"Adnan Kaya" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Adnan Kaya" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Adnan Kaya

Futbolun Don Kişot’u

Seyit Mehmet Özkan... Anlatması belki de en zor insan. “Sıradışı” ama sizden, bizden biri. “Öğlenleri gevrek-peynir-bir kupa çayla beslenirim” diyebilecek kadar da doğal. Türkiye onu yıllar önce İzmirspor’da tanıdı. İki yıldır ise küllerinden doğurduğu Altınordu ile bir kez daha futbolun şeref kürsüsündeki yerini aldı. Bana göre; hem iş yaşamında, hem futbolda yapılmayanları yaptığı için “Sıradışı” sıfatını fazlasıyla hak ediyor. Durmadan üretiyor. Ona göre Türkiye’nin de temel sorunu zaten bu: Üretmemek, tüketmek... Bugün o, üreten bir sistemi, baş döndürücü bir hızla, Cumhuriyetimiz’le yaşıt Altınordu’da hayata geçiriyor. 2 yılda Türkiye’nin en büyük futbol akademisini kurup, yine Türkiye’nin en büyük futbol okulları zincirini açtı. Şu anda Yeşilyurt’tan Kula’ya, Ayrancılar’dan Bodrum’a kadar Ege’nin yer yerinde 3 bin çocuğa spor yaptırıyor. Yine Türkiye’nin en modern sahalarını Yeşilyurt ve Selçuk’ta inşa edip çocukların hizmetine sundu. Türk gençlerine o kadar çok güveniyor ki, “Bu kulübün kapısından yabancı futbolcu giremez” diyecek kadar cesur. Ve şöyle bir hayali var: Süper Lig’de, tamamı Altınordu özkaynağından yetişmiş, TC vatandaşı gençlerden kurulu, yalandan değil gerçekten profesyonel bireylerden oluşan, toplumumuza örnek bir futbol kulübü ve takımı yaratmak. Ve sanırım bu hayali gerçekleşene kadar da Altınordu A Takımı’nın maçlarını yine izlemeyecek ve yüzlerce çocuğuyla mutlu günlerine devam edecek. İşte bu fikirleri, planları ve projeleri kimileri için hayal. Belki de bu yüzden kendine “Don Kişot” diyor. Ama bu Don Kişot, yel değirmenlerine karşı yaptığı savaşı kazanacak gibi görünüyor. O kazanırsa, bana göre Türk futbolu da kazanacak. O kazanırsa, Türkiye’de yarın hiçbir şey aynı kalmayacak.

Futbolun Don Kişot’u

HAYAT FELSEFESİ
Hayatı kategorize etmeden bütünüyle yaşamak.

OTOMOBİL
İzmir-İstanbul karışımıyım

* Hep ikinci el araba kullanırım, otomobile önem vermem. Hala da öyle. Çünkü aracın markası ve modeli toplumda bir statü yanılgısı yaratır. Örneğin, ‘Siyah balina kasa Mercedes zengin müteahhit arabasıdır’ gibi...
* Şimdi 2006 model Range Rover’m var.
* Son iki yıldır, Ulukent Kavşağı’nda kırmızıda duran araca çarpıktan sonra şoför de kullanıyorum.
* Bir otomobil güven verecek, altından kaçıp gidecekmiş gibi olmayacak. Başka da bir beklentim yok, hiçbir zaman da olmadı.
* Trafikte İzmirli ile İstanbullu karışımıyım, ortama uyarım yani.

BESLENME
Kargadan başka kuş tanımam

* Kahvaltı madde dünyasında en değer verdiğim süreçtir diyebilirim. Ben halen annemin ve babaannemin öğrettiği tarz kahvaltı yaparım. Yani kargadan başka kuş tanımam. Kahvaltımda ekmek, yumurta, yağ, bal, iki çeşit reçel, iki çeşit peynir, domates, salatalık mutlaka olmalı.
* Öğlenleri yarım gevrek, açık peynir, domates, salatalık ve büyük bardak çay.
* Akşamları yaş oldu 59,2... Dolayısıyla tavuklu/tonlu salata ve sebze yemekleri.
* Ara öğün olarak öğlenki gevreğin diğer yarısı, açık peynir ve büyük çay.
* Bu dünyaya insan için düşmüş her lezzeti severim, her şeyin keyfine varmaya çalışırım.
* Mutfakla aram nasıl? Çay yaparım, ortalığı toparlarım, girer çıkarım. Ben hep koşulları oluşturan tarafta oldum.

