"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

Kenan Sofuoğlu’yla görüştüm... İşte anlattıkları

30 Aralık 2018

Sesi çok üzgün geliyordu.

“Ben her şeyi anlatayım, takdir senin” dedi.

Anlattıkları şunlar:

ÇOK ÜZGÜNÜM: Ben o hareketi yapacak adam değilim. O fotoğraf benim hatamdır. Bu hatamdan dolayı özür diliyorum. Çok üzgünüm. Bu yaşananlardan dolayı inan ki üç gündür uyku uyumuyorum.

GENEL KURUL DEĞİL: O fotoğraf, benim Meclis’teki şahsıma ait özel odamda çekildi. Bazıları sanki Meclis Genel Kurulu’nda çekilmiş gibi yansıtıyorlar. Öyle değil.

O GÜN NE OLDU: Motosiklet sporcularının sorunlarının çözümü için bütün gün Ankara’da bakanlıklarda görüşmeler yaptım. Sonra da Meclis’teki makam odama geldim. Yorulmuştum. Ayağımı masaya uzattım. Fotoğraf çekiyordum. Biri teyzemin oğlu olan danışmanlarımın, “abi şunu sosyal medyada paylaş” demeleri üzerine fotoğrafı paylaştım. Ayağımın gözüktüğünün farkında değilim. O anda başka telefonlar geldiği için fark edemedim. Toplam dört dakika kaldı o fotoğraf.

SİYASET ACEMİSİYİM: Ben siyasete yeni girdim. Bu işin acemiliği var biraz. Partimin sorumluluğu var. Tek başıma olsam o kadar önemli değil. Ama sorumluluklarım var. O yüzden üzgünüm.

TEK AMACIM:

Yazının devamı...

Mahcup olamıyorsun ya... İşte asıl sorun bu Kenan!

29 Aralık 2018

Kimselerin gülmediği çok berbat bir espri yaptım.

Milletim beni haklı olarak çok ayıpladı.

Benim yüzümden partim zarar gördü.

Gazi Meclis’e yakışmayacak bir iş yapmış oldum.

Kim ne derse haklı, hiç olmadı hiç!

Falan derdim ve acayip mahcup olurdum.

Utancımdan uzun süre konuşamaz, konuşmaya kalktığım ilk andan itibaren de derin pişmanlığımı dile getirir, nedamet duygusuyla dopdolu olduğumu büyük bir içtenlikle ifade etmeye çalışırdım.

Kimseye laf sokmaya kalkışmadan, kuyruğu dik tutmaya çabalamadan, “

Yazının devamı...

Kenan Sofuoğlu özür dilemeli

28 Aralık 2018


Ne var fotoğrafta?

Ayaklarını Gazi Meclisimizin masalarından birine uzatmış bir milletvekili var.

Ayak uzatmış milletvekilinin huzurunda el pençe divan duran iki adam var.

Bu iki adamla ilgili olarak milletvekilinin yazdığı “emir erlerim” yazısı var.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bir asra yakın tarihinde...

Böyle pervasızlık...

Böyle

Yazının devamı...

Sanatçı efendiler!

27 Aralık 2018

Atatürk haklıdır. Hem de çok haklıdır.

Gerçekten de hepimiz bakan olabiliriz, hepimiz milletvekili olabiliriz, hatta hepimiz cumhurbaşkanı olabiliriz.

Ama hepimiz sizin gibi sanatçı olamayız.

*

Fakat sanatçı efendiler!

Diyorum ki...

Siz de biraz ne dediğinize dikkat etseniz, nasıl olur?

Alkışların, sloganların gazına gelmeseniz...

Yazının devamı...

Tane tane anlatıyorum: Siyahla beyaz arasında Metin Akpınar olayı

25 Aralık 2018

“Bireylerin özgür iradeleriyle geleceklerini tayin edebildikleri bir rejim demokrasidir. Bizim bu polarizasyondan, bu kargaşadan kurtulabilmemizin tek çaresi de demokrasidir. Oraya ulaşabilirsek ne âlâ... Kavga, dövüş olmaz, biz bu işin içinden çıkarız. Ulaşamazsak her faşizmin karşılaştığı gibi... Belki liderini ayağından asarlar, belki mahzenlerde zehirlenerek ölür, belki başka liderlerin yaşadığı gibi kötü sonlar yaşayabilir... Ama bize yazık olur, biz harap oluruz.” 

