Şükrü Küçükşahin
Şükrü Küçükşahin
Şükrü KüçükşahinYazarın Tüm Yazıları

Kim uyarırsa AKP inanır

AKP, savunmasını dün akşam Anayasa Mahkemesi’ne sundu. Ciddi bir hukuki çalışma yapıldığını anladığım savunmada, başsavcının AKP’lilerin sözlerinden yaptığı alıntılara genel bir yanıt verilecek.

Süleyman Demirel’den Tansu Çiller’e, Mesut Yılmaz’dan Deniz Baykal’a, Bülent Ecevit’ten İsmail Cem’e kadar pek çok siyasinin, savcının AKP’lilerden alıntı yaptığı sözlerinin benzerleri dosyaya konarak, "Onlarınki suç değil de bizimki mi suç" diye sorulacak.

Bu çerçevede, Baykal’ın, "Türban din emri mi değil mi" konusunda, AKP’lilerin, "Ebu Hanife’li, Ebu Yusuf’lu Himar-humar vaazı" ismini taktıkları CHP grup konuşmasıyla 23 Nisan’da, "İslamiyet, laiklik ve demokrasi altın üçgendir" demesi, savunmayı hazırlayanları çok mutlu etmiş.

Bu alıntıların AKP’ye yönelik "odak oluşturma" suçlamasını ne kadar ortadan kaldıracağına Anayasa Mahkemesi karar verecek; ancak iddianamede asıl konu, AKP’nin laikliğe, "özde değil sözde" inandığı yönündeki yargıdır.

Asıl soru da savunmanın bu görüntüyü ne kadar ortadan kaldıracağıdır.

KARAR ALMA HAKKI OLMAYANLAR

İddianamede eleştirilecek birçok nokta bulunabilir; ancak dikkatle okunduğunda iki unsurun özellikle göze çarptığı görülüyor.

İlki AKP’lilerin laikliği pek de ciddiye almadığı; siyasi söylemlerinde dini unsurlarla motifleri sık sık kullandıkları izlenimi bırakmaları.

İkincisi ise yargının her kademesinde alınan, laik duyarlılığı ortaya koyan neredeyse tüm kararlara AKP’den gelen ağır eleştirilerin varlığı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay veya Danıştay kararlar almış; Başbakan Erdoğan başta AKP’den, "Yüzkarası", "Herkes yerini bilmek zorunda", "Orası fetva veren kurum değil", "Bu kararı vermeye hakları yok" gibi tepkiler gelmiş.

Hadi diyelim AKP, muhalefetin, medyanın, üniversitenin, cumhurbaşkanının aynı konudaki uyarılarını dikkate almadı; ama ya yargı kararları?

Ki o yargı mensuplarının görevi, tam da bu konuda karar vermekse...

Bunu, AKP, kim veya hangi kurum uyarırsa dikkate alır, diye de sorabiliriz?

"Dört yılda bir halka gidiliyor ya" denebilir; ama o zaman laiklik ve din, siyasetin tam da göbeğine oturtulmuş olmaz mı?

UYGULAMA SORUNU

Bakın iddianamede de var; Yargıtay’ın, eski Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer için, "Anayasa’nın değiştirilmesi teklif dahi edilemez hükümleriyle bağdaşmayan görüşler savunduğuna göre..." diyen bir kararı var.

Bu bir açık uyarı görülmemiş olmalı ki, Dinçer sonuna kadar o makamda tutuldu, sonra da milletvekili yapıldı.

Danıştay kararlarının etrafından ustaca dolandığı örneklerle iddianamede yer alan Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’e ne demeli?

İddianamedeki Çelik, AKP’lilerin alaylı üsluplarını da ortaya koyuyor.

Çelik, bir kitabında Atatürkçülük için, "Çizginin üstünde olan her devlet başkanının kendinden sonra bir ’-cılık’ bıraktığını düşünelim" diyor.

Elbette bu bir suç değil; ama Çelik gibi bir belagat ustasının, "...cılık" için "...izm’in Türkçesi" demesine ben inansam da çoook inanmayan çıkar.

O zaman da, "Uygulanmayan yargı kararı, verilmiş mahkûmiyet yok" demek yetmiyor; çünkü iddianamede olduğu gibi bir savcı da, "Fiiliyatta uygulanan karar yok; sözler de ortada" deyip örneklerini sıralayabiliyor.
Yazarın Tüm Yazıları