"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

Sorumluları açıklıyorum

6 Ocak 2011

Peki, kim bu skandalın sorumlusu?
-  Hükümete sorarsanız yüksek yargı...
-  Yüksek yargıya sorarsanız parlamento...
-  Avukatlara sorarsanız yargıçlar...
-  Yargıçlara sorarsanız Adalet Bakanı...
-  Muhalefete sorarsanız tabii ki hükümet...
Kısacası tipik “Türk işi bir top çevirme oyunu” ile karşı karşıyayız.

Yazının devamı...

Herkesin özü kendine

4 Ocak 2011

Demiş ki:
“Özünüzden uzaklaşmayın”.
* * *
Hiç sevmem “özümüz” tabirini.
Çünkü...
“Özümüz” denildiği anda çeşitlilik biter.
“Özümüz” denildiği anda baskı başlar.

Yazının devamı...

Zekâ körleşmesi

3 Ocak 2011

Hoca cevap vermiş:
“Hayır. Çünkü benim zekâmı ölçmeye makine dayanmaz.”
* * *

Bu soru-cevap, okuduğum ilk anda bende de bir “Nasrettin Hoca fıkrası etkisi” yarattı.
Gülümsedim.
Ama sonra dimağımda kekremsi bir tat oluştu.

Yazının devamı...

Bir yılbaşı gecesi notları

2 Ocak 2011

-  SAAT: 17.00 Kendimi evden dışarı atıyorum. Teşvikiye Meydanı... Havada pis bir elektrik var. Bütün gözlerde “Bu gece çok süper eğleneceğiz” hırs ve kararlılığı...
-  SAAT 17.15 Mahalleyi şöyle bir dolaşıyorum: İhmalkârlar, son yılbaşı alışverişi için dükkânları doldurmuş durumda. Monopol Tekel Bayii’nde uzun bir kuyruk... Eğlence yerlerinde en kıytırık sandalyelerin üzerinde bile “rezerve” yazıyor.
-  SAAT: 18.30 Her şey çok yorucu... Her şey çok rekabetçi... Her şey çok kasıntı... Her şey çok özenti... Ve bu ruh haliyle Twitter’da günün ilk mesajını atıyorum: “Laik olmak zor zanaat”.
-  SAAT: 19.00 Kaçarak eve geliş... O da ne? Yılların yanmayan şöminesi ilk kez yakılmış... Ahu Tuğba’ya, ayı postuna, Burçin Oraloğlu’na bin selam.
-  SAAT: 19.30 Hiçbir şey olmayacakmış gibi yapmak ile çok şey olacakmış gibi yapmak arasında gidip gelmekten yorulan bünyemin biraz dinlenmeye ihtiyacı var.
-  SAAT: 20.00 Ve konuklar geliyor. Beş kişilik sofrada “Tavacı Recep”ten sipariş ettiğimiz hindi var. İçimdeki günaha girmişlik duygusunu “Aslında ben hindi sevmem, keşke şöyle nar gibi kızarmış bir portakallı tavuk olsaydı” diyerek yenmeye çalışıyorum. Ama kurtarmıyor.
-  SAAT: 20.30 Aniden sokaktan gelen seçim otobüsü gürültüsüyle yerlerimizden zıplıyoruz... “Jingle bells” eşliğinde “Yeni yılınızı kutluyorum” haykırışı... “Galiba Noel Baba geçiyor” diyerek balkona koşuyoruz. O da ne? Mustafa Sarıgül! Otobüs üstünden yeni yılımızı kutluyor. Kendisine türlü şirinlikler yaparak el sallıyoruz.

Yazının devamı...

