
Müvekkilimden “sahtekar” diye bahseden gazete yazarının konu yargıya intikal ettiğinde bunun bir “eleştiri” olduğu yönünde gülünç bir savunma yapmaya tevessül etmeyeceğini umuyoruz. Zira “sahtekar” kelimesinin açık ve ağır bir hakaret olduğunun tartışmasız olması bir yana şayet eleştirecek yön arayacaksak yazar ve yayın gurubunda müvekkilimden “bin kat daha fazla” unsur bulunduğu Türk kamuoyunun bilgisi ve takdiri dahilindedir.
Tüm hukuki ve cezai talep ve başvuru haklarımız saklı kalmak kaydıyla cevap ve düzeltme metninin Basın Kanunu hükümleri çerçevesinde yayınlanmasını talep ve rica ediyoruz.
Rıza SARRAF (Reza ZARRAB)
Vekili Avukat Şeyda YILDIRIM

X