"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

İşçi ölüleri üzerinden siyaset yapma çağrısı

HERKESİ ama herkesi...

İşçi ölüleri üzerinden siyaset yapmaya çağırıyorum.

*

Hadi!
Kalkın ayağa!
Ve siyaset yapın.
-“Kimin yüzünden öldüler, ölüyorlar” diye haykırın.
-Cinayetin tüm sorumlularının ortaya çıkarılması için ayağa kalkın.
-Taşeronu, asansörcüyü, müteahhidi, ihale vereni, denetçiyi, bakanı, hükümeti, yasa çıkarmayan Meclis’i... Hepsini ama hepsini sorgulayın.
-“Uyarılara neden kulak tıkadınız” diye inletin ortalığı.
-“İşçiler ölürken siyaset susmaz, konuşur” deyin.
-“Yeni bir iş kazasını ve yeni bir katliamı beklemeyeceğiz” deyin.
-“Bir işçinin canı, senin diktiğin bin kuleden daha değerlidir” deyin.
Kısacası...
Siyaset yapın.
Ve hemen başlayın şu işçi öldüren kahrolası sistemi hallaç pamuğu gibi dağıtmaya.

*

“İşçi ölüleri üzerinden siyaset yapılmasın” falan diyenlere de...
Şöyle çıkışın:
Atatürk üzerinden, türban üzerinden, yaşam tarzı üzerinden, mezhep üzerinden, tarih üzerinden, kimlik üzerinden, din üzerinden tepe tepe siyaset yapıyorsun da sıra “işçi ölüleri”ne gelince mi zoruna gidiyor? Bir yürü git.

*

Siyaset para için, makam için, hükümran olmak için, zengin olmak için, kuyunun başını tutmak için yapılmaz.
Siyaset, “işçiler ölmesin” diye yapılır.
Hadi hep birlikte işçi ölüleri üzerinden siyaset yapalım.


Ne yapacaktı ‘Çarşı’, darbe yaparak?


SAHİ ne yapacaktı?
Hükümeti devirip “Beşiktaş Cumhuriyeti”ni mi kuracaktı?

*

Ey Savcılar! Bi deyiverin hele...
Ne yapacaktı “Çarşı”, darbe yapıp...
-Hükümet merkezini Beşiktaş Çarşı’ya mı taşıyacaktı?
-“Deve Erol” başbakan mı olacaktı?
-“Sarı Cem” milli güvenlik kurulu başkanı mı olacaktı?
-Kabine toplantılarında üçlü mü çektirilecekti?
-Her sabah mekteplerde “Gündoğdu” marşını mı söyletecekti?

*

Ne yapacaktı “Çarşı”, darbe yaparak?
-Memleketi NATO’dan çıkarıp UEFA’ya mı sokacaktı?
-AK Parti milletvekillerini toplayıp Beşiktaş lehine slogan mı attıracaktı?
-Tank sesi yerine dozer sesi mi dinletecekti?

*

Ey savcılar!
Komik olmayın lütfen.
Hazırladığınız iddianameyle...
“Yargı”nın ağırlığını hafiflettiniz...
Bari “darbe” denilen olguyu madara etmeyin.


Kafamda deli sorular


-Türkiye, IŞİD’e karşı savaşacak mı? Bu durumda rehineler ne olacak?

*

-Gerçekten de Bank Asya’yı batırmaya mı çalışıyor hükümetimiz?

*

-Ünal Aysal’ın istifa etme ihtimali yüzde kaç?

*

-Bizi artık yurtdışındaki başbakanlar düzeyindeki toplantılarda da Cumhurbaşkanı mı temsil edecek?

*

-Hâkim ve savcıların maaşlarına bin küsur lira zam yapılması ile HSYK seçimleri arasında gerçekten bağlantı var mı?


Fatih Terim ile Tayyip Erdoğan


İKİSİ birbirine çok benziyor.

*

İş tutuş biçimleri benziyor, öfkeleri benziyor, yaklaşımları benziyor, üslupları benziyor.