Hoyrat demokrat

1 Ocak 2011
Tamam, asker bir daha düdük çalmasın istiyorsun.
Tamam, tank sesiyle uyanmaktan nefret ediyorsun.
Tamam, darbe planları ortaya çıktıkça mutlu oluyorsun.
Tamam, generallerin yargılanıyor oluşunu bile kazanım olarak değerlendiriyorsun.
Tamam, askeri bildirilerden bıktın.
Tamam, paşa tantanası istemiyorsun.
Hepsine tamam...
Ama lütfen söyler misin demokrat arkadaş...
Bütün bu arzular, temenniler, talepler, istekler, özlemler...
Tertip yaparak, sahte belge üreterek, dinlemek bile istemeyerek, çok önemli hukuk ihlallerini görmezden gelerek, mağdurlar yaratarak, iftira atarak, “Burada bir sorun var” diyenin üzerine çullanarak mı gerçekleşecek?
¡¡¡
Eğer adamın biri çıkıp da...
“Ben araştırdım, bu davada birtakım dalavereler dönmüş” diyorsa...
Sen tutup da, bunu diyen adamın ırkını ve dinini diline dolarsan...
Senin yaptığın ile darbecinin yaptığı arasında fark kalır mı?
Böyle mi çıkaracaksın karanlıkları aydınlığa...
¡¡¡
Görmüyor musun?
Birileri ellerindeki somut belgeleri sallayarak, senin “Türkiye tarihinin en önemli hesaplaşması” olarak gördüğün bir dava hakkında hiç de yenilir yutulur olmayan şeyler söylüyorlar.
Bu durumda sana düşen “Dinlemek bile istemiyorum”, “İnanmak bile istemiyorum”, “Bunlar ayrıntı, Türkiye iyi yolda” gibi laflar etmek midir?
Söyler misin?
2003 yılına ait bir CD’nin içine 2009 yılına ait bilgileri kimler soktu?
Hiç mi merak etmiyorsun?
Kimdir bu tertibi yapanlar?
Kimdir bu karanlık odak?
Hiç mi mesele etmeyeceksin?
Madem “Türkiye tarihinin en önemli hesaplaşması” söz konusu...
Bu hesaplaşmayı kirletmeye kalkanlarla da hesaplaşman gerekmez mi?
¡¡¡
Hoyratlık demokratlara yakışmaz.
Faşistlere yakışır.
Darbecilere yakışır.
Elindeki silaha güvenenlere yakışır.
Ama sen böyle yapmaya devam edersen...
Korkarım sana da yakışacak.

2010’da kişisel keşifler

? İstanbul Unkapanı’nda geceleri tezgâh açan ve önünde sıra olan seyyar pilavcıyı keşfettim.
? Nişantaşı City’s’de yeni açılan “Ottoman Antakya Antep Mutfağı” adlı mekân...
? Geceleri B sınıfı Amerikan filmlerine bakarak uykuya dalmanın dayanılmaz rahatlığını...
? “Küçük Aptalın Büyük Dünyası” adlı kitabıyla büyük sükse yapan internet fenomeni Pucca’nın çok sayıda taklidinin ortaya çıktığını...
? Erken yatıp erken kalkmanın insan ruhunda yol açtığı dinginliği...

Kemal Bey’in hakkını teslim

CHP Genel Başkanı olarak...
Çıkmış televizyona...
Her kesimden her fikirden kişinin her türlü sorusuna cevap veriyor.
Küsmece yok, darılmaca yok, “Böyle soru mu olur kardeşim” diye çıkışmaca yok, tahammülsüzlük yok, böbürlenme yok, burundan kıl aldırmamaca yok.
“Kimler katılıyor” diye sormamış...
Veto etmemiş.
O olsun, bu olmasın dememiş.
Doğru ya da yanlış, okkalı ya da okkasız sabırla cevap veriyor.
Dikkat! Dikkat!
Kemal Kılıçdaroğlu bu tavrıyla yeni bir kriter geliştirmiştir:
Bundan böyle her kim...
Danışıklı dövüş programlarda borusunu öttürmeye kalkarsa, sadece seçtiği gazetecilerin karşısına çıkarsa, al gülüm ver gülüm yaparsa, soru beğenmezse...
İyot gibi açığa çıkar.

