"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

Kültür Bakanı olmanın güzel tarafı sanatın işiniz olması

Kültür Bakanı Mahir Ünal’la sanat konuştuk. Osman Sarı’nın ‘Taş Gazeli” şiirini, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın iki romanını nasıl sevdiğini, Mahsuni Şerif’ten “İşte Gidiyorum Çeşmi Siyahım” türküsünü dinlemesini anlattı.


- Türkiye’de komedi filmlerinin altın çağı yaşanıyor. Ne diyorsunuz bu filmlerle ilgili olarak?

MAHİR ÜNAL: “Düğün Dernek 1” ve “Düğün Dernek 2”yi izledim. Kendi alanında başarılı buldum. Sivas’taki sosyal doku, insanlar arasındaki sıcak, samimi ilişkiler ancak bu şekilde anlatılırdı.


- Bazıları küçümsüyor bu filmleri?
MAHİR ÜNAL: Modernleşme ile birlikte insanlığın başındaki kutsallık halesi kayboldu ve kaçınılmaz olarak insanlık, bir anlam üretme hastalığına müptela oldu. Kendimizi önemli bulmak için büyük anlatılar üretmemiz gerektiğini sanıyoruz. Oysa biz tepeden tırnağa anlamız, bir anlam arayışına ihtiyacımız yok. Çünkü anlam üretmeye kalkıştığınız zaman, kendinize önem atfediyorsunuz. Kendinize önem atfettiğinizde kaçınılmaz olarak insan ağırlaşıyor ve hantallaşıyor. Bir süre sonra bu sizin için bir kafese dönüşüyor. Oysa çok çıplak, çok yalın, çok keyifli, çok mucizevî bir hayat var etrafımızda.

Kültür Bakanı olmanın güzel tarafı sanatın işiniz olması


- Bu söyledikleriniz, yeni Türk komedi filmlerinde ortaya çıkan düzeysizliklere yönelik eleştiriler konusunda pek bir şey söylemiyor. 
MAHİR ÜNAL: Geçenlerde kültür dünyamızdan insanlarla bir araya gelip sohbet ettik. Aralarından biri şöyle dedi: “Kimlik kaybolmaz, kimliğin kalitesi kaybolur”. Bu kimlik telaşımız nedir bizim? Biz kimliğin kalitesini yeniden inşa etmek durumundayız. Yani kimliğin kalitesi kaybolduğunda başka bir şey ortaya çıkıyor. Dil, üslup, davranış değişiyor ve kabalık dediğimiz şey ortaya çıkıyor.


- Bazen bu tür filmlere müdahale edilmesi gerektiği fikri ortaya atılıyor.
MAHİR ÜNAL: Ben insanların tercihlerine müdahil olmanın iki şeklini biliyorum: Eğer bir tercih suçsa... Bunun hukuki yaptırımı vardır. Eğer bir tercih ahlaki açıdan sorunluysa... Bunun da sosyal yaptırımı vardır. Yani burada belirleyici olan ben değilim. 


'HAFTADA 1 SAAT RESİM DERSİ ALIYORUM'

- Hürriyet’in Ankara Kulisi sayfalarında okuduk: Resim dersleri alıyormuşsunuz?
MAHİR ÜNAL: Hürriyet’ten Nuray Babacan bunu duymuş. Beni aradı. “Haber yapmazsan sevinirim” dedim. Ama dayanamadı, haber yaptı. Ben de açıklamak durumunda kaldım. Uzun zamandan beri resme çok meraklıydım. Şimdi özel bir resim atölyesinde haftada bir saatimi ayırıp resim dersi alıyorum. Şu anda biraz ilerledim. Bu arada bakanlığımızın kapanan 18 tane sanat atölyesini tekrar açıyoruz.


'KÜLTÜR BAKANI OLMANIN GÜZEL TARAFI SANATIN İŞİNİZ OLMASI'

Edebiyatta alanında en çok hangisi seversiniz? Şiir, roman, hikâye?
MAHİR ÜNAL: Hikâyenin benim için her zaman çok çekici bir yönü olmuştur. İnsana baktığınız zaman aslında bir hikâyeye bakarsınız. Ve insan, hikâyeyle ilgilenir. Turizmde de seyyah, gezdiği yerlerin hikâyesini öğrenmek ister. Bakanlığımızın tanıtım stratejisinde her şeyi hikâyeleştirmeyi ve bir duygu yüklemeyi öne çıkarıyoruz. İnsanlar hikâyesi olmayan şeylerle ilgilenmiyorlar. Hikâyesi olmayan şeylerin anlamı yok. Mesela bugünlerde Antalya’da Likya Yolu’nu açıyoruz. Fransız bir hikâyeciye Likya Yolu ile ilgili hikâyeler yazdırıyoruz.

Kültür Bakanı olmanın güzel tarafı sanatın işiniz olması


En sevdiğiniz şairler kimler?
MAHİR ÜNAL: Şairlerden ziyade şiirler üzerinden gidelim.


