"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

Elbirliğiyle işlenmiş bir cinayet bu

Kuddusi Okkır... Ergenekon davasının sembol isimlerinden... “Ergenekon’un kasası” diye tutuklandı... 1 yıl içinde kanser oldu... Tedavi edilmedi... Ölümünden 5 gün öncesine kadar da tahliye edilmedi... Öldüğünde “kasa” diye nitelenecek bir geliri olmadığı ortaya çıktı... Ergenekon davasının düşmesinin ardından eşi Sabriye Okkır soruyor: “Bu cinayeti işleyenler hesap vermeyecek mi?”


- Siz olaya “cinayet” diyorsunuz. Kim işledi bu cinayeti?

SABRİYE OKKIR: İstanbul’daki 3 hastane, Tekirdağ’daki hastane... Bu hastanelerin doktorları... Hâkimler, savcılar... Dönemin Adalet Bakanı... Hepsi elbirliğiyle öldürdüler adamı. Tedavi ettirmediler. Hesabını da vermiyorlar.


- Neler yaşadınız tutukluluk döneminde?

SABRİYE OKKIR: Mart sonunda durumu fenalaşınca nisanın ortalarına doğru Kuddusi’yi İstanbul’a gönderdiler. 3 hafta tutuklu hastayı aradık hastanelerde. En sonunda Bayrampaşa Cezaevi’ne gittik. Lütfettiler, içeri aldılar. Oğlumla ikinci müdürün odasına gittik. Adam bize “Görmek istediğinizden emin misiniz” diye sordu. Oğlum fırladı, “Biz her şartta babamı göreceğiz” dedi. İkinci müdür telefon etti, “Tutukluyu hazırlayıp koridora getirin” dedi. 10 dakika sonra koridora çıktık. Gördüğümüz manzara şuydu: Yerden bir karış yükseklikte ilkel bir sedye ile getirmişler. Kafası kazınmış. Burnunda uyduruk bantlarla sarılmış bir sondaj var, nefes almasını sağlamak için. Bir sondaj da battaniyenin üzerinde idrar için. Parmağını oynatacak durumda değil. Şuuru kapalı... Ve bu haliyle tutuklu.

Elbirliğiyle işlenmiş bir cinayet bu

- Eşinizi böyle görünce ne yaptınız?
SABRİYE OKKIR: Oğlum hemen eğildi sedyeye... “Babacığım, seni ancak bulduk, seni hiç bırakmayacağız” diye ağlamaya başladı. O sırada cezaevi müdürleri de seyrediyorlar, hasta numara mı yapıyor diye... Hatta Bayrampaşa Cezaevi, Bakırköy’deki hastaneye gönderirken “Bunu şoklayın, numara yapıyor olabilir” diyor.


- İsyan edilecek bir durum.

SABRİYE OKKIR: Ben aylardır aynı soruyu soruyorum, bir kişi bana cevap versin: Şuuru kapalı, beslenemeyen, yoğun bakımda tutulması gereken bir insan, nasıl oluyor da tutuklu olabiliyor? Ben yıllardır bu sorunun cevabını alamadım.


- Cezaevinde bu tutuklunun bu durumunu görüp de uyaran çıkmamış mı?

SABRİYE OKKIR: Hükümlü bir çocuk var, cezaevinde çaycılık yapıyor. O gidiyor Zekeriya Öz’e... “İhtiyaçlarını gideremiyor, tedavisinin yapılması lazım” diyor. Zekeriya Öz de ona “Sen boş ver şimdi onu, benim istediğim gibi ifade ver, senin tahliyeni yapayım” diyor.



BANA HAKLISIN DEMEYİN

- ŞU anda ne talep ediyorsunuz?
SABRİYE OKKIR: İlk talebim şu: Bana haklısın demekten vazgeçilsin. Ben haklı olmak istemiyorum, ben kanuni yollardan eşimin hesabının verilmesini istiyorum. Biz hukuksuzluğun gazabına uğradık. Kimse gazaba uğrasın istemiyorum ama adil bir şekilde yargılansınlar istiyorum. Kuddusi tutuklanmadı, öldürüldü. Bugün “Ergenekon yok” diyorlar. Ergenekon yoksa Kuddusi nerede?

