"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

CHP nasıl kurtulur

22 Kasım 2011

Hadi diyelim ki “Seyit Rıza İngilizlerle işbirliği yaptı” falan diyerek katliama meşruiyet sağlamayı başardınız...
Hadi diyelim ki Dersim kitabını açılmadan kapattırmayı başardınız...
Sanıyor musunuz ki “işlem” tamamdır.

Peki söyler misiniz?
Birileri çıkıp da “Nâzım Hikmet tutuklanıp cezaevine yollandığında devletin başında kim vardı?” diye konuşmaya başlarsa nasıl yırtacaksınız?
Birileri çıkıp da tek parti dönemine damgasını vuran meşhur komünist tutuklamalarının çetelesini ortaya dökmeye kalkarsa nasıl yırtacaksınız?
Birileri çıkıp da İsmet Paşa döneminde Ankara Üniversitesi’nde kaynatılan cadı kazanı ve üniversiteden ilişiği kesilen aydınları gündeme getirirse nasıl yırtacaksınız?

Yazının devamı...

İktidardakiler Dersim’i dert ediyorlar mı?

21 Kasım 2011

-  Eğer Dersim’i gerçekten dert etselerdi... Dersim’in üzerine bomba yağdıran Sabiha Gökçen’in adının bir havaalanına verilmesinden büyük azap duyarlar, bir şeyler yapmaya çalışırlardı.
-  Eğer Dersim’i gerçekten dert etselerdi... Konuyu CHP’yi vurmak için kullanmak yerine Dersim için bir “hakikatleri araştırma komisyonu” kurup olup bitenlerin açığa çıkarılması için çaba harcarlardı.
-  Eğer Dersim’i gerçekten dert etselerdi... Katliamın sorumluları arasında yer alıp da sonradan Demokrat Partili olmuş Celal Bayar ve Fevzi Çakmak gibi isimleri zikretmekten özenle kaçınmazlardı.
-  Eğer Dersim’i gerçekten dert etselerdi... Alevi katliamlarına dinsel meşruiyet sağlayan eski şeyhülislamlardan Ebusuud Efendi için “gurur kaynağı” gibi sıfatlar kullanmazlardı.
-  Eğer Dersim’i gerçekten dert etselerdi... Dersim’de idam edilen Dersim seyitlerinin mezarlarının bulunması için küçücük de olsa bir çaba sarf ederler, seyitlerin torunlarına bir cevap verirlerdi.
-  Eğer Dersim’i gerçekten dert etselerdi... Alevi toplumunu biçimlendirmek, şekillendirmek ve istenen kıvama getirmek yerine olduğu gibi kabullenerek haklarını teslim etmeyi içlerine sindirirlerdi.

Dersim’in mazlumları CHP’yi rahat bırakmaz

EĞER ortada...

Yazının devamı...

Neden CHP’ye vuruyorum

20 Kasım 2011
Vuruyorum çünkü: Bugün iktidarın halk nezdinde milim puan kaybetmemesinde ve bir denge mekanizmasının devreye girmemesinde en büyük sorumluluğun CHP’de olduğunu düşünüyorum.
Vuruyorum çünkü: Toplumsal kutuplaşmayı besleyip büyüten alternatifsizlik illetinin bir numaralı sorumlusu olarak CHP’yi görüyorum.
Vuruyorum çünkü: ıdeolojik takıntıların esiri olmuş bir CHP’nin, topluma asla umut veremeyeceğini görüyorum.
Vuruyorum çünkü: Topluma umut veremeyen bir CHP’nin, bugünkünden daha güçlü bir iktidar yapısına hizmet ettiğini ve edeceğini fark ediyorum.
Vuruyorum çünkü: Güçlü muhalefetle dengelenmeyen iktidarların, denetim mekanizmasından kendilerini kurtardıklarını ve kibre yaslanmaya başladıklarını görüyorum.
Vuruyorum çünkü: Kendi arkadaşlarının düşünce özgürlüğüne önem vermeyen bir partinin, Türkiye’nin geleceğinde etkili olmasından endişe ediyorum.
Vuruyorum çünkü: Bugünkü iktidarın yol açtığı sorunların giderilmesinin CHP’nin güçlenmesinden geçtiğine inanıyorum.

Vicdani retten neden korkuluyor

Her Türk asker doğarsa...
Vatan savunması kutsalsa...
Askere gitmeyene kız yoksa...
Davul zurnayla askere gitmek gibi bir geleneğimiz varsa...
Vatan borcu, namus borcu olarak algılanıyorsa...
Asker milletsek...
Kahir ekseriyet askere gidecek, bir avuç vicdani retçiyse gitmemeyi tercih edecektir.
O zaman soralım:
‘Vicdani ret’ konusu açılınca...
Ortaya çıkan bu panik, bu kaygı nedendir?

12 ünlünün dekorasyon zevkİne daİr kİşİsel notlar

Trump Towers evleri açmış... Mudo Concept malzemeleri sağlamış.Maison Française destek olmuş. Ve Toplum Gönüllüleri Vakfı yararına harika bir proje çıkmış ortaya: 12 ünlü 12 mimarla birlikte ev dekore etmiş.Geçen gün Trump Towers’ta dekore edilen evleri gezdim. Hem dekorasyonun incelikleri konusunda, hem de ünlülerin zevkleri konusunda baştan çıkarıcı izlenimler edindim.Takdim ediyorum...

AYŞE ARMAN: Ayşe’den şöyle janjanlı, yanar dönerli, kırmızılı bir tasarım beklenir değil mi? En azından yatak odasında akla hayale gelmeyecek tarzda uçukluklar falan... Hayır, hayır! Hiçbirini yapmamış. Yaptığı ev bir çılgının evinden çok bir bohem burjuvanın evi gibi olmuş. (Mimarı: Mahmut Anlar).

ARZUHAN DOĞAN YALÇINDAĞ: Tam bir işkadını evi olmuş... şıklıkla mekânı iyi değerlendirme dengesine dikkat edilmiş... Abartıdan kaçılmış... Dinlendirici renklere ağırlık verilmiş. Duvarlara asılan resimlerin objelerle uyumu mükemmel olmuş. (Mimarı: Çağlayan Tuğa).

ACUN ILICALI: Tam bir bilgisayar oyunları meraklısı oğlan çocuğu evi... Giriş mutfaktan... Ev baştan sona oyun odası gibi... 12 yaşındaki bir oğlanı koy içine, 12 gün çıkmaz evden... Az sonra sipariş verilen pizzalar gelecekmiş gibi bir hava... (Mimarı: Emrah Kutlar).

HÜLYA AVŞAR: ışte bir düş kırıklığı daha: Bir starın değil de evcimen kadının evi gibi olmuş. Yatak odasındaki kahvaltı tepsisi, “Ben eşimin geyşası olurum” diye bağırıyor. Salonsa Hülya için fazla sakin... Evin her köşesinden “Ben artık evimin kadını olmak istiyorum” çığlığı yükseliyor. (Mimarı: Merve Benice Musluoğlu).

İBRAHİM KUTLUAY: ıddialı değil, bağırmıyor, kasmıyor... Sonuçta güzel bir ev... Tek sorunu şu: Kendine özgü bir havası yok... Yani eve girdiğinizde “ışte ıbrahim Kutluay farkı” diyebileceğiniz bir yanı yok... Ortalamanın biraz üstünde bir zevke sahip herkesin yapabileceği türden bir ev... (Mimarı: şebnem Buhara).

İZZET ÇAPA: ızzet Çapa mekânlarının dekorasyonundaki kasıtlı ‘kitsch’ hava, bu evde de var. ıhmal edilmiş bir şıklık, bilinçli bırakılmış dağınıklık, şaşırtıcılık, mesaj kaygılı obje yerleştirme sanatı falan da cabası. Kapıda ızzet Çapa yazmasa bile “Burası kesin ızzet Çapa’nın” dersin... O derece yani... (Mimarı: Sandra Arslanoğulları).

OYA ECZACIBAŞI: Eve her girenin “Hafiften bir ıstanbul Modern havası yok mu?” diye sorması boşuna değil: Bir modern sanat galerisi havası var evde... Renkleri hesaba katılmış kitapların kitaplığa konma biçiminden tutun da aydınlatma tarzına kadar evin her tarafına sinmiş bu... (Mimarı: Mustafa Toner).

RANA TABANCA: Çok katlı bir rezidansta istendiğinde nasıl da bir dağ evi temasının yakalanabileceğini ve bunun asla yadırganmayacağını gösteren harika bir ev olmuş... Ama bir kusurcuğu var: ınsan böyle bir evde minik de olsa bir şömine aramıyor değil... (Mimarı: Hakan Ezer).