O zaman şöyle soralım: En sevdiğiniz şiirler?
MAHİR ÜNAL: Osman Sarı’nın “Taş Gazeli”, lise yıllarımızda bizi alıp götürürdü. Erdem Beyazıt’ın bütün şiirleri... Necip Fazıl’ın “Annem” şiiri... Nâzım Hikmet’in hayata dair duygusunu severim.


Sezai Karakoç?
MAHİR ÜNAL: Sezai Bey’in medeniyet tasavvuru beni derinden etkilemiştir.


Roman?
MAHİR ÜNAL: Ahmet Hamdi Tanpınar’ın iki romanını çok severim: “Huzur” ve “Saatleri Ayarlama Enstitüsü”.


Mustafa Kutlu’nun hikâyelerini beğenir misiniz?
MAHİR ÜNAL: “Sır”, en sevdiğim kitabıdır.


Müzikle ilginiz?
MAHİR ÜNAL: Sanat, genel hatlarıyla insanın kendisini değişik dillerde ifade etmesidir. Tiyatronun, operanın... Her birinin ayrı dili vardır. Biz son yüzyılda bu dilleri öğrenmekte zorlandık. Bunların içeriklerine karşı geliştirdiğimiz tepki, bizi onların dillerine de yabancılaştırdı.


Siz kişisel olarak bu yabancılaşmayı müzik alanında aşabildiniz mi?
MAHİR ÜNAL: Elimden geldiğince... Müzikte romantik dönemden Beethoven’i, barok dönemden Vivaldi’yi keyifle dinlerim. Ama aynı zamanda Itri’yi de, Dede Efendi’yi de, onların devamı olan Münir Nurettin’i ve Saadettin Kaynak’ı da dinlerim.


Sanata vakit ayırabiliyor musunuz?
MAHİR ÜNAL: Kültür Bakanlığı’nın en güzel tarafı, sanatın işiniz haline gelmesi.


Türküler?
MAHİR ÜNAL: Ben Elbistanlıyım. Ben beş yaşımda Mahsuni Şerif’ten “İşte Gidiyorum Çeşmi Siyahım” türküsünü dinledim. Bir çayırın başına bağdaş kurduk oturduk. Kendisinden dinledim. Sazını aldı kucağına ve “Çeşmi Siyahım”ı söyledi. Hiç unutamam bu türküyü ve benim için anlamı büyüktür.


Başka hangi türküleri seversiniz?
MAHİR ÜNAL: Abdurrahim Karakoç da Elbistanlıdır. Onun “Mihriban” şiiri, muhteşemdir. “Lambada titreyen alev üşüyor”. Bir taraftan aşkın sıcaklığı, bir taraftan da ayrılığın getirdiği üşüme bir cümlede ancak bu kadar güzel ifade edilebilir. Musa Eroğlu üstadımız da bu şiiri mükemmel bir şekilde besteledi. Ve tabii Neşet Ertaş’ın bütün türküleri.

Kültür Bakanı olmanın güzel tarafı sanatın işiniz olması


Tiyatro?
MAHİR ÜNAL: Tiyatronun repertuvarının acilen güncellenmesi gerekiyor. Bu konuda birkaç oyun siparişi de verdik. Ayrıca 50 milyon bütçe ayırdık, gençlere tiyatro yazarlığı alanında ciddi destek vereceğiz. Kültür alanını retorik üzerinden inşa edemezsiniz. Teşviklerle desteklemediğiniz kültür sanat alanlarını gençler için cazibe merkezine dönüştüremezsiniz.


'TÜRKİYE'NİN ÇOK GÜÇLÜ BİR OPERA GELENEĞİ VAR'

Baleyi, operayı küçümser misiniz?
MAHİR ÜNAL: Hayır... Ama şunu belirtmek gerekir: Bir sanat dalının bazı yaşam biçimlerine uymaması söz konusu ise bunun dayatılmasına da karşıyım. Bunun benim yaşam biçimime uymuyor olması, yanlış olduğu anlamına da gelmez. Benim tarafımdan mutlak olması ve yüceltilmesi anlamına gelmeyeceği gibi... Opera, bale... Benim bu konuda temel düşüncem şu: Opera, büyük devletlerin yumuşak gücüdür. Şu anda Türkiye gibi güçlü bir opera geleneğine sahip ancak 10 ülke sayabilirsiniz.1900’lü yılların başından beri Türkiye’nin çok güçlü bir opera geleneği var. Şimdi benim elimde böyle bir sanat gücü varken ben operaya nasıl karşı çıkayım? Tam tersine operanın içeriğine katkı sunup yapısal özelliklerini güçlendirmeliyim.