Zülfü’nün Züleyha’sı

BU topraklarda sadece iki dil yok.
Arapça var, Farsça var, Rumca var, Gürcüce var, Ermenice var, Hemşince var, Lazca var, Kürtçe var...
Züleyha adlı genç sanatçı, Zülfü Livaneli’nin en güzel şarkılarını işte bu toprakların dillerinde söylemiş.
“Etnik Dillerde Livaneli Şarkıları”na bayıldım.
“Memik Oğlan”, Arapçaya ne kadar yakışmış.
“Nefesim Nefesine”nin Gürcücesi süper olmuş.
Farsça bir “Leylim Ley”... Harika!
“Dağlara Küstüm” Zazacada da etkileyici...
Hele Züleyha’nın bambaşka dillerde o şarkıların hakkını vermeyi başarmasına şapka çıkarılır.
Kısacası...
Bu toprağın dilleri, bu toprağın sesi olabilecek bir sanatçıyı çıkardı ortaya.
Züleyha’nın yolu açık.

Bize özgü tuhaflıklar

? Kültür emperyalizmini protesto etmek adına şişme Noel Baba kuklasının bıçak darbeleriyle tarumar edilmesi...
? Nişantaşı’nda yerlere serilen kırmızı halının, serildikten yarım saat sonra çamur içinde kalması...
? Kırmızı ışığın yeşile dönmesiyle birlikte kornaya yüklenilmesi...
? Oynadığı dizide canlandırdığı karakterin ölümü üzerine ağlayan aktör...
? Başka bir ülkeye sığınan bir adamın magazin sayfaları aracılığıyla bize her gün “ceee” yapması...
? Her şeyin değişirken “yılbaşı ekranı” sıkıcılığının milim değişmemesi...

Nazlı Hanım’a başsağlığı

NAZLI Ilıcak’ın annesi İhsan Hanım, ilk dönem cumhuriyet kadınlarından biriydi.
28 Şubat sürecinde Nazlı Hanım’ın evinde düzenlenen ve bir tür “demokratlar meclisi” toplantılarına dönüşen o buluşmalardan birinde tanışma fırsatı bulmuştum...
Müdanasız görünüyordu.
Debdebeyi de, düşüşü de yaşamış insanlara özgü bir kayıtsızlık vardı her halinde.
Adnan Menderes’ten “Adnan” diye söz etmeye hakkı olanlardandı.
Görmüş geçirmişti.
Kendisine Allah’tan rahmet diliyorum.
Annenin yaşı ne kadar ilerlemiş olursa olsun kaybının doğurduğu acı değişmez.
Benim için hep saygıdeğer olan Nazlı Hanım’a bütün kalbimle başsağlığı diliyorum.

Saygılı ol ki genç kalasın

? Hindi yiyene de saygı, kurban kesene de...
? Eğlenceye tavan yaptırana da saygı, erkenden yatana da...
? Başını örtene de saygı, mini etek giyene de...
? Sabaha kadar dans edene de saygı, sabaha kadar zikir çekene de...
? İçki içene de saygı, damlasını ağzına koymayana da...
? Noel Baba’ya da saygı, Nasrettin Hoca’ya da...
? Maklubeye de saygı, suşiye de...
? Çam ağacı süslemeye de saygı, çaput bağlamaya da...
Yazının devamı...

İslami kesimin bir menkıbesi

31 Aralık 2010
Esas işi olan tencere imalatçılığından kazandığı paraları, sinema filmlerine yatırdı.
Camianın kült romanı “Minyeli Abdullah”tan iki film çıkardı.
Ardından “Sürgün” adlı hakikaten başarılı bir filme imza attı.
Ve böylece gitti “Tencereci Mehmet”, geldi “Hacı Fellini”...

Bizim “Hacı Fellini”, şimdi de Said-i Nursi’nin hayatını “Hür Adam” ismiyle filme çekmiş.
Her ne kadar Mehmet Tanrısever’in, tıpkı diğer Türk yönetmenleri gibi “önemli bir adam”ın hikâyesini propagandaya kaçmadan anlatma kabiliyetine sahip olamayacağına dair güçlü bir önyargım olsa da...
Seyretmeden bir hüküm verme nezaketsizliği yapmayacağım.
Sadece filmde geçtiği söylenen “Said-i Nursi-Atatürk karşılaşması” hakkında bir şeyler söyleyebilirim.