MEKAN
Duygusal bağa önem veririm

* Bu konuda duygusal bağa önem veririm. Geçmişimde yer alan, benim için değeri, anısı olan yerlerdir bunlar. Mesela; Ankara Güniz Sokak’taki Hacı Arif Bey... Arif kardeş biz ODTÜ’deyken Tunus Caddesi’ndeki öğrenci lokantasında güler yüzlü ve çok çalışkan bir garsondu. 40 yıl öncesinden bahsediyorum tabii.
* Bir mekanda önceliğim hijyen, mutfak kokusu ve güler yüz.

Futbolun Don Kişot’u

SPOR
7 takımı birden tutuyorum

* Doğduğumdan beri spor yapıyorum diyebilirim. Ben önce sporcuyum, sonra diğerleri. Bütün sporları yaptım, artık dizlerim bitti. Sadece kışları yürüyor, yazları yüzüyorum. Bir de düzenli olarak yılda iki kez Babadağ’dan Ölüdeniz’e tandem paragliding, Dalaman’da rafting yapıyorum.
* 1975’te ODTÜ, ömrü hayatında bir kez Türkiye Üniversiteler Şampiyonu oldu. Ben de o takımın futbolcusuydum. Spor yöneticiliği başarılarım çok ve çoğu kovulduğum kulüple ilgili! Bu yüzden belleğimin en arkasında paslanmaya terk edildi! Unutmak zorundayım. Son iki senede ise Altınordu’muz ile önce 3. Lig’den 2. Lig’e, oradan da PTT 1. Ligi’ne terfi ettik.
* Bizim artık fanatiklik çağımız geçti. İzmir’den yüzde 30 Altınordu (Armasının yeddieminiyiz), yüzde 25 İzmirspor (Has Eşreşpaşa çocuğuyuz), yüzde 15 Göztepe (Lise çağlarımızda okulu ekip antrenmanlarına dahi gittiğimiz Muhteşem Onbir’in hastasıyım), yüzde 15 Altay (Rıdvan Burteçin amcamın, Ayfer abimin takımı, Büyük Mustafa’nın takımı), yüzde 15 Karşıyaka (Bir sürü eski okul arkadaşım ve dostumun olduğu, yeğenim Mehmet Yağmur’u basket için elimle götürüp teslim ettiğim, futbol dışındaki branşlarıyla gönlümün yıldızı Kaf Sin Kaf); İstanbul’dan Galatasaray (Benim de top koşturduğum Damlacık Sahası’ndan çıkan, dünyanın en kral futbolcusu Metin Oktay’ın takımı olduğu için); Ankara’dan da Ankaragücü (Ankara’da ODTÜ yıllarımızda ‘üç büyükler’in korkulu rüyası çok iyi bir takımı vardı.)
* Allah nasip ederse bir gün mutlaka paraşütle atlayacağım. Ve yine bir gün de Yeni Zelanda’ya gidip Kawaru Bridge’ten bungee jumping yapacağım.

TATİL
Üçü bir arada. İş, tatil, maç

* Kahve istiyorsun, ‘Nasıl olsun?’ diye soruyorlar ya, şimdilerde yeni moda ‘3’ü 1 arada’ deniyor ya... Benimki de hep öyle. Üçü bir arada. İş, tatil, maç... Bu nedenle yılda 1-4 gün arası 10-15 defa tatile çıkıyorum diyebilirim.
* İki türlü oluyor: 1. İş içinse gidilmesi gereken yere gidiyorum. 2. Değilse, hanım İzmir’den direkt uçuşlu yerler buluyor, gidiyoruz. Yani sözün özü, iki türlüsünde de ben gitmiyorum, götürülüyorum. Ama bu konuda pasif olmaktan memnunum. Böylece personelimizin ve hanımın benim üzerimde söz sahibi oldukları bir konu ortaya çıkmış oluyor, herkes rahatlıyor.
* Benim için tatil bedenimle ruhum arasında bitmek bilmeyen çatışmayı en aza indirgemek demek.

HOBİ
Eski bir Gencebay icraatçısıyım


* Allahıma şükürler olsun ki çok dolu yaşıyorum. Hobi yapmaya fırsatım yok. En keyifli hobim evde kimse yokken yaptıklarım: Yayılarak ya ‘En İyi 100 Dünya Filmi Serisi’nden birini seyretmek ya da 4-5 kitabı birden okumak. 5-10 sayfa ondan, baktın sıkıldın 5-10 sayfa diğerinden gibi. Bir projeye konsantre olmuşsam okumam. Rutinde ise günde 50 sayfa okurum. Şu anda 5 kitap birden okuyorum. Ruh halime göre okurum. Tarih kitaplarına bayılırım. Antik Yunan, İkinci Dünya Savaşı dönemi favorilerim. Şu sıralar köleliği kaldıran Lincoln’ü ve Amerikan tarihini inceliyorum. Bir de sanat kitaplarına merak sardım. Milano’dan döndükten sonra Leonardo Da Vinci’yi merkezime koydum.
* Babamın babası İbrahim dedem, küçük-büyük herkesin saz çaldığı Kırşehir’den gelmiş İzmir’e. Şu sazı öğrenemedim ya, yazıklar olsun bana. Her şeye uyum sağlayan, hiçbir şeyin müptelası olmayan, harran-gürran yaşayan normal bir insanım. Musa Eroğlu, “Gerizlerden başından atlayamadım” dediğinde; Sezen Aksu, “Hadi gülümse bulutlar gitsin” dediğinde kendimden geçerim. Kendi başıma off-road araba kullanırken, Şebnem Ferah’la “Sil Baştan”ı söylerim bağıra çağıra. ODTÜ’lü yıllarımda gazete kağıtları serilmiş gençlik saat 2 muhabbetlerinde Orhan Gencebay icraatçısıydım: “Ben sevdim de ne oldu?”
* Maddeye bağımlılığım hiç olmadı. Ama koleksiyonculuğun çok asil bir iş olduğunu biliyorum. Eğitim, kültür, araştırma, sabır lazım. İnsanlığa yararlı bir sevda peşinde koşanlara saygı duyarım.
* İşe mahkum edilmeseydim, Ali Poyrazoğlu tipinde özgür bir tiyatrocu olmayı çok isterdim.

KARİYER
ODTÜ’de işletme eğitimi aldım

* İlkokul, Eşrefpaşa Zafer İlkokulu. Orta ve lise, İzmir Özel Türk Koleji. Üniversite, ODTÜ İdari Bilimler İşletme Bölümü.
* 40 yıldır aile şirketimizin (Özkan Demir Çelik) başındayım.
* Küçükken kesinlikle futbolcu olmak isterdim.
* Kazandığım ilk parayı hiç unutmam. Erdoğan Tözge’ye demir satmıştım. Çok para kazanmıştık ama vadeli-senetli vermiştim. Ben çok sevinçliyken, babam Kenan Usta’dan fırçayı yedim: ‘Cebine girmeyen paranın hesabını yapma Memet!’

MODA
Mümkünse hep eşofman giyeyim

* Modayla hiç alakam olmaz. Spor giyimden hoşlanırım. Hatta eşofman. “Tona ton” derler ya, bir tek ona dikkat ederim. En sevdiğim renk lacivert. Giysilerimi eşim hazır alır. Aksesuvar kullanmam.

SOSYAL MEDYA
Teknolojiyle aram orta şeker

* Facebook ve Twitter’da kesinlikle yokum. Bilgisayar ve onun türevlerinin yaygınlaşmasıyla doğal insanın yok olma sürecine girildiğini düşünüyorum. Bir arkadaşımdan gelen bayram tebriğine cevap yazarken bile içimdeki insandan uzaklaştığımı, içimden bir şeylerin koptuğunu hissederim.

Futbolun Don Kişot’u

SEVİMLİ DOSTLAR
Canlı alarm. Çok kıskaaanç

* Sezen Aksu’nun bir kedisi bile yok, benim kaplumbağalarım var. Çok sevdiğim köpeğim var, Mehmet Yağmur’un emaneti. Yeşilyurt Sait Altınordu Yerleşkesi’nde kuğular, ördekler, tavus kuşlarım var. Kaplumbağalarım daha yavru. Elinin içiyle ancak tutabiliyorsun. İsmini ‘Mahruki’ koydum. Çünkü kendisinden hiç beklenmeyen yerleri tırmanıp aşıyor, yoluna devam ediyor. Köpeğim Alman Mini Schnauzer. İsmi ‘Mila’. Yaşı 5. Canlı alarm. Çok kıskaaanç.

KİMDİR?
Adı: Seyit Mehmet Özkan
Doğum yeri ve yılı: İzmir Eşrefpaşa, 1955
Eğitimi: ODTÜ İdari Bilimler İşletme
İşi: Altınordu A.Ş. Başkanı. Özkan Demir Çelik Yönetim Kurulu Başkanı
Burcu: Balık
Medeni durumu: Eşiyle yan yana, can cana, kan kana, tamı tamına 31 yıldır birlikte. Biyolojik çocukları yok. Kendilerinin seçtiği çocukları ise çoook.

X