"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

Muharrem İnce’ler de başarabilirlermiş

KİMDİR Muharrem İnce?

Yakın zamana kadar birçoğumuzun “Ulusalcının tekidir, bir şey olmaz ondan” dediği bir siyasetçi.

*

Ama bakın:
O “ulusalcı” da değişti, gelişti, çalıştı.
Ve burnundan kıl aldırmaz iktidarı Yalova’da mağlup etmeyi başardı.

*

Nasıl yaptı? Neler yaptı?
Bir bakalım:
Üst perdeden konuşmayı bıraktı.
Cami cemaatini sevdi.
Ayrıştırıcı bir dili terk etti.
“Hizmet” sözcüğünü daha sık kullandı.
Halk aşağılaması yapmadı.
Davasına inandı, kendine güvendi.
Sandıktan başka bir çarenin olmadığını içselleştirdi.
“Oylarımızı çalıyorlar” diye ağlaşmak yerine oylarını çaldırmamak için didindi.
Rakibi yenmenin en az rakip kadar çalışmaktan geçtiğini gördü.
“Halk adamı” oldu.
Mazlum olmayı öğrendi.

*

Muharrem İnce’nin bu zaferi...
AK Parti’den daha çok...
Her seçimin ardından “Bu halktan bir şey olmaz” diye ağlaşıp çirkinleşenlere kapak olsun.


Başbakan’a Gezi’yi kim, nasıl anlatıyor?


BAŞBAKAN Erdoğan, Gezi’den söz açıldığında...
Şöyle diyormuş:
“Bana Gezi demeyin... Sokaklarda benim ölmüş anneme ağza alınmayacak küfürler ettiler.”

*

Bu bilgiyi Başbakan’a kimler, nasıl ilettiler acaba?
Bilmiyorum.

*

Ama ben olsam meseleyi şöyle anlatırdım:
Sayın Başbakan...
Evet, Gezi gösterilerine katılanlar arasında bu tür iğrençlikler yapanlar oldu.
Ancak unutmayın ki... Yine Gezi gösterilerine katılanlar arasında bu tür iğrençlikler yapanlara anında tepki gösterenler, onları alanlardan uzaklaştıranlar da oldu.
Hatta gösterileri yakından izlemiş bir gazeteci olarak size şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Bu iğrençlikleri yapanların sayısı, bu iğrençliğe tepki gösterenlerin binde biri değildi.
Gezi yekpare, homojen bir hareket değildi Sayın Başbakan.
Bin türlü insanın yer aldığı bir hareketti.
Size Gezi’yi anlatanlar, galiba Gezi gerçeğinin bir bölümünü anlatıyorlar.
Oysa sizin gerçeği, sadece gerçeği ama bütün gerçeği bilmeniz gerekir.

*

Şimdi diyeceksiniz ki:
“Yahu Başbakan Kabataş’ta bir kadına saldırılmadığını ve camide içki içilmediğini bildiği halde... Hâlâ ısrarla bu iki konuyu gündeme getirip duruyor... Senin vereceğin bilgiyi dikkate alır mı sanıyorsun?”

*

Haklı olabilirsiniz.
Ama ben yine de işin gerçeğini anlatmak isterdim.
Anlatırdım ve gerisini onun vicdanına bırakırdım.


Ayasofya, İslamcıların değil sağcıların meselesi

80’li yıllarda İran Devrimi’nin etkisiyle büyüyen, gelişen evrensel İslamcılık hareketi...
Osmanlı rüyalarına dalmaktan vazgeçmişti.
Sağcılıkla arasına mesafe koymuştu.
“Ayasofya ibadete açılsın” diye tutturmaktan vazgeçmişti.
Saltanata özlem duyanlara acı eleştiriler getirmeye başlamıştı.
Fetih meselesine özel anlamlar yüklemeyi terk etmişti.

*

Yani demem o ki:
Osmanlı ve Ayasofya özlemi, aslında Türk sağı ile geçmişte Türk sağının bir parçası olarak var olan dini akımların özlemidir.
80’li yılların büyüyen radikal ve evrensel İslamcı dalgasının bir özlemi değildir.

*

Bugün AK Parti iktidarında Osmanlı ve Ayasofya özleminin yeniden dirilmesi ve diriltilmesi...
AK Parti’nin İslamcı bir parti olmasından daha çok sağcı bir parti olmasından kaynaklanmaktadır.
AK Parti gitgide daha çok...
İçinde İslami tonun da yer aldığı milliyetçi, mukaddesatçı, düzenci ve sağcı bir parti haline gelmekte.


Çok şey değil ama az şey de değil

YALOVA’yı CHP’nin, Ağrı’yı BDP’nin alması...
Çok şey değildir.
Ama az şey de değildir.

*

AK Parti’nin bu iki kentteki seçime...
Var gücüyle asılmasını, vaat yağdırmasını, bakanlarını seferber etmesini, mitingler yapmasını, ahaliyi birebir markaja almasını, devlet imkânlarını kullanmasını falan göz önünde bulundurursak...
Yalova’da CHP’nin, Ağrı’da BDP’nin başarısının küçümsenecek bir başarı olmadığını görürüz.

*

Ama bu başarıdan...
Cumhurbaşkanlığı’nı da kaybedecekler, yok oluyorlar, eriyorlar, bitiyorlar, çöküyorlar, gidiyorlar türü büyük sonuçlar da çıkarmamak gerekir.


Türkiye nasıl felaha erer?


31 Mayıs günü...
“Ayasofya’nın önünde ‘Ayasofya cami olsun’ gösterisi yapanlar” ile “Sultanahmet’ten Saraçhane’ye kadar yürüyerek Mavi Marmara’da ölenleri ananlar”...
Birlik olup...
“Biz özgürlüğümüzün tadını çıkarıyoruz ama başkalarına adım bile attırılmıyor. Biz özgürce toplanıyoruz, özgürce yürüyoruz ama başkaları polis tarafından itilip kakılıyor, gaza boğuluyor, gözaltına alınıyor... Bu ayıptır, bu ayıp bizi utandırır, biz bunu içimize sindiremeyiz, biz bunu kabul edemeyiz” dedikleri gün...
Türkiye’nin felaha erdiği gün olacaktır.


İşte bu din benim dinim


DİYANET İşleri Başkanı Mehmet Görmez şöyle demiş:
Yaratıcının sonsuz kudretini yok saymak ne kadar yanlışsa... İnsanın suç ve sorumluluklarına ilahi kudret üzerinden mazeret üretmek de o kadar yanlıştır.
Masum ve gariban işçileri, alınterlerini dikkate almayan bir çarkın parçası olmaya davet eden dini anlayıştan biz uzağız.

*

İşte budur.
İşte bu kadardır.
İşte bu din, benim dinimdir.


X