Parasının değerinin düşmesinden zevk alan bir ülke

1980 öncesi devalüasyon yapılırdı. Ardından hükümet düşerdi.

O dönemler Türkiye’nin parasının değerinin düşmesinden zevk almayan bir ülke olduğu izlenimi vardı. Bu izlenim yanlışmış. Aksine, paramızın değeri düştükçe zevk alıyoruz, ama belli etmemeye çalışıyoruz.

Almanlar bizim tam tersi duyguları beslerler. Paralarının değerinin düşmesinden nefret ederler. Enflasyon istemezler. Paralarının değerinin diğer paralara ve mal ve hizmetlere karşı düşmesini engellemek için feragat etmeyecekleri hiçbir şey yoktur. Başlarda Almanların Euro’ya temkinli yaklaşmaları da bu nedenledir. Avrupa Merkez Bankası’nın çatısı kendi önerileri doğrultusunda oluşturulduğunda Almanlar Euro’ya sıcak bakmaya başladılar.

Almanlar paralarının değer yitirmesini kendi emeklerinin başkalarını beslemesi anlamına geldiğini düşünürler. Paraları değer kazandığında ise başkalarının emeği ile refahlarının arttığı inancındadırlar.

HAZİNE BORÇLANMASI

Türkiye’de herkes kendi oturduğu koltuktan gördüğü manzaraya bakarak tüm ülkeye reçete yazmakta uzmandır. İhracatçı malını yurtdışına satmak için paramızın değerinin düşmesini istiyor. Kendi açılarından haklılar. Ama, şimdilik farkına varmadıkları nokta, paramızın değeri düştüğünde, başka hiçbir şeyin de aynı kalmayacağıdır.

Paramızın değerinin gereğinden fazla yüksek olmasının nedeni faizlerin yüksekliğine bağlanıyor. Faizler yüksek olmasa, paramızın değerinin düşeceğine inanılıyor. O halde ne yapmalı? Ortaya atılan önerilerin hepsi paramıza doğrudan ya da dolaylı hakaret içeriyor.

Önceleri Merkez Bankası’nın döviz piyasasına müdahale ederek paramızın değerinin düşürülmesi gerektiği önerilirdi. Şimdi, dolaylı yoldan aynı anlama gelen, ama daha masum görünen bir başka öneri ortaya atılıyor. Hazine yüksek faizlerle TL cinsinden borçlanacağına, hem faizi düşük hem de kurların gerilemesiyle (şimdilik) daha az maliyetli döviz borçlansın!

Hazine TL yerine döviz borçlanacak. Borçlandığı dövizleri Merkez Bankası’nda TL’ye çevirerek TL borçlarını ödeyecek. Yani, Merkez Bankası para basacak. Döviz kurları artacak. Sorun çözülecek. Oturduğumuz koltuğun sorunu çözülürken, Hazine’nin sorunu artacak. Kurların artmasıyla TL cinsinden toplam borçluluğu artan Hazine ne yapacak? Hazine de bizim vergilerimizi artırarak artan borç yükünü finanse edecek.

Hazine’nin toplam borçları içinde döviz borçlarının azalmasına sevineceğimize, yeniden eskiye dönmek istiyoruz.

DEVLET GÜVENMEYİNCE

Bir ülkenin parasının itibarını belirleyen en büyük unsur devletin parasına yaptığı muameledir. Kendi parasını kullanmayan hiçbir devlet vatandaşlarının o ülkenin parasını kullanmalarını sağlayamaz. Parayı para yapan unsurlardan biri devletin kendi işlemlerinde yerli parayı kullanmasıdır. Bizde bu ilke çok sık ayaklar altına alınır.

Devlet yaptığı ihalelerde ve projelerde kendi parasını değil, başka ülkelerin paraları cinsinden fiyat tespit ediyor, ödeme yapıyor ya da ödeme kabul ediyor. O nedenle, bu çeşit öneriler bizim ülkemizde yadırganmıyor. Devletin kendi parasına güvenmediği ya da kendi parasına saygı duymadığı bir ülkede bütün bunlar elbette normal karşılanıyor.

Sıkışınca para basmak çözüm oluyor.
Yazarın Tüm Yazıları