SİREN ERTAN: Misafir ağırlamaya, parti vermeye, yemek yapmaya meraklı bir kadının evi gibi olmuş... Mutfaktan taşıp evin her tarafına yayılan iştah açıcı yiyecekler bunun kanıtı... Dekoru için şunu söyleyebilirim: şıklıktan ziyade konfora ağırlık veren rahatlatıcı bir dekorasyon... (Mimarı: Hakan Helvacıoğlu).

TÜRKAN ŞORAY: ışte nevi şahsına münhasır bir dekorasyon daha: Türkan şoray ile sinema sanatı arasındaki büyülü ilişkiyi çok güzel bir şekilde yansıtan bir dekorasyon... Ama bu haliyle ‘Türkan şoray’ın içinde yaşayacağı ev’ olmaktan ziyade ‘Türkan şoray Müzesi’ olmuş. (Mimarı: Emir Uras).

CAROLİNE KOÇ: Klasiğe yaslanan bir şıklık, modernliği ihmal etmeyen bir ağırbaşlılık... Havalı ama ezmiyor... Renkler yormuyor, objeler bağırmıyor. Tek kusuru şu: Çok da geniş olmayan bir dairenin bir odasının yemek odası yapılması bana biraz savurganlık gibi geldi. (Mimar: Gökhan Avcıoğlu).

ÜMİT BOYNER: Sadeliğin şiirini yazmış. Abartısızlıktan bir iddia ve sıcaklık çıkarmış. Oturma odasındaki büyük sehpa geniş aileye, yatak odasındaki fotoğraflar ise aile içi dayanışmaya gönderme yapıyor. Objeler yerli yerinde, resimler ise yakışmış. (Mimar: Cem Kocacıklıoğlu).
Yazının devamı...

Bir lider Time’a kapak olduğunda

19 Kasım 2011
KARŞITLARI: Karşı tarafın eli armut toplamıyor tabii... Onlar da “Kim bilir neyin karşılığı?” falan diyerek golü çıkarmaya çalışırlar.

DESTEKÇİLERİ: Sıra yeniden liderin destekçilerine gelmiştir... Sevinçli bir telaş içinde “kıskananlar çatlasın, kıskananlar çatlasın” sloganları...
KARŞITLARI: İlk şoku atlatmaya başlayan karşı taraf artık daha yaratıcı: “Ne var kardeşim abartacak... O zaten her hafta Leman’a kapak oluyor” esprisi gelir gündeme...

DESTEKÇİLERİ: Destekçilerin sevinç gösterileri bütün hızıyla devam etmektedir: Bu kez “Time’a kapak oldu, size de kapak yaptı” cümlesi devrededir.
KARŞITLARI: Toparlanma sürüyor: Birkaç hafta önce Berlusconi’nin Time’a kapak olmasını anımsatarak “Bu neyin işareti acaba?” sorusu sorulur.

DESTEKÇİLERİ: Hafiften savunma sporları: “Sizin desteklediğiniz lider Time’a kapak olsaydı, dünyayı ayağa kaldırırdınız... Yemeyin bizi”.
KARŞITLARI: Time’ın daha önce kapak yaptığı isimler hakkında araştırma yapmanın verdiği güven duygusuyla: “Saddam da, Kaddafi de Time’a kapak olmuştu... Abartmayın”.

DESTEKÇİLERİ: Daha durun, daha durun... Sırada “The Economist” var... Usta, haftaya da ona kapak olur.
KARŞITLARI: İyi ama siz “The Economist”i, seçimden önce “hain İngilizlerin dergisi” ilan etmemiş miydiniz?

Artısı ve eksisiyle Muharrem İnce

ARTISI: Ses tonu, telaffuzu, öfkesi, anlatım gücü yerli yerinde... EKSİSİ: Konularını çeşitlendirme gücü zayıf.
ARTISI: Hem mücadeleci, hem cesur... EKSİSİ: Cesareti sürdürülebilir, mücadeleciliği istikrarlı değil.
ARTISI: Duyguları galeyana getirebilme becerisi mükemmel... EKSİSİ: Sadece belli duyguları galeyana getirebiliyor.
ARTISI: Sırtını bir güce yaslamadan konuşması gayet iyi... EKSİSİ: Hiç şaşırtmıyor.
ARTISI: İyi yumruk atıyor... EKSİSİ: Hep aynı yere, hep aynı yerden yumruk atıyor.