Said-i Nursi’nin Atatürk’e kafa tuttuğuna dair bir menkıbe, İslami kesimin en önemli menkıbelerinden biridir.
Hayatlarında hiç Said-i Nursi okumamış İslamcılar bile “Tarihçe-i Hayat” adlı kitapta geçen şu öyküyü bilirler:
Said-i Nursi, Cumhuriyet’in ilk yıllarında Mustafa Kemal’in davetlisi olarak Ankara’ya gider.
Orada milletvekillerine namaz hakkında bir konuşma yapar.
Bundan rahatsız olan Atatürk, milletvekillerinin de bulunduğu ortamda Said-i Nursi’ye “Sizin gibi kahraman bir hoca bize lazımdır. Biz sizi yüksek fikirlerinizden yararlanmak için Ankara’ya çağırdık. Siz geldiniz namaza dair şeyler söylediniz ve bizim aramıza ihtilaf soktunuz” der.
Bunun üzerine Said-i Nursi hiddetlenir. İki parmağını Atatürk’e uzatarak, “Paşa! Paşa! İslamiyet’te imandan sonra en yüksek hakikat namazdır. Namaz kılmayan haindir, haini ise reddederiz” der.
Atatürk, bunun üzerine özür diler ve Said-i Nursi’ye ilişmez.
Mehmet Tanrısever, bu zamana kadar camia içinde kalmasına özen gösterilmiş bu menkıbeyi almış filmine...

Olaya “menkıbe” diyorum çünkü yaptığım araştırmalar sonunda Atatürk ile Said-i Nursi arasında böyle bir görüşmenin gerçekleştiğini doğrulayamadım.
Ama eğer Nurcu kökenli arkadaşlarımız, “Tarihçe-i Hayat” adlı kitabın güvenilir bir kaynak olduğunu savunurlar ve “Bu menkıbe değil, gerçeğin ta kendisidir” diyorlarsa...
Onlardan bir ricam var:
Lütfen bundan sonra Atatürk için “çok demokrat bir lider” desinler.
Çünkü ancak bir demokrat lider, milletvekillerinin huzurunda kendisine iki parmağın uzatılarak “hain” denmesine izin verir.
Denemesi bedava...
Günümüzün liderlerinden birine iki parmağınızı uzatarak “hain” deyin, bakalım ne olacak?

Barlas’tan farklı bir şey çıkar mı?

ERTUĞRUL Özkök, Akşam gazetesine verdiği röportajda “Falanca yazarı bana verseler, ondan farklı bir şey çıkarırım” demiş.
Sabah yazarı Mehmet Barlas da yemeyip içmeyip bu cümlenin üzerine balıklama dalmış.
Bu cümleden yola çıkarak kaleme aldığı makalesinde güya benimle kafa buluyor.
İsim vermeden bana laf çakıyor.
Güya ben, “kendisinden bir şey çıkarılan” yazarmışım.

Şunu söylemeliyim:
Eğer gerçekten Ertuğrul Özkök’ün “bir yazardan farklı bir şey çıkarmak” gibi bir marifeti ve yeteneği varsa...
Bu marifet ve yetenek, Mehmet Barlas gibi biri karşısında sökmez, işlemez, iflas eder.
Çünkü “bir yazar yaratmak” konusunda yeryüzünün en iddialı genel yayın yönetmeni bile, daha devir başlamadan o devrin adamı olmayı başaran Mehmet Barlas’ın hızına yetişemez.
Analar henüz Mehmet Barlas gibi bir “kılık değiştirme üstadı”nın değişim hızına ayak uydurabilecek bir genel yayın yönetmenini doğurmadı.

Bana gelince...
Yazıp çizdiklerim ortada. Gizlim saklım yok.
Ben kafasına göre takılmaktan başka şiarı olmayan biriyim.
İrademi Tayyip Erdoğan’ın iradesine bile bağlamaktan bile kaçındım.
Değil Ertuğrul Özkök, şahı gelse...
Benden farklı bir şey çıkaramaz.

Yılın en cuk oturan manşeti

ESKİ Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, çoktandır ortalıkta görünmüyordu.
Geçenlerde Meclis’e şöyle bir uğramış.
Gazetecilere verdiği demeçte şunları söyleyerek ağlaşmış:
“Bizim oğlanın işleri bozuldu. Santral işi yattı, likit yumurtanın alıcısı yok.”
Bu demeç, çeşitli gazetelerde haber yapıldı.
Ama en süper başlığı Radikal attı: “Rabbim dur dedi.”
Biliyorum haddim değil ama yine de müsaade buyurursanız ben bu başlığa “yılın en cuk oturan manşeti” ödülünü layık görüyorum.

