"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

İhtişam tevazudadır

OSMANLI’nın yükseliş döneminin sarayı TOPKAPI mütevazı, Osmanlı’nın çöküş döneminin sarayı DOLMABAHÇE ise janjanlı ve abartılıdır.

*


Yükselişte olan bir millet... Üretimini arttırıp zenginleşen bir halk... Dış politikasında ustalıklar sergileyen bir devlet... Dünyada bir yıldız gibi parlayan bir ülke...
İhtişamını ve azametini “TEVAZU”da arar.


*


Böyle bir ülkede...
Görkemli binaların yerini işlevsel binalar alır.
Altın varaklı tahtların yerini sade ama şık sandalyeler alır.
Uçak filolarının yerini tarifeli uçaklar alır.
Devlet bürokrasisinde pahalı arabaların yerini bisikletler alır.
Saraylarla hava atmanın yerini ülkenin markalarıyla hava atma alır.
Binalar ve uçaklarla hava atmanın yerini ekonomik gelişme alır.


*


Çöküşte olan bir millet... Üretimini arttıramayan ve yoksullaşan bir halk... Dış politikasında acemilikler sergileyen bir devlet... Dünyada yıldızı sönen bir ülke...
İhtişamını ve azametini “SARAYLAR”da arar.


*


Böyle bir ülkede...
Saraylar öne çıkar.
Özel tasarım devlet uçakları öne çıkar.
Araba filoları öne çıkar.
İsraf öne çıkar.
Altın varaklar öne çıkar.
Tahtlar öne çıkar.

Cumhurbaşkanı metinden kopunca


CUMHURBAŞKANI Erdoğan’ı dinliyorum.
Bir metin okuyor. Okuduğu metin muhteşem! Bir olmaktan, beraber olmaktan, birlik olmaktan dem vuruyor. Fevkalade olumlu. Güzel.
Fakat o da ne!
Erdoğan bir an metinden kopuyor ve irticalen konuşmaya başlıyor. İşte o anda geliyor:
“Kuzu kuzu Saray’a gelecekler! Saray kadar başınıza taş düşsün” türü çıkışlar.
Milletçe birlik ve beraberliğe muhtaç olduğumuz şu günlerde Erdoğan’ın metinden kopmaması şart.

İki kayıp


MEMDUH ÜN: Bırakın çektiği yüzlerce filmi... Sadece 1971 yılında çektiği o naiflikten kırılacak kadar dokunaklı “ÜÇ ARKADAŞ” filmi bile onun Türk sinemasının tarihine altın harflerle geçmesine yeter de artar bile... “İnsanlar Yaşadıkça”yı, “Yaprak Dökümü”nü, “Ağrı Dağı Efsanesi”ni, “Devlet Kuşu”nu ve daha nicelerini saymaya bile gerek yok. Nur içinde yatsın. Allah rahmet eylesin.


*


ANKARALI NAMIK: Elektro bağlamaya ve Ankara havalarına tuhaf bir bağımlılığım var. Banalitenin çekiciliği diyelim ve geçelim. Ankaralı Namık, benim “Ankaralı” denilen türkücüler arasında en sevdiğimdi. Sırf onu izlemek için bir düğüne sızma planı bile yapmıştım. Hiçbir derdi, kaygısı olmayan genç bir adama benziyordu. İntihar etmiş. Hayatını kaybetmiş. Çok üzüldüm. Çok.


Teşekkürlerimle


Hürriyet Pazar’da bana yönelik saldırının ayrıntılarını yazdım. Orada bir “TEŞEKKÜR” bölümü vardı. O kadar çok kişiyi atlamışım ki... Özür dileklerimle telafi ediyorum:


*


Olayı duyar duymaz hastaneye koşan CNN TÜRK Genel Müdürü Barış Tümay’a ve CNN Türk Genel Yayın Yönetmeni Ferhat Boratav’a...
Büyük gazetecilik başarısı göstererek bana saldıranların CNN Türk binasının önünde yaptığı keşfi, güvenlik kameralarının görüntüleriyle kanıtlayan Tarafsız Bölge Yapımcısı sevgili arkadaşım Mine Özbek’e...
Olayı duyar duymaz hastaneye koşan Ertuğrul Özkök ve Posta yazarı Candaş Tolga Işık’a... Hasan Cemal’e... Cengiz Çandar’a... Hıncal Uluç’a...
Desteğini hep hissettiğim Posta Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Rıfat Ababay’a... Doğan Haber Ajansı Genel Müdürü Uğur Cebeci’ye...
Beni evimde ziyaret eden Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek ve oğlu Beyaz TV Genel Müdürü Osman Gökçek’e...
Hastaneye ilk koşanlar arasında yer alan sanatçı Bedri Baykam’a...
Şişli Belediye Başkanı Hayri İnönü’ye... Büyükçekmece Belediye Başkanı Hasan Akgün’e... Beşiktaş Belediye Başkanı Murat Hazinedar’a... Silivri Belediye Başkanı Özcan Işıklar’a...
Her zaman ve hep yanımda olan biricik dostum gazeteci Tuğçe Tatari’ye...
Kına gecesini yarıda bırakıp yanımda olan asistanım Necla Bakırcı’ya... Daha sonra Necla’dan görevi devralan Reyhan Kilment’e...
Evime kadar gelme nezaketi gösteren ABD İstanbul Başkonsolosu Charles F. Hunter’a...
Bu süreç içinde bana en büyük desteği veren evdeki yardımcım Tülay’a.
Büyük sanatçılarımız: Tarkan’a... Sezen Aksu’ya... Türkan Şoray’a... Ajda Pekkan’a...
Avukatlarım Turgut Kazan, Aslı Kazan ve Serdar Laçin’e...
Hastanede beni yalnız bırakmayan CHP eski milletvekili Faik Tünay’a... Eyüplü Ülkücü kardeşim Veysel Kaynar’a...
Hep yanımda olan işadamları Mustafa Taviloğlu, Necati Kurmel ve Rasim Özkanca’ya...
Eskimeyen dostum Mansur Forutan’a...
Ruhat Mengi, Güngör Mengi ve Sedat Laçiner’e... Milliyet Genel Yayın Yönetmeni Fikret Bila’ya... Zaman Genel Yayın Yönetmeni Abdülhamit Bilici’ye... Zaman Ankara Temsilcisi Mustafa Ünal’a... Gazeteci Mustafa Karaalioğlu’na... Hukukçu Rıza Saka’ya... GENAR’dan Mustafa Şen ve İhsan Aktaş’a... Bugün’den Tarık Toros ve eşine...
Evime kadar gelen Mustafa Denizli ve Erol Kaynar’a...
Amerikan Hastanesi doktorlarından dostum Metin Vural’a, burun ameliyatımı yapan Murat Pençe’ye, ortopedist İlyas Tetik’e ve tüm hastane personeline...
m Sosyal medyadan mesaj gönderen, Hürriyet’in internet sitesinden yorum yazan, e-mail gönderen, çiçek gönderen tüm okurlarıma...
ÇOK TEŞEKKÜR EDİYORUM.