'AMACIMIZ KÜLTÜR DİKTE ETMEK DEĞİL'

Türkiye’de özellikle Gezi sürecinden sonra oluşan kutuplaşma, sanatçılar arasında da gerçekleşti. Bazı sanatçılar, hükümetin uyguladığı kültür politikaları açısından kendilerini dışlanmış hissediyorlar. Buna son verecek bir çaba içine girecek misiniz?
MAHİR ÜNAL: Yarın geniş bir kültür paketi açıklıyoruz. Bu paketin hazırlanmasında bütün kültür sanat erbabıyla çok sayıda toplantılar gerçekleştirdik. Bu paketin temel amacı şehirlerimizin kültür sanat üreten merkezlere dönüşmesidir. Bizim amacımız bir kültür dikte etmek değil, toplumun kendi kültürünü üretmesinde ön açıcı kolaylaştırıcı ve altyapı hazırlayıcı rol oynamaktır. Yeni bir kültür sanat yönetimiyle sanatın ve sanatçının desteklenmesi, sanatçının eğitiminden özlük haklarına kadar tüm alanlarda ön açıcı düzenlemeler yapmaktır. Kültür ve sanat gerilim ortamında konuşulabilen bir şey değildir. Kültür ve sanat üzerinden üstenci, ötekileştiren, ayrımcı bir dil kullanılmamalıdır. Kültür ve sanatı, ideolojik angajmanların dışında tutmak gerekir.


'EN BEĞENDİĞİM TÜRK FİLMİ: BANA MASAL ANLATMA'

Son dönem Türk filmleri arasında en beğendiğiniz hangisi?
MAHİR ÜNAL: “Bana Masal Anlatma” filmini üç kere izledim. Hatta satın alıp bazı bakan arkadaşlarıma dağıttım. Eski Türk filmleri tadında ve sıradan insanların hikâyelerinin keyifle anlatıldığı çok güzel bir film.İnsanların hayatlarına yönelik küçük müdahalelerin onların hayatlarında hangi büyük sorunları doğurduğunu anlatması açısından önemli bir film.


'1300 OTEL BATIYOR' TÜRÜ HABERLERİN ASLI ASTARI YOK'

Turizmde kriz var mı? Son durum nedir?
MAHİR ÜNAL: Dünya küresel terör sorunuyla karşı karşıya... Rusya’nın turizmi bir yaptırım aracı olarak kullanması da söz konusu... Bu iki sorun sıkıntı oluşturdu. Antalya bir türbülansa girdi. Biz bunu çözmek için sektör temsilcileriyle bir araya geldik. Onların bizden talep ettiklerinin tamamını dört ay içinde gerçekleştirdik.


Bu krizden ne tür dersler çıkarılmalı?
MAHİR ÜNAL: Antalya çok iyi bir ürün... Ama Antalya’nın başka pazarlara açılması gerekir. Bunun için çaba sarf ediyoruz. Yeni bir tanıtım stratejisi oluşturuyoruz. Bu krizden pazarın çeşitlenmesi yönünde bir fırsat çıkacak. O yüzden umutsuz değilim. Önümüzdeki sezon biraz sıkıntılı geçebilir ama biz bu sıkıntıların atlatılması için “Turizm Destek Paketi” açıkladık. Bu paket, sektöre önemli ölçüde soluk aldırdı.


İflaslar olduğu, otellerin satılığa çıkarıldığı söyleniyor.
MAHİR ÜNAL: “1300 otel batıyor” türü haberlerin hiçbir şekilde aslı astarı yok. Banka kredileri konusunda bankaların gereken esnekliği sağlamaları yönünde adımlar atıldı. Kriz yönetimi çerçevesinde bu süreci yönetiyoruz.


ABD ve İsrail gibi ülkelerin büyükelçilikleri Türkiye için terör uyarısı yapıyor. Bu tür uyarılar sizi rahatsız ediyor mu?
MAHİR ÜNAL: Fransa Cumhurbaşkanı Hollande, “Türkiye Rusya savaşı çıkabilir” dedi. Bu açıklama turizmimize en büyük zararı verdi. Tam da tur operatörlerinin rezervasyon yaptığı bir dönemde bir devlet başkanının böyle bir açıklama yapması, tatil planları yapanların Türkiye’yi seçenek olmaktan çıkarmalarına yol açar. İsrail, ABD gibi ülkelerle istihbarat paylaşımında bulunuyoruz. Bu ülkeler, bu paylaşımlardan yola çıkarak kendi vatandaşlarının can güvenliğini yüksek hassasiyetle dikkate alıyor olabilirler. Eğer içeride Türkiye’nin güvenlik açısından riskli ülke algısını pekiştiren bir kafa varsa... Benim bu ülkelere dönük bir şey deme şansım yok. Yani Fransa’da bir patlama olduğunda “Fransa çocuklarına ağlıyor” manşetini atıyor, İstanbul’da patlama olduğunda “Katliam ülkesi” manşetini atıyorsanız, ne denebilir ki?

X