Takdir ettim

DOĞAN SATMIŞ: Başörtülü bir kadın gazetecinin Türkiye Gazeteciler Cemiyeti üyeliğine kabul edilmemesine isyan ederek TGC Yönetim Kurulu Üyeliği’nden istifa etmesi nedeniyle...
CÜPPELİ AHMET: Medyaya en mesafeli ve en kapalı bir tarikatın içinde yer alıp da medyayı bu kadar iyi manipüle etmesi ve kullanması nedeniyle...
TANSEL ÇÖLAŞAN: Cüneyt Özdemir’in 5 N 1 K adlı programında Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı sıfatıyla yaptığı tutarlı, ödünsüz ve etkileyici konuşma nedeniyle...

Mutlu yıllar

Berbat filmlerin çekilmediği...
Gizlice kaydedilmiş kasetlerin ortalığı sarsmadığı...
Demokratların, darbecilerin yöntemlerine müracaat etmedikleri...
Bir ulusun karizmayla ezilmediği...
Tayyip Erdoğan’ın daha az sinirlendiği...
Abdullah Gül’ün daha az gülümsediği...
“Kendisi iyi ama çevresi kötü” cümlesinin kullanılmadığı...
Kifayetsiz muhterislerin ihtiraslarına gem vurdukları...
Yandaşların az da olsa yatıştıkları...
Elif Şafak’ın daha az görünür olduğu...
Salih Memecan’ın sıfır şefkat ile Tayyip Erdoğan çizdiği...
Seren Serengil’in kendisini taşıyacak erkeği bulduğu...
Noel Baba kuklasının yakılarak komik duruma düşülmediği...
Fehmi Abi’nin yazı yazabildiği...
Kemal Kılıçdaroğlu’nun arkadaşlarının bütün çalışmalarını bitirdiği...
İsmet Özel’in televizyona çıkmadığı...
Bir 2011 diliyorum.

Mehmet Akif ve ırkçılık

DÜNKÜ yazımda eskiden İslamcılar ile ülkücüler arasında yapılan ırkçılık tartışmalarından söz etmiş, İslamcıların Mehmet Akif’in dizeleriyle ülkücülere verdikleri cevabı yazmıştım.

Eksik olmuş.

Ülkücüler de İslamcılara yine Mehmet Akif’in dizeleriyle yanıt verirlerdi.
Onların kullandıkları dizeler ise İstiklal Marşı’nda geçen “kahraman ırkım” cümlesiydi.
Yazının devamı...

Darbeci ile demokratı ayırt etme kılavuzu

30 Aralık 2010

-  “Darbeci” hukuk tanımaz... “Demokrat” hukuktan sapmaz.
-  “Darbeci” entrika çevirir... “Demokrat” tertip yapmaz...
-  “Darbeci” tankına, topuna güvenir... “Demokrat” hukuka ve demokrasiye...
-  “Darbeci” zalimdir... “Demokrat” adildir.
-  “Darbeci” korkutur... “Demokrat” yürek ferahlatır.
-  “Darbeci” bilmek istemez... “Demokrat” bilmek ister.
-  “Darbeci” sindirmek ister... “Demokrat” ses çıksın ister.

Yazının devamı...

Başbakan’ın gözünde köşe yazarlığı müessesesi

28 Aralık 2010

Ya sabah akşam “Beceriksiz Kemal... CHP’den bir numara olmaz... Bunların cibiliyeti bozuk...” diye yazmak gerekiyor.
Ya da yine sabah akşam Mehmet Haberal’ın hastaneden hapishaneye alınmasını sağlamak için numara üstüne numara çekmek gerekiyor.
Yani Başbakan Erdoğan...
Hepimizin bir Mehmet Barlas, bir Emre Aköz, bir Mustafa Karaalioğlu, bir Akif Beki olmamızı istiyor.
* * *
Nereden mi çıkarıyorum bunu?
Şuradan:

Yazının devamı...