*


Biliyorum... İsimlerini burada yazamadığım, atladığım, ihmal ettiklerim var. Yaptığım her liste eksik kalmaya mahkûm... İsimlerini yazamadıklarım lütfen beni bağışlasın... Allah hepsinden razı olsun...


C. Küçük’e cevap


Bak, C. Küçük.
Bu zamana bana ettiğin hakaretler ve tehditler şunlar:
Hırsız, PKK’lı, tetikçi, maymun, ödlek, zavallı, korkak, çakal, illegal, mafyacı, utanmayan, ar damarı çatlamış, şizofren, garson, şuursuz, belgeli hırsız, hortumcu, istesek seni sinek gibi ezeriz, merhametimizle ayaktasın...


*


Bu zamana kadar yüzlerce kez tekrarladığın bu hakaretlerin hepsini sana aynen iade ediyorum.
Tehditlerine gelince... Onların hesabını vereceksin. Hiç kıvırma. Seni hukuk önünde kaçtığın yere kadar kovalayacağım.


*


Sen aslında cevap vermeye değer biri değilsin.
Peki niye yazıyorum sana bu cevabı?
Şu nedenle:
Hukuki yollarla senin ve senin gibilerle baş edemiyoruz.
Çamuru atıyorsunuz ve izini bırakmaya çalışıyorsunuz.
Attığınız çamurların izini silmek de bize düşüyor.


*


Gelelim cevaplara...
Al sana cevaplar:


*


Sedat Peker’le bundan yaklaşık bir ay önce görüştüm. Kendisi bana “Siz bir gazetecisiniz, size Ergenekon Davası’na nasıl sokulduğumla ilgili anlatacaklarım var” dedi. Ben de kendisini dinledim. Peker, Ergenekon dâhil çeşitli davalardan kesintisiz toplam 10 yıl boyunca hapis yatmış biri... Ergenekon’a adının nasıl karıştığını, kendisine Paralel Yapı’nın nasıl kumpas kurduğunu bana anlattı. Ben de öne sürdüğü iddiaların tümünü dinledim. Aramızda geçen konuşma bundan ibarettir. Bana inanmıyorsan, git Sedat Peker’e sor, “Ahmet Hakan’la ne konuştunuz” de. Bundan bir kelime fazlasını işitirsen ben bu mesleği bırakırım...


*


Cesim Parlak ve Halim Aydın diye iki kişiden söz ediyorsun. Kendilerini tanımıyorum, bilmiyorum. Kendileriyle hiçbir alışverişim olmadı. Bu iki ismin benimle ilişkisine dair yazdığın her şey baştan sona yalan, kara çalma ve iftira.


*


Benim yabancı lisan bilmediğimi iddia etmişsin. Bu yüzden dünyayı tanımam mümkün değilmiş. Bu konuda seni “Büyük Dünya Lideri” Tayyip Erdoğan’a havale ediyorum. Yabancı lisan bilmeyenlerin dünyayı, özellikle de Batı kültürünü ve medeniyetini tanıma şansı olamayacaksa... “Büyük Dünya Lideri” Recep Tayyip Erdoğan nasıl oluyor da “büyük dünya lideri” olabiliyor ve başta Almanlar olmak üzere tüm Batı dünyasını hallaç pamuğu gibi dağıtıyor? Şimdi hemen Saray’a git ve Erdoğan’a “Sizi tenzih ederim efendim, siz lisan bilmeden de Batı kültürünü algılayabilecek kapasitede bir ulu insansınız” falan diye yakarmaya başla. Yoksa işinden attırmaya çalıştığın gazetecilerin başına gelmeyen senin başına gelir ve seni Hakan Fidan bile kurtaramaz.

HER GÜN SORACAĞIM

Niye ifadesi alınmıyor


EY savcılar!
“İstesek seni sinek gibi ezeriz” diye yazabilen...
“Merhamet ediyoruz da hayattasın” diyebilen...
Bir tetikçi bozuntusunun bugüne kadar neden ifadesini almadınız?

X