Bugün susuyorum, yarın konuşacağım

BÜLENT Ersoy’un o akşam söylediklerini hálá unutamıyorum.Üzerine bir de yazı yazmıştım.

Şimdi hangisi olduğunu unuttum, bir televizyonda konuşuyordu.

Salonunda rahmetli Turgut Özal’ın bir fotoğrafı vardı.

Özal’a dualar okuyordu.

Yasaklı yıllarının en büyük dostu olarak onu tanıdığını söylüyordu.

Gerçekten de Özal o yıllarda, içinden geldiği cemaat şunu dermiş, bunu dermiş falan takmadan, onun yasağının kaldırılması için elinden geleni yapmıştı.

Özal buydu.

Gerçekten cesur siyasetçiydi.

Bazı şeylere aslan kesilip, iş kendi cemaatine gelince süt dökmüş kediye dönenlerden değildi.

Ama Bülent Ersoy da cesur kadındır.

İçinden geleni söylemekten kendini alıkoymaz.

Nitekim alıkoymadı da...

* * *

Ben de kendimi tutamam.

Başkaları, o, bu, şu böyle veya şöyle düşünecek, bunu söyleyecek diye kendimi tutamam.

Üç gündür Ersoy’un söyledikleriyle ilgili tartışmaları okudukça kendimi zor tutuyorum.

Ama bu defa tutuyorum.

Çünkü içimden bir ses, "Çocuklar orada savaşırken, burada bu meseleyi konuşmak olmaz" diyor.

Ah, işte benim deli cüretim bile, içimden gelen bu ses karşısında suspus olup kalıyor.

Gözümün önüne çocuklar geliyor.

Bu karda kışta, o dağlarda taşlarda, o hain pusuların önünde savaşan çocukları düşündükçe, ben küçülüyorum, içimdeki ses büyüyor.

Oysa tam da bu konuda, şu sırada söyleyecek çok sözüm var.

Hem de birilerinin en açık biçimde, en cesur ifadelerle söylemesi gereken şeyler.

Üstelik inanıyorum. Bunların söylenmesi lazım.

Bunları işitmeye alışmamız lazım.

Bunları yapmak için milli bir idmana başlamamız lazım.

* * *

Lazım, evet lazım ama içimden yine o ses geliyor:

Aman çocukları unutma.

Sakın, onlar orada savaşırken, arkalarından konuşma.

Bütün gücünü o çocukları düşünmeye ayır.

Bütün duaların onlarla olsun.

Çünkü onlar çok önemli bir görev yapıyorlar.

Çünkü şunu çok iyi biliyorum.

Onlar bu görevi ne kadar iyi başarır, terörü ne kadar susturursa, ben içimdeki o düşünceleri o kadar cesur ifadelerle haykıracağım.

Savunacağım.

Belki bazılarına çok tuhaf, hatta yanlış gelecek.

Ne yapayım ben böyle düşünüyorum.

O çocuklar dağlarda savaşırken, burada sıcak odalarda, masa başlarında, televizyon karşısında savaşın anlamsızlığından bahsetmek, bana bazı duygulara ihanet gibi geliyor.

Yanlış anlamayın, ihanetten bahsediyorum ama kafamda asla bir "hain" fotoğrafı yok.

Benim lügatimde "hain" kelimesinin olmadığını dost, düşman herkes biliyor.

Ben sadece kendime ihanetten söz ediyorum.

O çocuklara duyduğum saygıya, sevgiye, minnettarlığa ihanettir anlatmak istediğim.

Yani faili meçhul bir ihaneti kastediyorum.

* * *

O yüzden çocuklarımız dağlardan dönünceye, garnizonlarına yerleşinceye kadar fikirlerimi kendime saklayacağım.

Söyleyeceğim her sözün, onların yaptığı fedakárlığın sırtına bir hançer gibi saplanmasından endişe ediyorum.

Başkalarının söylediklerine ise hiç itirazım yok.

Bu sadece ve sadece bana ait bir mesele.

Bir muhasebe.

Bir vicdan.
Yazarın Tüm Yazıları