"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

Gitti gardıropçular geldi portreciler

YAKLAŞIK altı bin kişi, siyahlar giyerek Anıtkabir’e koştular ve çok usta işi bir koreografiyle Anıtkabir bahçesinde muhteşem bir “Atatürk portresi” oluşturdular.

Alkışlıyoruz kendilerini.

*

Portreci Atatürkçülerimiz...
- Organizasyonda mükemmeldiler.
- Adanmışlıkları müthişti.
- Birliktelikleri göz yaşartıcıydı.
- Fedakârlıkları etkileyiciydi.
- Aralarındaki uyum heyecan vericiydi.
- Planlamadaki ustalıkları parmak ısırtıyordu.

*

Ama durun bir dakika!
Alkışladığımız bu “portreci Atatürkçüler” ile ilgili merak ettiğimiz bir husus var.

*

Bu arkadaşlarımız, sıra memleketin geleceğini belirleyen siyasi alana gelince...
- Neden doğru dürüst bir organizasyonu beceremiyorlar?
-Neden adanmışlıkları püf diye sönüyor?
- Neden birliktelikleri gizli çekişmelere dönüşüyor?
-Neden etkili bir siyasi hareketi ortaya çıkaramıyorlar?
-Neden herhangi bir gelecek planları yok?
- Neden fedakârlıkları tatili bırakıp sandığa koşma noktasında bile eksik kalıyor?
-Neden aralarındaki uyumsuzluk şiarları oluyor?

*

Daha doğrusu...
Neden “Atatürk portresi yapma” konusundaki maharetlerinin binde birini bile “Atatürk’ün yolunda siyaset yapma” konusunda sergileyemiyorlar?

*

Neden portre konusunda bu kadar iyiler de...
Halka umut verme, halkın gönlünü kazanma, halka yakın siyaset yapma, halka güven telkin etme, halkı etkileme konusunda bu kadar kötü, bu kadar beceriksiz, bu kadar eksik, bu kadar etkisizler?

*

Bu arkadaşlar, Atatürk portresi yapmak için harcadıkları enerjinin en azından binde birini bile bu soruların yanıtını bulmak için harcamadıkları sürece...
Memleketin gittiği yerin sadece seyircisi olmaya mahkûmdurlar.

*

Bir siparişim var kendilerinden:
Altı bin kişilik bir sonraki portre çalışmalarının ana teması “aymazlık” olsun.

İkinci Yeni

GAZETECİ Mustafa Karaalioğlu AK Parti’nin “ikinci dönemi” için bir isim bulmuş.
“İkinci Yeni” diyor, ikinci dönem için.

*

Karaalioğlu nereden alıyor bu ismi?
Şiirden... Türk şiirinden.

*

Bizim şiirimizde iki yeni akımı var:
Birincisine “Birinci Yeni”, ikincisine “İkinci Yeni” deniyor.

*

- BİRİNCİ YENİ: Babası Orhan Veli’dir. Melih Cevdet ve Oktay Rıfat ise abileridir. Bazıları “Garip” de der bu şiir akımına. Devrimcidir. Eskinin asık yüzlü ve aşırı ciddi şiir anlayışını yerlere çalmıştır. Kafiyeyi, vezni sallamaz bu akım. Esprilidir, buluşçudur. Dalgacıdır, matraktır. Mavraya açıktır. Gevezedir. “Bu da şiire konu olur mu canım” denilen şeyleri şiire dahil etmekle meşhurdur. Bazen İstanbul’u dinler, bazen de rakı şişesinde balık olmak ister.

*

- İKİNCİ YENİ: Birinci Yeni’yi yetersiz, kifayetsiz ve gayriciddi bulanların başlattığı bir akımdır. Soyuttur bu şiir. Çok katmanlıdır, derindir. Kolay gelmez ele avuca. Zordur anlaşılması. Herkesi içine almaz hemen. Belli bir şiir terbiyesi ister. İnceden bunalımlıdır. Topluma değil bireye yöneliktir. Biraz benmerkezcidir. Ama bu akım da devrimcidir. Birinci Yeni’yi ezip geçmiştir, anında demodeleştirmiştir. Turgut Uyar, Edip Cansever, Sezai Karakoç, Cemal Süreya, Ece Ayhan bu şiir akımının ağa babalarıdır.
¡
Şiirdeki “İkinci Yeni”den yola çıkarak...
AK Parti’nin ikinci dönemine “İkinci Yeni” denebilir mi?
- Eğer “İkinci dönem”, “birinci dönem”i ezip geçecekse...
- Eğer “İkinci dönem”, “birinci dönem”e bir tepki olarak doğmuşsa...
- Eğer Tayyip Erdoğan, Orhan Veli’ye... Davutoğlu ise Turgut Uyar’a denk düşüyorsa...
Tabii ki denebilir.

*

Yok, eğer bunlar mümkün değilse...
O zaman hep birlikte Cemal Süreya’dan “Tek Yasak” adlı şiiri okuyarak bu bahsi kapatalım:
“Özgürlüğün geldiği gün/O gün ölmek yasak.”

Akreditasyon

ESKİ Türkiye’de...
Genelkurmay bazı gazete ve televizyon kanallarına akreditasyon uygulardı.

*

Yeni Türkiye’de...
AK Parti bazı gazete ve televizyon kanallarına akreditasyon uyguluyor.

*

Bir gün “yepisyeni bir Türkiye” gelecek.
Ve o gün o Türkiye’de...
Hiç kimse hiçbir yayın organına akreditasyon uygulayamayacak.

*

Bekliyoruz.
O günler gelsin, gelsin İstanbul.

Gerçek kongre bu değil

- Eğer farklı fikirler yarışmıyorsa...
- Eğer delegenin kime oy vereceği bir üst irade tarafından belirleniyorsa...
- Eğer bir kişi konuşuyor, diğerleri dinliyorsa...
- Eğer eleştiri yoksa...
- Eğer özeleştiri yoksa...
- Eğer oylamaların sonucu baştan belliyse...
- Eğer rengârenklik yerine intizam tercih ediliyorsa...
- Eğer minicik bir itiraz bile seslendirilemiyorsa...
- Eğer tartışmaların yerini bağlılık yeminleri almışsa...
- Eğer fikirlerin yerini şiirler, gözyaşları almışsa...
- Eğer ortak aklın yerini destansı nutuklar, kabaran duygular almışsa...
- Eğer bir tanecik bile çıkıntılık yapılmıyorsa...
- Eğer tek bir ses çıkıyorsa...
Yapılana “kongre” denmez, denemez.

*

Çünkü “kongre”nin fıtratı...
Bunları kaldırmaz, kaldıramaz.

Gül’ün kapısı

ABDULLAH Gül ne yapacak?
Şunu yapacak:
Bekleyecek.

*

Eğer işler kötü giderse, eğer Davutoğlu başaramazsa, eğer parti içinde huzursuzluk baş gösterirse...
Kapısı çalınacak.

*

Eğer işler iyi giderse, eğer Davutoğlu başarırsa, eğer parti içinde huzursuzluk baş göstermezse...
Kapısı çalınmayacak.

X