Söyleyeceklerimi tane tane söylüyorum:

Metin Akpınar’ın sözlerinin ilk bölümünde demokrasi çağrısı var. Sorunlardan kurtuluş adresi olarak demokrasiyi gösteriyor Metin Akpınar. Güzel, gayet güzel... Sorun yok.

“Demokrasi olmazsa faşizm olur” diyor Metin Akpınar. Bu da doğru! Burada da bir sorun yok.

Faşizm olduğunda ne olur? İşte bütün mesele, Metin Akpınar’ın bu soruya verdiği cevapta ortaya çıkıyor. Metin Akpınar, “Faşizm olduğunda hukuk olmaz, özgürlük olmaz, baskı olur” falan demek yerine “Faşizm olduğunda lideri öldürürler” diyor. İşin daha da vahimi liderin nasıl öldürüleceğini de betimliyor: “Ayağından asarlar” diyor... “Mahzenlerde zehirlerler” diyor... 

“Ne var bunda kardeşim? Adam demokrasi olmazsa bunlar olur demiş, demokrasinin önemini anlatmış” denilebilir.

Ama elinizi vicdanınıza koyarak söyleyin: Siz 15 Temmuz’da ölümle burun buruna gelmiş bir Cumhurbaşkanı olsanız... Bu sözleri işittiğinizde “Aman da ne güzel demokrasi çağrısı yapmış Metin Akpınar Bey!” mi dersiniz? Yoksa “Yahu bu adam benim nasıl öldürülmem gerektiğini tarif ediyor” falan diye düşünüp hiddetlenmez misiniz?

Yazının devamı...

Sen Fatih’in değil, ancak Deli İbrahim’in torunu olabilirsin!

24 Aralık 2018

Osmanlı soyundan geliyormuş.

Bu yüzden ortalıkta “Şehzadeyim ben” diye salınıyor.

İşte bu adam, CHP’nin İstanbul adayı Ekrem İmamoğlu’na sitemkâr bir mesaj yollamış sosyal medyada.

Bozuk mu bozuk bir Türkçe ile yazdığı metinde söylemek istediği aşağı yukarı şöyle bir şey:

“Ben Fatih’in torunu olarak Beylikdüzü’nde oturuyorum. Fakat şunca zaman beni bir kahve içmeye davet etmedin. Tabii senin parti Osmanlı’yı sevmez.”

Osmanlı sülalesinden geldiğini söyleyen ve ortalıkta “Ben hanım sultanım”, “Ben şehzadeyim” falan deyip böbürlenerek dolaşan bu mesleksiz şahısların tümünün ortak bir özelliği var:

Yazının devamı...

Kâbe, kadın, sarhoş ve Mazhar Alanson

23 Aralık 2018

“Baka baka doyamadım, hem kokladım da” diye bir bölüm var.

Mazhar Alanson, işte bu bölüm için şöyle demiş:

“Kâbe için yazılmıştır. Ama siz onu dinlerken aşk şarkısı zannedersiniz”.

Mazhar Alanson, şarkılarını bir bütün olarak yazmıyormuş, dize dize yazıyormuş, notlar tutarak...

 Mesela Kâbe’ye gidince... “Baka baka doyamadım” diye bir dize yazıyormuş.

 Mesela

Yazının devamı...

Ne diyor bu annelerin başlarındaki örtü?

22 Aralık 2018

DİYOR Kİ: Son tahlilde hepimiz aynı kültürün çocuklarıyız!

DİYOR Kİ: Monşer, elitist falan... Var ya... Hepsi hikâye!

DİYOR Kİ: İç savaş miç savaş diyenler! Avuçlarını yalar!

DİYOR Kİ: Ayrılsak da hep beraberiz!

DİYOR Kİ: Annelerimiz hep birbirine benzer!

YAVAŞ VE İMAMOĞLU KAYBEDERSE NE OLUR?

Yazının devamı...