*

Ama benzemeyen bir nokta var:
Aynı stilden gittikleri halde...
Tayyip Erdoğan yeniyor, Fatih Terim yeniliyor.

*

Ne iş yahu ne iş?



Mehmet Bekaroğlu, Atatürk’e hakaret etti mi?


İşçi ölüleri üzerinden siyaset yapma çağrısı


ÖNCE olayın bütün ayrıntılarını anlatalım:

*

-Yıl 1992... Mehmet Bekaroğlu, “Su Üstünde Yürümek” başlıklı bir yazı yazıyor. Yazı, “Gelecek Bahar” adlı İslamcı bir dergide yayımlanıyor.
-Yazı aslında tam bir İslamcılık eleştirisi... Ama içeriden bakarak yapılmış bir eleştiri...
-Bekaroğlu yazısında, kendisini de işin içine katarak, “İslamcıyız ama yüzeyseliz” mesajını vermeye çalışıyor.
-İronik bir dille yazılan yazıda şöyle bir cümle var: “Bir zamanlar şanlı ecdat vardı; dört kıtada at koşturan... Sonra Ayasofya; Yunan’ı telin mitingleri ve Büyük Doğu... Bir de kefere Kemal”. Yazıda geçen bu cümlede İslamcılığın geçmişte ne kadar yüzeysel bir noktada olduğu vurgulanıyor. Yazı zaten buna benzer cümlelerle dolu.
-Yazının tamamı okunduğunda çıkan sonuç şu: Bekaroğlu, o günün İslamcılarına “tefekkür etmedik, geçmişle övündük, semboller üzerinden konuştuk, derinlik kazanmadık, yüzeysel olduk” diye eleştiri getiriyor.
-Fakat ne oluyor? Şu oluyor: Bekaroğlu mahkemeye veriliyor. Atatürk’e “Kefere Kemal” diyerek hakaret etti diye.
-Yargılanıyor Bekaroğlu... Aylarca sürüyor mahkeme... Sonunda mahkeme, yazıda Atatürk’e hakaret suçu işlenmediğine hüküm veriyor. Beraat ediyor yani Bekaroğlu.
-Aradan bir süre geçiyor. Çalıştığı üniversitede Bekaroğlu’nun başını yemek isteyenler “Atatürk’e kefere dedi” diye saldırıyorlar... Milletvekili oluyor... Yine çıkıyor yazı önüne, yine suçlanıyor.
-Bekaroğlu, bir türlü derdini anlatamıyor. Ne zaman bir çıkış yapsa... Hemen yaygara başlıyor: Atatürk’e hakaret etti, Atatürk’e kefere dedi...
-Ve en son CHP’ye geçme durumu söz konusu olduğunda... 1992’de yazılan yazıda geçen “kefere” kelimesi yine çıkarılıyor önüne Bekaroğlu’nun.
-Ulusalcılar, “Atatürk’e kefere diyen adam Atatürk’ün partisine geçiyor” diye feveran ediyor. Akit gazetesi de boş durmuyor. O da aynı başlığı atıyor: “Atatürk’e kefere dedi, Atatürk’ün partisine geçti” diye.

*

Mehmet Bekaroğlu ile Çarşamba Sohbetleri için buluştuğumuzda...
Bu meseleyi de konuştuk uzun uzun.

*

Şöyle dedi Mehmet Bekaroğlu:
“Ben Atatürk’e hakaret etmedim. O yazıdan alınan tek bir kelime üzerinden 25 yıldır bana saldırıyorlar. Yazıyı okuyan izan sahibi herkes, o yazıda Atatürk’e hakaret edilmediğini görür. Nitekim yargılandım ve beraat ettim”.

*

Ve ekledi:
“Beni bilenler bilir: Ben hakarete uzak bir insanım. Hakaret benim kitabımda yazmaz. Her konuda tartışırım, sorgularım, eleştiririm, değerlendiririm ama bir tek şeyi yapmam: Hakaret etmem”.

X