Kim, ne istiyor?

DÜN, tek kutuplu bir dünyanın insanlık açısından iyi bir şey olmadığını vurguladım.

Artı, George W. Bush türü çapsız liderler tarafından yönetilen veya yönetilecek olan bir ABD’yle yerkürenin daha da vahim kavislere doğru sürükleneceğini ekledim.

Ama, çok kutuplu bir dünyanın ehven-i şer mi olduğu sorusunu da muallakta bıraktım.

Kesin bir cevap getirmeyerek, ne "evet", ne de "hayır" dedim.

Rus lider Vladimir Putin’in 2007 Şubat’ında teorize ettiği ve bizim "ulusalcılar"ın mal bulmuş Mağribi gibi üzerine atladığı o "çok kutupluluk" tezine de ihtiyatla yaklaştım.

Neden?

* * *

EN önce şundan ki, benim yegáne kıstasımı ve ölçeğimi de-mok-ra-si oluşturuyor.

O halde, sütten ağzım yanmış olduğu için tabii ki yoğurdu da üfleyerek yiyeceğim.

Çünkü, elinizi vicdanınıza koyun ve bu defa da siz şu soruya cevap verin:

1945 Yalta’sındaki "etki alanı" paylaşımından başlayıp, "Duvar"ın ve komünizmin yıkıldığı 1989 Kasım’ına dek uzanan o kırk dört yıllık "soğuk savaş"; yani "çok kutuplu dünya" döneminde, insanlık son yirmi yıldır yaşadığımızdan daha iyi bir durumda mıydı?

Sizin yanıtınız ne olursa olsun, benimkisi koskoca bir h-a-y-ı-r’dır!

* * *

EVET, "h-a-y-ı-r"dır ve de zaten "evet" diye yalan söylemeye kalkışanın Pinokyo burnu, táa Beyazıt Kulesi’nin paratonerine kadar uzayıverir.

Çünkü, milyonların öldüğü Kore, Vietnam, Cezayir, Ortadoğu, Afganistan, Biafra, Kongo, Macaristan savaşları, katliamları, işgalleri hep yukarıdaki dönemde gerçeklemedi mi?

Tüm bunlara göz yumulması, o "çok kutupluluk dengesi"nden kaynaklanmadı mı?

Aralarındaki zımni anlaşmadan ötürü kutuplardan biri diğerine ses çıkartmadığı; yahut ámiyane tabirle, dur demek "sıkmadığı" için, dünyamız dehşet kaoslara yuvarlanmadı mı?

Ve, "háfıza-ı beşer nisyán ile malûldür", yani insan unutmaya yatkındır, ya gerisi?

* * *

YANİ o gerisi ki, bizzat SSCB en başta, bir yanda aynı SSCB’nin denetlediği veya desteklediği bütün Doğu Avrupa ülkeleri ve Habeşistan’dan Angola’ya tüm "kızıl Afrika" (!); diğer yanda ise, bu defa ABD’nin denetlediği veya desteklediği "muz cumhuriyetleri"nden Yunanistan, Şili, İran ya da Zaire’ye, her türlü totalitarizm ve diktatorya yine aynı "çok kutupluluk dengesi" sayesinde sayısız ve sayısız ülkede hükümranlık kurmamış mıydı ?

Háttá o kadar uzaklara gitmeye bile gerek yok, Türkiye’deki 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 darbeleri aynı ABD’nin "icázeti"ni aldıktan sonra gerçekleştirilmemiş miydi?

Ve tabii ki, bunları sıraladıktan sonra mutlaka şu soruyu sormak gerekiyor.

* * *

EĞER yukarıdaki "çok kutupluluk dengesi" 1989’dan itibaren nihayete ermeseydi; iyi-kötü; doğru-yanlış; aksak-topal bile olsa artık bir "kıstas"a dönüşmüş olan demokrasi değerleri, acaba günün birinde yine aynı "kıstas" niteliğine kavuşabilecek miydi?

Kendimizi kandırmayalım, tabii ki hayır! Yine koskoca bir h-a-y-ı-r!

Nitekim, işte bunun içindir ki, "Batılı demokrasi dayatılamaz" diyerek tekrar "çok kutuplu" dünya şampiyonluğuna soyunan Putin’den, aynı demokratik değerleri reddettikleri için ona şakşakçılık yapan bizim "ulusalcılar"a, zurna tam burada zart ediveriyor.

Başka bir deyişle, láfazan "edebiyat"a rağmen, şimdi hüküm süren "çok kutupluluk" talebinin, háttá nostaljiyasının geri planında daha insancıl bir dünya arzusu falan yatmıyor!

Aksine, talebin derin bilinçaltında "daha a-z demokratik" bir dünya özlemi yatıyor!

Fakat tabii ki, bu kuyruklu yalanı saptamış olmak şimdiki "tek kutuplu dünya"yı onaylamak anlamına gelmiyor ki, konuyu gelecek yazılarda tekrar işleyeceğim.
Yazarın Tüm Yazıları