"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

Abdullah Öcalan’dan ‘Oylar İmamoğlu’na’ diye mektup gelseydi

HDP o mesajı kamuoyuna iletmek için dakika sektirir miydi?

Avukatlar mesajı saklamak için bin bir takla atmaya gerek duyar mıydı?

Sezai Temelli, “Öcalan’ın iradesi, bizim irademizdir” demez miydi?

Eşbaşkanlar üç buçuk sayfalık tevil açıklaması yapar mıydı?

CHP’lilerin aklına Öcalan’a “bebek katili” demek gelir miydi?

“Öcalan-Demirtaş el ele/Çok güzel günlere” diye sloganlar atılmaz mıydı?

“Öcalan tecritte... Ne dediğini bilmiyor” falan diyen çıkar mıydı?

Ve tabii ki AK Parti’den...

“Teröristbaşı da İmamoğlu’nu destekliyor” diye kampanya gelmez miydi?

DEMİRTAŞ YAN ÇİZSE

BUGÜNLERDE CHP’liler, Selahattin Demirtaş güzellemesi yapıyorlar.

Çok seviyorlar, yere göğe koyamıyorlar Demirtaş’ı...

Bir an düşünün.

Sadece bir an.

Demirtaş, bugün ya da yarın...

“Biz seçimde tarafsız kalıyoruz... Öcalan ne derse o...” diye bir açıklama yapsa...

Ne olur?

Ne olacak?

İmamoğlu taraftarları, anında...

Demirtaş’ın...

Ne kadar da satıcı olduğunu, ne kadar da terörist olduğunu, ne kadar da hapislerde çürümeye layık olduğunu...

Anlatmakla meşgul olmaya başlamaz mı?
 

BİR MEKTUP ÜÇ İHTİMAL

İHTİMAL BİR

Öcalan’ın mektubu, iktidarın işine yaramasaydı...

İktidar kanadı, mektuptan kimseler haberdar olmasın diye uğraşacaktı.

*

İHTİMAL İKİ

Öcalan’ın mektubu, HDP’nin işine yarasaydı... HDP kanadı, mektubun elden ele dolaşmasını sağlamak için uğraşacaktı.

*

İHTİMAL ÜÇ

Öcalan’ın mektubu, İmamoğlu’nun işine yarasaydı... İmamoğlu kanadında moraller tavan olacaktı.

YİNE ŞALOM ÜZERİNE

ŞALOM gazetesiyle ilgili yapılan çarpıtma üzerine bir yazı yazmıştım dün.

*

Ancak hem Ertuğrul Özkök’ün uyarısından hem de Şalom gazetesi okurlarından aldığım tepkiler üzerine...

Derdimi iyi anlatamadığımı fark ettim.

Olay şu:

İktidar yanlısı bazı troller, Şalom gazetesinin Ekrem İmamoğlu ile yaptığı röportajı paylaşıp...

“Şalom-İmamoğlu yan yana” diye bir algı yaratmanın peşine düşmüşlerdi.

*

Oysa Şalom...

Sadece Ekrem İmamoğlu ile değil, Binali Yıldırım ile de röportaj yapmıştı. İki adayın da açıklamalarını yan yana yayınlayarak örnek bir gazetecilik sergilemişti.

*

Ben Şalom’a ve İmamoğlu’na yapılan haksızlığa dikkat çekmek için yazdım o yazıyı.

*

Ekmek suyla undan ibarettir, maruzatım bundan ibarettir.

Abdullah Öcalan’dan ‘Oylar İmamoğlu’na’ diye mektup gelseydi

VAHDETTİN KÖŞKÜ’NDEKİ PROGRAMDAN NOTLAR

Ben diyeyim 10 yıl sonra... Siz deyin 15 yıl sonra... İlk kez Cumhurbaşkanı Erdoğan’a bir programda soru sorma fırsatı buldum.

*

Soru soracak kadro: TRT’den Işıl Açıkkar, A Haber’den Salih Nayman, CNN Türk’ten de ben...

*

Cumhurbaşkanı Erdoğan, program için buluştuğumuz anda hemen sordu: “Moderatör kim olacak?” Moderatörlük malum ateşten bir gömlek... Biz çoktan o gömleği Işıl Açıkkar’a giydirmeye karar vermiştik. Erdoğan bunu öğrenince... Salih Nayman ve benim biraz uyanık davrandığımızı anladı ve “vay vay vay” der gibi baktı yüzümüze...

*

Şeffaflık açısından ifade etmekte yarar görüyorum: Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Fahrettin Altun da AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal da yaptığım ön görüşmelerde... “Sorularla ilgili hiçbir kısıtlama tabii ki yok... İstediğiniz soruyu sorabilirsiniz” dediler.

*

Programda hazırladığım tüm soruları sordum... “Sisi’nin seçimle ne alakası var” diye de sordum, “İsraf, kibir, şatafat” sorusunu da sordum... “İmamoğlu seçilirse görevden mi alınacak” diye de sordum, “Kaybederseniz seçimin yenilenmesinden pişman olacak mısınız” diye de sordum.

*

Tabii gecenin en sıcak gelişmesini de gündeme getirdik Işıl Açıkkar ve Salih Nayman’la birlikte... Yani Öcalan’ın mektubunu... Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu konuda gayet ustaca bir cevap verdi. “Bu Öcalan ve Demirtaş arasındaki iktidar mücadelesi... Bizi ilgilendirmez...” demeye getirdi.

*

Erdoğan, belediye başkanı iken bir şiir okuduğu için hapse girmişti ya... Hapse girmeden bir gün önce benim konuğum olmuştu. Ertesi gün cezaevine gidecekti, cezaevine girmeden önceki son mesajlarını veriyordu... İşte yıllar önceki o programdan bir ayrıntıyı hatırlattı Erdoğan... Ben kendisine “Yerinize aday olan şahsa kefil olur musunuz” diye sormuştum. O da “Ben kimseye kefil olmam, benim prensibim bu” diye cevap vermişti. Ekibi bu cevabın seçimi kazanma açısından sorun olabileceğinden kaygılanmıştı ama Erdoğan geri adım atmamıştı. Kısacası biraz eski günlere gitmiş olduk program sırasında.

*

Bazı siyasetçiler, kendilerine sorulan zor ve sıkıştırıcı sorular karşısında çok daha iyi performans sergilerler... Erdoğan, aslında böyle bir lider... Zor ve sıkıştırıcı sorularla iyi baş edebilme yeteneği var. Bu nedenle Erdoğan’ın sadece ve sadece huyuna giden sorularla muhatap olması, her şeyden önce kendi performansının tam olarak ortaya çıkamamasına neden oluyor. Bu nedenle kendisiyle aynı kanaatte olmayan gazetecilerin sorularına da muhatap olmasında yarar var.

*

Program bitti... Cumhurbaşkanı Erdoğan, cebinden iki tespih çıkardı. Birini Salih Nayman’a verdi, diğerini de bana... Bana tespih verirken şakayla karışık “Bu bir barış tespihi” dedi. Ben de “Küs değildik ki” falan diye mırıldandım. Duydu mu, duymadı mı, artık orasını bilemiyorum.

*

Gecenin sonunda Cumhurbaşkanı Erdoğan, bizi Çengelköy Sütiş’e davet etti... Bir yanda kazandibi gibi cazip tatlılar... Bir yanda ise gecenin geç saatinde bir şeyler yemenin ne kadar zararlı olduğu propagandasına maruz kalmanın yol açtığı tedirginlikler... Yaşadığım çelişkiyi çaktırmamaya gayret etmekten iflahım kesildi.

X