"Adnan Kaya" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Adnan Kaya" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Adnan Kaya

‘Hiç’le başladı, 60 bin ağaca ulaştı

PORTRE

 

ÇOCUKLUĞU Niğde ve Ankara’daki bahçelerde geçen Duygu Özerson Elakdar kelimenin tam anlamıyla doğaya dokunarak büyüdü.
Uzun yıllar tabiatla iç içe yaşayınca, bir süre sonra ‘ağaç, toprak, güneş’ olmadan yaşayamaz hale geldi.
Paris’te pazarlama üzerine yüksek lisans yaptığı yıllarda bu tutkusuyla evinin balkonunu bitkilerle donattı.
Bu sırada evlendi, doğa tutkusunun peşinden koştu, işini bıraktı, mimar olan eşinin ülkesi Libya’ya yerleşti.
Ülkede iç savaş çıkınca ailece Türkiye’ye geldiler ve İzmir’in Urla ilçesine yerleşerek tarımla uğraşmaya başladılar.
Ve hayatı tıpkı ünlü şair Oruç Aruoba’nın ‘Ne ki Hiç’ şiirindeki...
“Şimdi gelecek sana bahar yeniden / Bırak, bilme / Ne bil, ne bilme / Gelsin hepsi yeniden / Sen bilmeden hiç” mısralarındaki gibi karşıladılar.
Tesadüflere kucak açarak ve onlardaki saklı mesajı okuyarak...
Sorgulamadılar, geleni kabul ettiler, sevdiler, benimsediler.

‘Hiç’le başladı, 60 bin ağaca ulaştı

TADIM EĞİTİMİ HAYATINI DEĞİŞTİRDİ

Peki, neden zeytincilik?
Duygu Hanım diyor ki:
“Slow Food Urla’nın düzenlediği bir zeytinyağı tadım eğitimi ailemizi kuşaklar boyu etkileyecek bir serüvenin başlangıç noktası oldu.
‘Evimizin bahçesindeki 30 zeytin ağacından nasıl en iyi yağı elde edebilirim?’ kaygısıyla katıldığım eğitimden 2 bin 400 dönüm arazi ve 60 bin zeytin ağacı ile çıkacağımızı kim bilebilirdi ki?”
Elakdar çiftinin Orman ve Su İşleri Bakanlığı’ndan kiraladığı zeytin ormanındaki ağaçlar arazideki barajda toplanan yağmur sularıyla sulanıyor.
Zirai mücadelede asla kimyasal kullanılmıyor.
Elektrik ihtiyacı için de güneşten faydalanılıyor.
Zeytinyağını en iyi şekilde tanımak ve bilgilerini geliştirmek için her gün okuduklarını, araştırdıklarını, eğitimlere devam ettiklerini söyleyen Duygu Özerson Elakdar ekliyor:

TAMAMI EL YAPIMI VE ÜÇGEN SERAMİK

“İtalya İmperia’da bulunan ve alanında dünyada en yetkin eğitim kurumlarından olan Organizzazione Nazionale Assaggiatori Olio di Oliva’da zeytinyağı tadım panelisti eğitiminden sonra şimdi uluslararası düzeyde tadımcı sertifikası almak için yine İtalya’da devam eden kurslara katılım sağlıyoruz.
Zeytinyağının sırrını çözmek ve modern dünyadaki tüm yenilikleri yakından takip edip, bunu yerel bilgi birikimiyle harmanlayarak kaliteyi yakalamanın şartı olan ince ipuçlarını özenle uygulamak için tutkuyla çalışıyoruz.”
Duygu Hanım tarihte en eski zeytinyağı üretim tesisinin Urla’da bulunduğuna dikkat çekerek, bölgenin bu gücünden elde ettikleri çok iyi zeytinyağlarıyla bu serveti biraz daha ön plana çıkarmak istediklerini de paylaşıyor.
2 yıl önce kendi markaları ‘Hiç’i oluşturduklarını, özel el yapımı üçgen cam ve seramik şişelerinin ambalajlarında Urla ve tarihi hakkında bilgilere yer verdiklerini vurgulayan Duygu Özerson Elakdar şunları aktarıyor:

TADIM ATÖLYESİ VE LOKANTA YOLDA

“Geçen yıl ABD’ye ihracat yapmaya başladık. Çeşitli gurme şarküteri noktalarına girdik. Bu yıl gönderdiğimiz parti geçen senenin 4 katı. Arazimizin potansiyeli yıllık 40 ton. Ağaçlarımız serpildikçe ihracatımız da büyüyecek. Türkiye’de ise internet üzerinden ve İstanbul’da bazı satış noktalarında tüketiciye ulaşıyoruz.”
Urla’nın gastronomi turizmi potansiyeline de dikkat çeken Duygu Hanım ‘3 ayaklı bir sistem’ diye özetlediği hayallerini ise şöyle sıralıyor:
“Bunun temel taşı zeytin ormanımız. Diğeri Urla’nın merkezinde açacağımız zeytinyağı tadım atölyesi ve lokanta. Diğer ayak ise zeytinden elde ettiğimiz girdilerin katma değerli haline dönüştürüleceği tesis. İnsanların yedikleri yiyecekle o yiyeceğin nereden geldiği arasında kopan bağı tekrar oluşturmak. İsteyenler zeytin ormanımızda zeytin toplayıp işletmemizde nasıl işlendiğini görecek, lokantamızda da tadabilecek. ‘Hiç’ bir rüya gibi doğdu. Bilinmezin ortasında, bir umut gibi parladı. Kocaman oldu, bizim oldu.”
Benden aktarması, dilerim birkaç kişiye örnek oluşturur.
Rüya gibi doğar, umut gibi parlar, kocaman olur, sizin olur!

***
SIKILDIM

HER bayramda İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’na, Mart 2019’da yapılacak yerel seçimlerde aday olup olmayacağının sorulmasından...
Başkan’ın da her seferinde, “Seçime 6 ay kala, 3 gün önce veya 3 gün sonra, 30 Eylül 2018 civarında kendimize göre açıklamamızı yaparız” demesinden sıkıldım.

***
KINIYORUM

PARKLARDA kimi ailelerin...
Çocuklar için yapılan oyuncakları koca bedenleriyle parçalarcasına kullanan...
Kent mobilyalarına zarar veren...
Yeyip içtiklerini çöp kutusu yerine ortalığa atan...
Alkol alıp uyuşturucunun her türlüsünü kullanan...
Herkesin gözü önünde ağaç diplerine işeyen...
Doğan görünümlü şahin ya da motosikletle oyun parkının etrafında hız yapıp hava atan...
Gürültüleriyle kulakları sağır eden tipler karşısında üç maymunu oynarken...
Sahipleriyle kendi hallerinde gezen tasmalı sadık dostlar karşısında bir anda güçlerini göstermelerini kı - nı - yo - rum.
Tıpkı Bayraklı 1593/22 Sokak’taki parkta olduğu gibi...

‘Hiç’le başladı, 60 bin ağaca ulaştı

***
İMRENDİM

BAYRAMDA yolum Antalya’ya düştü.
İtiraf etmeliyim ki, (sıcağı ve nemi bir yana) gördüklerim karşısında imrendim.
Tam bir Avrupa kenti havasında.
İstediğiniz yerden denize girebiliyorsunuz.
Su pırıl pırıl, koku yok, pislik yok.
Her yer park, yemyeşil, peyzaj mükemmel.
Battı çıktılar sayesinde trafik akıyor.
Dolaştığım yerlerde, ‘Dikkat edeyim de düşmeyeyim’ diyeceğiniz neredeyse bir tane bile kazılıp da yarım bırakılmış iş yok.
Toz, toprak, pislik, moloz yok.
Yerleşim de oldukça düzenli.
Binaların boyları birbirine yakın, mimarileri benzer.
Kaleiçi’ndeki eski evler aslına uygun restore edilmiş, turizmin hizmetine sunulmuş.
Hangi birini yazayım?
Darısı İzmir’in başına...

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI