"Abdulkadir Selvi" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Abdulkadir Selvi" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Abdulkadir Selvi

Erdoğan neden o iki ile gidiyor?

Önceki gün vefat eden eski Meclis Başkanı Ferruh Bozbeyli’yi ilk ve son görüşüm, Türk Demokrasi Vakfı’ndaki söyleşi sırasında oldu. Sonra birkaç kez telefonla konuştuk.

Ferruh Bozbeyli, hukukun ayaklar altına alındığı Yassıada duruşmaları sırasında Demokrat Partilileri savunan, genç ve idealist avukatlardan biriydi. “Sizi buraya tıkan kuvvet bunu istiyor” diyen Salim Başol’a karşı “kuyruklar”, “düşükler” diye aşağılanan Demokratları savunmuştu. 27 Mayıs’tan sonra AP’den çok genç yaşta milletvekili olmuştu. 27 Mayıs’ın baskısının Meclis’in üzerinde devam ettiği, Menderes’in idamının siyasetin tepesinde Demokles’in kılıcı gibi sallandığı yıllardan söz ediyorum. Demirel, “Başbakanlık koltuğuna oturduğumda Menderes’in idam sehpasındaki fotoğrafı karşımda duruyordu” diyecekti.

1961 seçimleri yapılmıştı. Ancak CHP’nin tek başına iktidar olarak çıkmasını bekleyenler hayal kırıklığına uğramıştı. Millet yine DP’nin devamı olarak gördüğü partileri tercih etmişti. Bunun üzerine Silahlı Kuvvetler Birliği isimli cunta, seçimlerin sayılmayacağı, Meclis’in açılmayacağını içeren 21 Ekim protokolünü yayınladı. Bir muhtıraydı aslında. Parti genel başkanları toplandı, Cemal Gürsel’in Cumhurbaşkanlığı, İsmet Paşa’nın başbakanlığı dayatması kabul ederek, Meclis’in açılması sağlandı. Zaten milletvekilleri de yemin etmeden önce bu karara uyacaklarına dair imza vererek Meclis’e girebildiler.

KORKU ŞALI

Bozbeyli, AP’nin o ortamdaki ilk grup toplantısını anlatmıştı. Seslerinin dışarıdan duyulmaması için milletvekilleri alçak sesle konuşuyorlarmış. Hatta darbeciler ve İsmet Paşa dinler korkusuyla bir milletvekili ceketini çıkarıp, mikrofonun üzerine atmış. Bozbeyli, “O anda çıktım, o ceketi mikrofonun üstünden attım. Yüksek bir sesle ‘Kim duyarsa duysun’ dedim” demişti. O yaşta bunları anlatırken sesi titriyordu. “O anda korku şalını yırttım” dedi. Çok etkilenmiştim. Büyük bir demokrasi mücadelesinden geliyorlardı. Hoparlörlerin yeni çıktığı yıllar. Seçim kampanyası sırasında bir kamyonun kasasına kürsü kurmuşlar. Hoparlörleri tutturmak için de iki odun parçasını üçgen şeklinde birbirine bağlayıp, üzerine hoparlörü yerleştirmişler. Miting bitmeden polis basmış. Gerekçe olarak “Menderes’in idamına tepki olarak darağacı şekline getirildi, onun üzerine mikrofon yerleştirildi” denilmiş.

RAHATSIZ EDEN SORU

Ferruh Bozbeyli’ye Demokratik Parti olayını sormuştum. Biraz sorgular bir tarzda. “AP’den ayrılarak Demokratik Parti’yi kurdunuz. AP’nin bölünmesiyle siyasi istikrar tehlikeye girdi. Siz iktidar olamadınız ama AP de o tarihten sonra tek başına iktidar olamadı. AP’yi bölerek siyasi istikrarı tehlikeye atmanız, 12 Mart’ı yapanların ekmeğine yağ sürdü mü? Demokratik Parti’nin AP’den ayrılmasıyla birlikte Türkiye 12 Eylül’e kadar bir türlü siyasi istikrarı sağlayamadı, koalisyon hükümetleriyle yönetildik. Bu da 12 Eylül’ün en önemli gerekçesini oluşturdu. Bundan dolayı bir özeleştiri yaptınız mı?” diye sormuştum. Sorumdan rahatsız olduğu belliydi. Cevap verdi ama ikna edici olamadı. Belli ki zihninde iz bırakmışım. Haftalık röportajlar yapan yeni nesil bir gazeteci kendini incitmişti. O kızgınlıkla beni aradı. İlgilendim. Telefon görüşmemizden memnun kalmıştı. Burada Türk demokrasi tarihinde önemli bir yer tutan Bozbeyli ve Demokratik Parti tartışması açma düşüncesinde değilim.

Ancak iktidar partilerinden ayrılıp yeni parti kuracak olanların benzer örnekleri iyi incelemesi gerektiğine inanıyorum. Aynı şekilde iktidar partilerinin liderlerinin de bu tür bölünmelere mahal vermemek için ellerinde imkân varken seferber olmaları gerektiğini düşünüyorum. Süleyman Demirel, “En büyük siyasi hatam AP’nin bölünmesini önlememek, Demokratik Partililerin ayrılmasına engel olmamaktı” demişti.

Siyasi tarihi incelediğimde şunu gördüm ki herkes kendi siyasi kaderini kendi çiziyor. Ve sonunda herkes tercih ettiği siyasi kaderini yaşıyor.

Türk siyasetinin önemli isimlerinden İsmet Sezgin’e, 28 Şubat sürecinde DYP’den ayrılıp DTP’yi kurmalarını sormuştum. Hayıflanarak, “Yılların demokratları olarak 28 Şubat’ın payandası gibi anıldık” demişti.

Yeni siyasi partilerin ayak seslerinin duyulduğu bir sırada siyasi tarihimize yön veren bu anekdotları paylaşmak istedim.

ERDOĞAN’IN GEZİLERİ

Yeni parti kuracaklar artık gün saymaya başladılar. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise Abdullah Gül-Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu’na karşı kılıcı çekmiş durumda. Erdoğan, il başkanları toplantısında “Birileri parti kuruyormuş, hiç bunları kafanıza takmayın. Bu tür ihanetlerin içerisinde olanlar bu işin bedelini de ağır öderler” dedi. Erdoğan, Kurban Bayramı’ndan sonra yeni partilere karşı harekete geçiyor. Konya ve Kayseri’yi ziyaret edecek. Konya Davutoğlu’nun, Kayseri Abdullah Gül’ün memleketi. Davutoğlu ve Gül’ü memleketlerinde hedef alacak. Biz ne dersek diyelim tarih tekerrür ediyor, bize ise izlemek ve dersler çıkarmak düşüyor.

X