İçişleri Bakanı acilen doktrine edilmeli

BİZ ne kadar söylersek söyleyelim, yeteri kadar etkili olamıyoruz.
O zaman bu iş, AK Parti içinden birilerine düşüyor.
Mesela AK Parti’nin ideolog isimlerinden Ömer Çelik ya da Yalçın Akdoğan bu işi gayet iyi yapabilirler.
Mesela şöyle şeyler söyleyebilirler İçişleri Bakanı’na:

İdris Naim Bey...
Soğuk Savaş bitti. “Komünizmle Mücadele Dernekleri” kapanalı bin yıl oluyor. 70’lerin Adalet Partisi’nde bile olmayan bu antikomünist heyecanı bırakın lütfen.
Geçmişte düşünceyi suç kabul etmiş bir ülkenin bakanı olarak, geçmişteki suçlardan söz ederken en az iki kere düşünmelisiniz.
Suçun kişisel olduğu meselesi de, tartışmasız bir şekilde aşılıp geçilmiştir. İnsanlar artık enişteleriyle, baldızlarıyla, kayınlarıyla, eltileriyle, biraderleriyle, görümceleriyle falan değerlendirilmiyorlar.
“Kürt sorununu arıyorum, bulamıyorum” gibi cümleler de etmeyin. Biz bu sorunu aramadan bulmuş bir partiyiz. Liderimiz “Kürt sorunu vardır” demiş bir liderdir.
Haklarında henüz yargı kararı bulunmayan kişiler hakkında “durun bakalım, buradan neler çıkacak neler” demek yerine, hiç olmazsa “konu adalete intikal etmiştir” gibi idare-i maslahatçı bir cümleyle yetinin...

Muhafazakârlar neden Suriye ile savaş istiyor

Irak savaşına büyük ölçüde itiraz ediyorlardı.
Afganistan işgaline şiddetle karşı çıkıyorlardı.
İran’ın tehdit edilmesine sinir oluyorlardı.
Mısır’da tereddütleri vardı.
Libya’da bile tereddütleri vardı.
Fakat iş Suriye’ye gelince...
İşin rengi bir anda değişiverdi.
İslamcı-muhafazakâr yazarlar köşelerinden...
“Savaşsa savaş” diyorlar.
“Beşar gidene kadar” diyorlar.
“Öncülüğü Türkiye yapmalı” diyorlar.

Peki neden? Cevap veriyorum...
Şu yedi nedenden dolayı:
BİR: Beşar’ın gitmesi halinde Müslüman Kardeşler’in Suriye’ye egemen olacağını düşünüyorlar.
İKİ: Beşar’dan sonra gelecek olan yeni yönetimin İsrail’e karşı tutumunun daha sert olacağına inanıyorlar.
ÜÇ: Beşar’ın gitmesinin ardından Ortadoğu’da Türkiye’nin nüfuz alanının yeniden genişleyeceğini düşünüyorlar.
DÖRT: Beşar’dan sonra oluşacak Suriye yönetiminin İran için bir tehdit oluşturmayacağına inanıyorlar.
BEŞ: Ahmet Davutoğlu’na sonuna kadar güveniyorlar.
ALTI: Suriye’deki Baas-Nusayri iktidarının bir an önce son bulması gerektiğini düşünüyorlar.
YEDİ: Türkiye’nin Suriye’ye yönelik tutumunun Batı’nın taşeronluğuyla bir ilgisi olmadığına inanıyorlar.

TRT muhabirini seyrederken utanmak

TÜRKİYE ’de yaşayan herkes, TRT’nin her dönemde iktidar destekçisi olduğunu ve bundan sonra da olmaya devam edeceğini bilir.
Bu artık tartışılmaya bile değer bulunmayan bir veridir.
Bu nedenle hiç kimse TRT’den yansız, tarafsız habercilik yapmasını beklemez.
Ama fakat lakin...
Eskiden bunun bir ölçüsü, bir kıvamı falan olurdu.
“Ayıp olur” falan denirdi, bazı ince ayarlar yapılırdı, örtük bir destek verilirdi.
En azından habere konu olan muktedire karşı “mesafeliymiş gibi” gözükmeye gayret edilirdi.
Bugün görüyoruz ki: Ne mesafe kalmış, ne kıvam... Ne ayar kalmış, ne ölçü...

