Belinde tabancayla maça çıkan hakemlerimiz vardı

Galatasaray-Fenerbahçe maçında dört kırmızı, on beş sarı kart gösteren hakem Cüneyt Çakır günlerdir konuşuluyor, tartışılıyor.

Belinde tabancayla maça çıkan hakemlerimiz vardı
Yazılanlara bakılırsa sigortacı Cüneyt Çakır, maçın sigortasını attırdı! Gelin sizi geçmiş günlere götüreyim; o dönemdeki renkli bazı hakemlerimizle tanıştırayım.

TÜRKİYE’de meşin yuvarlığın tarihinde simge isimler vardı. Bunlardan biri de Apaklar’dı; Orhan Şeref Apak ve İzzet Muhittin Apak.

Kız kardeşleri de, Türkiye’nin ilk kadın atleti olarak Taksim Stadı’nda koştu.

(Bir meslektaşım Apak Ailesi’nin biyografisini kitap yapmalıdır.)

20. yüzyılın başlarında doğan Apak kardeşler, Erenköy’deki köşkün bahçesinde bezden yaptıkları topun peşinde koşarak tanıştılar futbolla.

Bugün Süper Lig’deki birçok takımın; Trabzon, Bursa, Denizli, Konya, Sivas, Kayseri ve nicelerinin kuruluşunda bir futbol adamının emeğini kimse yadsıyamaz; Orhan Şeref Apak. Orhan Şeref Apak, en uzun dönem futbol federasyonu başkanlığı yapmış spor adamıydı. İkinci ligin kuruluşunun mimarıydı. Ama... Biz, kardeşi İzzet Muhittin Apak’tan; onun hakemliğinden bahsedeceğiz bugün.

DEV CÜSSELİYDİ

İzzet Muhittin Apak, 1930’lu yılların en iyi futbol hakemlerinden biriydi. Onun yönettiği maçlarda ne seyircinin ne de futbolcuların olumsuz bir davranışına rastlanırdı. Kimseden "gık" çıkmazdı.

Dev cüsseliydi; eski hakem Erman Toroğlu’nun neredeyse iki katıydı. Diyeceksiniz ki; "Herkes hakemin cüssesinden korktuğu için ses çıkaramıyordu anlaşılan!"

Yanılıyorsunuz!

Herkes hakemin cebinde taşıdığından korkuyordu. Hakem İzzet Muhittin Apak maçlara çıkarken şortunun cebine tabanca koymayı ádet edinmişti!

O yıllarda hakemler ceket-şort giyerlerdi. Bir öncesi jenerasyon ise kravat takardı! Yağmurlu havalarda şemsiyeyle stada çıkan hakemlerimiz bile vardı.

Neyse konuyu dağıtmayayım.

Hakem İzzet Muhittin Apak’ın tabancayla maça çıktığı bilinirdi. O nedenle adı, "Beli tabancalı hakem"di.

Hatta bir gün kararına itiraz için etrafını saran futbolculara tabancasını çekince adı bu kez; "Eli tabancalı hakem"e çıktı!

GAZETECİ HAKEM

Bir dönem futbol liglerindeki hakemlerimizin asıl meslekleri askerlikti. Özellikle astsubay hakemlerimiz çoktu. Son dönemde asker hakem sayısında hayli azalma oldu. Bugün ağırlık hangi meslekte bilmiyorum; galiba beden eğitim öğretmenlerinde.

(Ara not: Belki şaşırtıcı gelebilir; ama sahada inisiyatif kullanmaları açısından kamu mu yoksa özel sektör çalışanlarının mı başarılı olduğu benim için merak konusudur. Çok kuralcı olup, insan/futbolcu psikolojisini göz önüne almayanların başarılı olacağına pek ihtimal vermiyorum.)

Daha eskilerde gazeteci hakemler vardı. Sayıları azımsanmayacak kadardı. Şeyh-ül Muharririn unvanı verilen Burhan Felek de hakemlik yapan gazetecilerden biriydi.

"Beli tabancalı hakem" İzzet Muhittin Apak’ın asıl mesleği gazetecilikti. Spor yazarıydı.

Öyle sıradan bir gazeteci değildi:

Basın tarihimizde spora tam sayfa ayıran ilk gazeteci oydu. Önce bunu devrin en çok satan akşam gazetesi "Haber"de başlattı.

Ardından "Son Posta" Gazetesi’nde devam ettirdi.

Ve bu renkli gazeteci-hakem, haber uğruna canından oldu:

26 Aralık 1939’daki Erzincan depreminden sonra İstanbul/Sirkeci’de bir hamamda barındırılan depremzedelerle röportaj yaparken tifüs hastalığına yakalandı.

O dev cüsseli adam, günlerce hastanede ecelle savaştı, ancak yenildi.

28 Ocak 1940 tarihinde hayata veda etti.

Henüz 29 yaşındaydı.

BJK-GS derbİsİnİ Özhan CanaydIn yönetsİn!..

Başlık çoğu kişiye itici gelecektir. Kuşkusuz böyle bir durum söz konusu bile olamaz. Peki, o halde neden bu başlığı yazdım?..

Özhan Canaydın’ı futbol camiası yakından biliyor; Galatasaray Kulübü Başkanı.

Suphi Batur adını duyanınız var mı? Pek sanmam. Ama Suphi Batur da uzun yıllar; 1946-50 ve 1965-68 yılları arasında Galatasaray Kulübü Başkanlığı yaptı. Aynı zamanda sarı-kırmızı formayı da giydi; 1920’lerde Galatasaray’ın orta saha oyuncusuydu. Suphi Batur’un politik bir kimliği de vardı; ama bunun yazımızla ilgisi olmadığı için geçelim.

Galatasaraylı Suphi Batur futbolu bıraktıktan sonra hakemliğe başladı. O dönem kimse, "Galatasaraylı bir futbolcu hakem olur mu?" diye sormadı bile.

Ve hatta...

Yıl 1934.

"İstanbul Şild Kupası" yarı final maçında Beşiktaş ile Galatasaray eşleşti. 29 Haziran’daki ilk maç 0-0 berabere bitti.

Rövanşı 3 Temmuz günü Taksim Stadı’nda oynanacaktı. Maçın hakemini tahmin etmişsinizdir; Suphi Batur!

Galatasaray’ın eski futbolcusunun böyle bir maça hakem tayin edilmesine kimse itiraz etmedi; Beşiktaşlılar bile...

Maç günü gelip çattı. Galatasaray 1933 yılı İstanbul Şild Kupası’nın sahibiydi. Bu maçta da iddialıydı. Ancak... Hakem Suphi Batur’un aleyhlerine verdiği iki penaltıyla, maçı 3-1 kaybettiler.

Beşiktaşlılar ezeli rakipleri Galatasaray’ı kupadan elemenin sevincini yaşarken, Galatasaraylılar eski futbolcuları hakem Suphi Batur aleyhine bir tek söz söylemedi.

Hepsi; futbolcusuyla, idarecisiyle, taraftarıyla sportmendi; centilmendi. Ve zaten yıllar sonra da Suphi Batur’u kulübe başkan seçtiler.

Şimdi diyorsunuz ki, "Mesajını anladık, tamam da; bu İstanbul Şild Kupası nedir?"

Türkiye Kupası’nın "atasıdır!"

Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul İl Örgütü, 1929 yılında İstanbul futbol takımları arasında bir futbol turnuvası düzenlenmesine aracılık etti.

Bunun nedeni ise, İngiltere gibi futbolun ileri düzeyde olduğu ülkelerde iki kupa maçının yapılmasıydı. Bunlar lig ve kupa maçlarıydı.

İstanbul Şild Kupası’nın amacı, "lig maçlarında şansı yaver gitmemiş kulüplere yeni bir sivrilebilme imkánı sağlamak, gelirlerini artırmak ve hepsinden mühimi küçük kulüplerin büyük kulüplerle karşılaşmalarını temin etmek suretiyle gelişmelerine vesile olmak" idi.

Türkiye, futbolun sistemini-kurallarını hep İngiltere’den aldı. Peki, İngiltere’de modern futbolun kurallarını kimler yazdı dersiniz:

Masonlar!

Belinde tabancayla maça çıkan hakemlerimiz vardı
Futbolun ilk modern kurallarını masonlar koydu


TARİH 26 Ekim 1863.

Yer Londra.

İngiltere Birleşik Büyük Mason Locası, futbolun kurallarını koymak üzere toplandı. Ama biz önce dünyanın en popüler sporu futbolun nasıl doğduğuna ilişkin birkaç cümle yazalım:

Avrupa merkezli "resmi tarih anlayışı" her şeyi kendisiyle başlatmayı ádet edinmiştir. "Futbol nerede doğdu" diye anket yapsak, yanıtı kuşkusuz İngiltere olurdu. Peki, gerçek öyle mi?

Bugünkü futbola benzeyen ilk oyun MÖ 2700’lü yıllarda Çin’de ortaya çıktı. Adı; "tchu chu" idi. Bu spor MS 7. yüzyılda Japonya’da ortaya çıkan "kemari"nin atasıydı. İddiaya göre, "kemari" Marko Polo sayesinde İtalya’ya geldi. Adı da değişti; "calcio"!

Elde hiç yazılı kaynak olmadığı için bilgiler hep iddia düzeyinde kalmaktadır. Dayanaklar ise duvar resimleri, seramik desenleridir. Bunlara göre, Antik Yunan’da "harpaston" adıyla bilinen bir oyun oynanmaktaydı.

Bu oyundaki top; domuzun idrar torbasının kıl ya da tüyle doldurulmasıyla elde ediliyordu. Ve bu oyun hem ayakla, hem elle oynanıyordu. Oyunun Roma’daki adı, "harpastum" idi.

Gelelim modern futbolun beşiği denilen İngiltere’ye:

İngiltere’ye futbolu da MS 1611-80 yılları arasında Romalı lejyonerler götürdü.

İngilizler, Romalılardan kurtuluşlarını "Derby" adını verdikleri yerde oynadıkları futbol maçlarıyla kutlamayı gelenek haline getirdiler.

Zamanla "derby"lerin yerleri çoğaldı. Futbol, Britanya Adası’nda çok yaygınlaştı. Hiçbir kuralı yoktu. Bu nedenle maçlar çok kanlı geçiyordu. 1314 yılında Londra Belediye Başkanı Nicholas Farndon, futbolu yasakladı.

1609’da 12 kişi futbol oynamaktan, bir kişi de futbolu seyretmekten suçlu bulunup idam edildi! Ancak yasaklamalar futbol sevgisinin önüne geçemedi. Futbol adada bazen yasaklandı bazen serbest bırakıldı.

İngiltere zamanla sömürgesi olduğu topraklara futbolu da götürdü.

Sanayi devriminin başlamasıyla birlikte futbol sadece köylülerin oynadığı bir oyundan çıkıp, işçilerin ve üniversitelilerin de uğraşı haline geldi. Futbol artık kurumsallaşıyordu. Milli ligler kurulmadan önce futbolun kurallarının konulması gerekiyordu.

İngiltere Birleşik Büyük Mason Locası, Londra-Great Queen Street’te, modern futbolun kurallarını koymak için ardı ardına beş toplantı yaptı. Sonunda İngiltere Futbol Birliği’nin kurulmasına karar verildi. Sonrası malumunuzdur; takımlar kuruldu vs. vs.

Osmanlı’ya her ne kadar modern futbolu İngilizler getirse de, bu "ayak topuna" Türkler pek yabancı değildi.

Orta Asya’da Türklerin ayaktopu: Tepük

SIĞIR kursağı ya da öküz ödünü şişirerek top yaparlardı.

İki rakip takım, bu topu, toprağa sapladıkları iki mızrağın arasından ayaklarıyla vurarak geçirmeye çalışırlardı.

Kuralı da vardı; rakibin baldırına tekme vurmak, çelme takıp düşürmek yasaktı.

Bir de top; kesinlikle elle tutulmayacak ve sınırları belirlenmiş alanın dışına çıkarılmayacaktı. Bu oyunun öz Türkçe bir adı vardı: Tepük!

Tepük; tepmek, tekmelemek anlamına geliyordu.

Bazı Türk boylarında ise bu oyunun adı; "tomak"tı.

Tomak aslında kısa konçlu çizme demekti. Bu ayaktopu oyununa "tomak" denmesinin nedeni; oyunun kısa konçlu bu çizmeler giyilerek oynanmasıydı. Peki, bu bilgiler nerede yazılıydı:

Süleymaniye’de Esad Efendi Kütüphanesi’nin 2107 numaralı, Seyyid Ali Ekber’in "Hıtay-ı Name" adlı kitabında...

Ayasofya Müzesi Kütüphanesi’nde 3039 numaralı "Tarih-i Timur" adlı eserde...

Süleymaniye Kütüphanesi’nde, "Aşir Efendi Kitapları" bölümünde bulunan ve Ali Kuşçu tarafından çevrilen, "Tarihi Hata ve Hoten" adlı İranlı bir tüccar tarafından yazılmış kitapta...

Ve ünlü Türk bilgini Kaşgarlı Mahmud’un "Divan-ı Lugat-it Türk" adlı eserinde yazılıydı.

Anlayacağınız Türkler futbola pek uzak değildi yani.
Yazarın Tüm Yazıları