Elbirliğiyle işlenmiş bir cinayet bu

- Kimleri suçluyorsunuz?
SABRİYE OKKIR: Eşim ölüm döşeğinde olduğu için tutukluluğunun devamına karar veren hâkim ve savcıları... Kanser hastası olan, ölmek üzere olan bir kişiye sağlam raporu veren doktorları ve hastaneleri... Kaçma ve delil karartma şüphesi olmadığı halde tutuklayanları suçluyorum. “Ben bu davanın savcısıyım” diyenleri suçluyorum. Sadece bunlar değil... Basın da, muhalefet de, sosyal kuruluşlar da suçlu... Bütün ülke seyirci kaldı bu cinayete... Hakkını yemeyeyim CHP’li Atilla Kart, konuyu takip eden isim oldu.



İÇERİ DÜŞTÜKTEN 8 AY SONRA HASTALANDI

- HERHANGİ bir rahatsızlığı var mıydı tutuklanmadan önce?
SABRİYE OKKIR: Yoktu. Tutuklandıktan 8 ay sonra hastalandı.


- Sağlığı nasıldı tutuklanmadan önce?

SABRİYE OKKIR: O kadar rahattı, hiçbir şeyi o kadar takmazdı ki... Doktor arkadaşlarımız, “Kuddusi sen dünyada en son kanser olacak adamsın” derlerdi. Bakın bu kelimeyi kullandılar. Yemin ederim. Abartmıyorum.


- Tutuklanınca nasıl bir ruh haline girdi?

SABRİYE OKKIR: Kahroldu. Her ziyaretine gittiğimde “Ben suçsuzum, bir yanlış anlama var” diyordu.

Elbirliğiyle işlenmiş bir cinayet bu

'ERGENEKON'UN KASASI' DEDİLER KİRADA OTURUYORDUK
- “ERGENEKON’un kasası” dediler Kuddusi Okkır için... Nereden çıktı bu kasa işi?
SABRİYE OKKIR: Vallaha onu Zekeriya Öz’e soracaksınız.


- Soracağız sormasına da... Adam kaçtı gitti.

SABRİYE OKKIR: Kuddusi’nin kasa falan olacak bir durumu yoktu. Kirada oturuyorduk. Geçimimizi sağlıyorduk. Ben de çalışıyordum. Fakat eşim tutuklandıktan bir ay sonra Yalova’ya taşınmak zorunda kaldım. Kasa olduğumuz için mi ben Yalova’ya taşındım?


- Geçinemediğiniz için mi taşındınız?

SABRİYE OKKIR: Evet... Evimin kirasını ödeyemeyeceğim için gittim. En yakın arkadaşımın Yalova’da yapılan deprem konutlarında bir dairesi vardı. 5 ölü çıkan eve karşılık devletin verdiği daire... Arkadaşım oraya gidemiyordu, içi kaldırmıyordu, boş duruyordu ev. Ben apar topar oraya gittim. Hâlâ oradayım. Tek başıma oturuyorum o dağ başında.



SİYASETİ TAKİP ETMEZDİ BİLE

- KUDDUSİ Okkır’a yönelik suçlama neydi?
SABRİYE OKKIR: Kuddusi, rahmetli Muzaffer Tekin’le tanışmış. Birkaç defa sohbetlerine de gitmiş. Bana “Hatun, bunlar geyik yapıyorlar, benim onlarla geçirecek zamanım yok” demişti.


- Polise verdiği ifadede bunları söylemiş.

SABRİYE OKKIR: Polislere söylediği şunlardı: “Muzaffer Tekin başarılı, beyefendi bir insan... Çevresiyle birlikte olmayı seven bir insan. Ben 3-4 defa sohbetlerine gittim ama fazla bir şey bulamadığım için bir daha da uğramadım”. Kuddusi’nin Muzaffer Tekin’in sohbetlerine gittiği yıl 2004 idi... 2004’ten sonra Muzaffer Tekin’i hiç görmedi. Ama 2007’de tutuklandı.  


- Hükümet karşıtı biri miydi?

SABRİYE OKKIR: Ben kendisine “kapitalist” derdim takılmak için. Ailede sosyalist olan bendim. O bana göre daha yumuşaktı. Siyasetle bir ilgisi yok. Kendi dünyasında yaşayan bir insandı. Siyasi olayları ben yakından takip ederdim ama o etmezdi.



'CENAZESİNİ BELEDİYE KALDIRDI' DİYENLERE ÇOK ÖFKELİYİM

SABRİYE Okkır’ı derinden yaralayan bir husus var.

İşte söyledikleri:

- Edirne’de hastanede vefat etti Kuddusi Okkır. Hastanede karşılaştığım gazeteciler “Tekirdağ Belediyesi’nin soğuk hava depolu bir cenaze arabası var, isterseniz belediyeyle konuşalım” dediler. “Tamam” dedim.

- Keşke demeseydim. Yani adam zaten ölmüş, rahat gitse ne olur, gitmese ne olur... Ama o anki psikolojiyle “Tamam” dedim. Ambulans kiralamıştım, onu iptal ettim. Belediyenin cenaze arabasıyla taşındı Kuddusi’nin cenazesi...

- İşte sonra başladılar “Cenazesini belediye kaldırdı” diye haber yapmaya... “Ergenekon’un kasası” dedikleri halde beş parasız ölmüş, cenazeyi belediye kaldırmış falan...

- Ne yani? Benim eşim sokakta kalmış bir insan mıydı yahu! Onun bir eşi, bir oğlu yok muydu? Bunu hiç mi düşünemeyecek duruma geldiler?



3 DAVA VAR, 3'Ü DE BEKLİYOR

BİRİNCİ DAVA: Hâkim ve savcılar hakkındaki dava... Anayasa Mahkemesi’nde bekliyor.

İKİNCİ DAVA: Devlete açılan maddi ve manevi tazminat davası... Danıştay aşamasında...

ÜÇÜNCÜ DAVA: Doktorlar hakkında açılan ölüme sebebiyet verme davası açılmadı. Sadece 4 doktor, bilgileri düzgün tutmama gerekçesiyle kusurlu bulundu. Adli Tıp ise hepsini suçsuz buldu. Bu dava da Yargıtay aşamasında...

Elbirliğiyle işlenmiş bir cinayet bu


9 AY ARAYLA İKİ DİLEKÇE... TEK MESAJ...
KUDDUSİ Okkır, hastalığının ilk başladığı dönemde cezaevi yetkililerine bir dilekçe veriyor. Bu dilekçenin tarihi 2007... “Revire çıkmak istiyorum, arz ederim” yazan bu dilekçedeki elyazısı gayet okunaklı ve düzgün... Bu dilekçeye bir yanıt alamayan Kuddusi Okkır’ın hastalığı gitgide artıyor. 2008 tarihli yeni bir dilekçe yazıyor Okkır. Bu kez yazısı bozuk... Zar zor yazılmış bir dilekçe. “Acilen tedavi olmak istiyorum, tam teşekküllü hastanede. Arz ederim” yazıyor dilekçede... Bir feryat gibi... Fakat kimse duymuyor bu feryadı.



KUDDUSİ OKKIR'IN ÖLMEDEN ÖNCE YAZDIĞI SON ŞİİRLERİ


DİNİ yanlış bilirler, imandan uzak
Hakk’ı kelam ederler, içlerinde nifak
Her şey dillerinde, işleri Hak’tan uzak
Yoktur gönüllerinde, O’nun sevgisi en ufak
(“Namaz ve Ezan” adlı şiirden...)


Sen seni eğit, eğitmesin seni cahiliyet

Dinin özüdür, Hakk’a teslimiyet
Hak’tan geldik, O’na gideriz
Hakk’ın emridir teslimiyet
(“Teslimiyet” adlı şiirden...)


Dost değil, cevap vermez duvarlar

Dilsizdir onlar, sanki donuk aynalar
Bütün gün bakarlar, umut dolu hayallerini ararlar
Dört duvar arasında, hem mahkûmlar hem mağdurlar
(“Gözyaşları Üşümüş” adlı şiirden...)


Çal ne çalarsan çal

Aynalardan hüzün dolu bakışlarımı çal
Ama bir şeyler de bana kalsın
İnsan sevgim bana kalsın
Doğa aşkım bana kalsın
Bir eş, bir çocuk, birkaç dost da bana kalsın
Zaten alamazsın vatan tutkumu benden
Çal çalabildiğince, çıplak bırakana kadar
Derim kemiğime dokunana kadar
Ama O’na hizmet edecek üç beş yıl bana kalsın
(“Hırsız Zaman” adlı şiirden...)










X