"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

Sazan gibi atlamayın şu fotoğrafların üstüne

“TÜRK heyetinde not tutan bir kişi bile yok/Amerikan heyetinde ise herkes not tutmaya hazır” diye özetlenen o meşhur fotoğraf karesinin öyküsünü öğrendim.

*

Olay şöyle olmuş:

ABD Başkanı Trump ve beraberindekiler, daha önce yaptıkları bir görüşmeyi tamamlamışlar. Ellerinde not kâğıtları, kalemler falan... O şekilde bekliyorlarmış Türk heyetini... Cumhurbaşkanı Erdoğan ve beraberindekiler içeri girmişler, yerlerini almışlar ve toplantının basına açık bölümünde fotoğraf çekimi başlamış. Türk heyetinde not defterlerinin olmadığı fotoğraf karesi, işte böyle ortaya çıkmış.

Sazan gibi atlamayın şu fotoğrafların üstüne

Görüşme başlar başlamaz ise... Türk heyetinde bulunanlar, hemen not defterlerini çıkarıp kendi alanlarıyla ilgili notlar almaya başlamışlar.

*

Şimdi elimizde iki fotoğraf var:

- BİR: Türk heyetinin not tutmadığını gösteren fotoğraf...

- İKİ: Türk heyetinin harıl harıl not tuttuğunu gösteren fotoğraf...

*

Birinci fotoğrafın üzerine sazan gibi atlayarak “Bizimkiler not bile tutmuyor... Şunların haline bakın hele... ABD heyeti ise işine nasıl da sahip çıkarak not üstüne not alıyor...” falan diye laf sokanlar, ikinci fotoğrafla karşılaşınca “ölü taklidi” yapmaya başladılar.

Sazan gibi atlamayın şu fotoğrafların üstüne

*

Başta CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere...

Önünü arkasını incelemeden bu tür olayları konu edenlere dört önerim var:

- BİR: Yapmayın böyle... İnternette gördüğünüz her fotoğrafın üstüne hemen atlamayın.

- İKİ: Diyelim atladınız... Hakikati öğrendiğinizde samimi olarak mahcup olun. Mahcubiyet iyidir.

- ÜÇ: Diyelim mahcup oldunuz... Zerre yüksünmeden özür dileyin. Çok asil bir davranıştır özür dilemek.

- DÖRT: Diyelim özür dilediniz... “Bu da bana ders olsun, bir daha asla böyle bir şey yapmam” falan diye yemin ediniz.

 

BİR TRUMP ÖLMÜŞ DİYELER

GEÇEN akşam tam da güzel bir filme dalacakken...

Whatsapp’tan acı acı uyarı mesajları geldi.

Açtım.

Bir arkadaşım, “Duydum mu? Trump ölmüş” diyordu mesajında...

Bir başka arkadaşım ise “Trump ölmüş, duyurmuyorlarmış” diyordu...

Komplo teorilerine yatkın ve iktidarı pek seven bir arkadaşım ise “Adam S-400 meselesinde Türkiye’ye destek verdi ya... O yüzden zehirlediler adamı” demesin mi?

Bütün bu mesajlara karşı...

“Bir Trump ölmüş diyeler/Üç günden sonra duyuralar/Soğuk su ile yuyalar/Şöyle garip bencileyin” diye cevap yazdım, ardından telefonumun sesini kıstım ve filmime dalıverdim.

 

BU ŞEYH BİLDİĞİNİZ ŞEYHLERDEN DEĞİL Kİ

HABER şöyle verildi:

Sazan gibi atlamayın şu fotoğrafların üstüne

“Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki Şeyh El Kasımi, Londra’daki evinde escortlarla yaptığı grup seks sırasında öldü. Birleşik Arap Emirlikleri’nde 3 günlük resmi yas ilan edildi.”

*

“Şeyh” denilince...

Akıllarına “Menzil Şeyhi” ya da “Nakşibendi Şeyhi” falan gelen bazıları, bu haber üzerinden...

Bol bol yalan yanlış geyik çevirdiler, çeviriyorlar.

*

Oysa gerçekler hiç de çevrilen geyiklere uymuyor.

Öncelikle şunu vurgulayayım:

Arap dünyasında yöneticilere ve onların soyundan gelenlere “şeyh” deniyor. Yani işin dinle, tarikatla uzaktan yakından ilgisi yok.

*

Ölen Şeyh El Kasımi’ye gelince... Kendisi Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki emirin soyundan gelen yöneticilerden birinin oğlu.

9 yaşında Londra’ya yerleşmiş, Tonbridge’de eğitim görmüş, İmperial College London’da okumuş, Central Saint Martins’te moda tasarımı üzerine dersler almış, tasarımcı olmuş, “Qasimi Homme” diye erkek giyim markasına imza atmış biri.

*

Yani... Dini değerlerle bezenmiş bir “şeyh” ya da “şeyh çocuğu”nun aşırı riyakâr bir davranışıyla değil de...

Hayatını neredeyse tamamıyla Londra’ya adamış zengin bir Arap çocuğunun hiç de riyakâr olmayan ve sonu kötü biten bir macerasıyla karşı karşıyayız.

*

“Şeyhlik” üzerinden geyik çevirmeye meraklı olanlara sesleniyorum:

Şeyhler ve şeyh çocukları asla böyle şeyler yapmaz tarzı bir iddiam yok ama buradan pek ekmek çıkmaz gibi.

 

KÜÇÜK İSKENDER

ŞAİR küçük İskender, “Ben Ölürsem” adlı şiirinde şöyle diyordu:

*

“Ben ölürsem kara kutumu bulamayacaklar

ne bir buz yorgunluğu

ne bir sinema perdesi yırtık.. küçücük kabrim

bir çocuk kalbi gibi haylaz olacak!”

*

Son büyük şairlerimizden birini daha kaybettik...

Uğurlar olsun küçük İskender!

 

İMAMOĞLU’NUN DUAYLA BAŞLAMASINA DAİR İKİ ŞEY

- BİR: Bizdeki çarpık laiklik anlayışı, aşağı yukarı şöyle bir şeydir: “Bir şey dini ise... Neyi ihtiva ederse etsin... O şey kamu alanında asla ve kat’a yer alamaz”. Bu anlayışa göre... Dindar bir siyasetçi, siyaset alanına girdiği andan itibaren dini unutacak! Ekrem İmamoğlu’nun göreve duayla başlamasına tepki gösterenlerin çoğu, işte böyle çarpık bir laiklik anlayışına sahipler.

- İKİ: Makam odasında ailesi ve çalışma arkadaşlarıyla birlikte ve bir hoca eşliğinde dua etmesiyle ilgili olarak Ekrem İmamoğlu, şöyle bir açıklama yapmış: “O benim kişisel alanımdı. Yaptığım şey ailemle beraber dua ile yola çıkmaktı”. Yanlış bir yaklaşım bu... Orası İmamoğlu’nun kişisel alanı değildir. Keşke İmamoğlu, “Ne var bunda kardeşim mesele edecek!” falan demekle yetinseydi.

 

EN SEVDİĞİM 10 KEMAL SUNAL FİLMİ

- BİR: Zübük...

- İKİ: Şaban Oğlu Şaban...

- ÜÇ: Kapıcılar Kralı...

- DÖRT: Tosun Paşa...

- BEŞ: Hababam Sınıfı...

- ALTI: Salako...

- YEDİ: Davaro...

- SEKİZ: Köyden İndim Şehire...

DOKUZ: Devlet Kuşu...

- ON: Çöpçüler Kralı...

 

X