Ekranda TRT muhabiri Meral Tayanç var. Az sonra Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’le bir röportaj yapacak.
Başlıyor seyirciye Fatma Şahin’i anlatmaya:
Öyle bir yıkama yağlama ki yağlanan yıkanan kişiyi utandırıp yerin dibine sokacak cinsten...
Bir süre sonra Fatma Şahin geliyor muhabirin yanına...
Muhabir Meral Tayanç daha da coşuyor:
“Sayın bakanımız geldiler. Yine her zamanki gibi çok şık, çok zarif... Efendim hoş geldiniz. Müthişsiniz. Az önce gıyabınızda epeyce dedikodunuzu yaptık. Zarafetinizi, ne kadar iyi bir anne, ne kadar iyi bir eş olduğunuzu ve bu arada bütün şeyleri de özetlemeye çalıştım. Neredeyse bütün kanun tekliflerinizi, protokollerinizi ben anlatacaktım”.

Bunları dinlerken...
Midem bulandı, başım döndü, ağzımda kekremsi bir tat oluştu...
İnsanlığa olan saygımda müthiş bir azalma meydana geldi.
Başkaları adına utanmanın ne demek olduğunu anladım.
Kızardım, bozardım.
Ve televizyonu bir hırsla “çat” diye kapattım.
Yazının devamı...

İçişleri Bakanı’na ihbarda bulunuyorum

18 Kasım 2011

Söylediği bazı cümleler şunlar:
Büşra Ersanlı Hanımefendi’nin 80 öncesi gençlik yıllarına bir yolculuk yapmanızı tavsiye ederim.
Büşra Ersanlı’nın hangi komünizan faaliyetten mahkûm olduğunu, cezaevinde yatıp yatmadığını araştırın.
Büşra Ersanlı’nın akrabalarının kimler olduğunu araştırın.
Büşra Ersanlı’nın eniştesinin bu ülkede bir başka faaliyetten tutuklu olduğunu araştırırsanız görürsünüz.
İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’e “yetmez ama evet” diyorum ve Büşra Ersanlı için daha fazla malzeme temin etmesine yararlı olur diye şu ipuçlarını veriyorum:
Sayın Bakan...

Yazının devamı...

CHP ah CHP

17 Kasım 2011

-  Çadırlarda ölümler yaşanırken...
-  Vali imdat çığlığı atarken...
-  Organizasyon sorunları alıp başını gitmişken...
-  Van’dan kaçış başlamışken...
-  Devlete ait sosyal tesislere depremzedelerin yerleştirilmesi bir türlü sağlanamazken...
-  Toplanan yardımların nereye gittiğine dair doğru dürüst bir açıklama yapılmazken...
Ne beklenir koca ana muhalefet partisinden?

Yazının devamı...

Bir palavra: Ulusalcılar PKK’ya yanaşıyor

15 Kasım 2011

-  Güya iflah olmaz AK Parti karşıtları, CHP’den de bir numara çıkmayacağını anlayınca Kürt hareketine yanaşmışlar.

-  Güya her kötülüğün anası “Ergenekon”, hükümetten intikam almak için PKK’ya gaz vermekteymiş.

İddia ediyorum:

Son dönemin en büyük palavrasıdır bu...

Yazının devamı...

‘Tanırım, iyi çocuktur’ cümlesine iade-i itibar

14 Kasım 2011

O gün bugündür ne zaman “Tanırım, iyi çocuktur” cümlesini çağrıştıran bir kelam edilse herkes çok esaslı bir sevimsizlikle karşılaşmış gibi yüzlerini buruşturuyor.
Yüzlerini buruşturanlar haksız da sayılmazlar hani.
Ne de olsa söz konusu general, “Tanırım, iyi çocuktur” diyerek açık bir hukuksuzluğa arka çıkmış ve gayet etkili olabilmişti.
* * *
Peki o zaman soralım:
Generalin biri kişisel kefaletini, bir hukuksuzluğu örtbas etmek için kullandı diye, kendilerini gayet yakından tanıdığımız insanlar hakkında tanıklık etme hakkımızdan feragat mi edeceğiz?
Ben böyle bir tutum almaktan yana değilim.

Yazının devamı...