Çok bilen çok yanılırsa az bilen daha mı az yanılır?

Çocuklukta öğrenilenler akıldan çıkmaz.

Haberin Devamı

Zaten “temel eğitim” de okul öncesinde çocuğa ailesi ve çevresi tarafından verilen eğitimdir.

Nasıl yemek yiyeceğini, nasıl tuvalete gideceğini, temizliği, caddede karşıdan karşıya geçmeyi ve “ayıp”ın ne olduğunu bilmeyen bir mühendise, bir doktora veya bir avukata “diplomalı” dersiniz ama herhalde “eğitimli” diyemezsiniz.

Ancak çocuk yaşlarda öğrenilenlerin de, ergenliğe ve belirli kültür düzeyine eriştikten sonra mutlaka bilinç süzgecinden geçirilmesi gerekir. Çünkü belki batıl inançlarla şartlandırılmış veya ön yargılarla donatılmış da olabilirsiniz çocuk yaşlardayken.

Kemal Tahir 20’li yaşlarımdayken bana “Çocukluğunda okuduğun edebiyat klasiklerini mutlaka yeniden oku; çocukken farkına varmadığın lezzetleri ve bakış açılarını ancak bu şekilde yakalayabilirsin” demişti.

Haberin Devamı

En az 50 kitabı yeniden okudum ve Kemal Tahir’in uyarısının ne kadar doğru olduğunu gördüm.

 

Her şeyi bilemezsiniz

 

Şimdi bakıyorum da, “20’li yaşlarda okuduğum kitapları bu yaşımda yeniden okusam, kim bilir farkına varmadığım ne tür bakış açılarını yakalayabilirim” diye düşünüyorum.

Galiba ilkokuldayken okuduğum ve hiç unutmadığım bir hikaye var “bilgi” üzerine. Muhtemelen siz sayın okurlar da bu hikayeyi bilirsiniz.

Evrendeki bütün bilgilere sahip olduğu varsayılan yaşlı bilgenin, dondurucu soğuğun egemen olduğu karlı bir kış gecesi kapısı çalınmış. Kapıda titreyen küçük bir kız bilge adama, “Evimizdeki sobasöndü, bana sobanızdan biraz kor ateş verir misiniz?” demiş.

Yaşlı bilge kıza “Sana ateş vereyim ama bunu evine nasıl taşıyacaksın?” diye sormuş. Bunun üzerine küçük kız sobanın yanındaki kovadaki külleri iki eliyle avuçlamış, bilge adama “Ateşi avucuma, küllerin üzerine koyun” demiş.

Kız gittikten sonra yaşlı bilge bir koltuğa oturmuş ve kendi kendine “Demek bilmediğim çok şey varmış” diyerek uzun uzun düşünmüş.

 

Tekfir, düşkün ve aforoz

 

Haberin Devamı

Reha Çamuroğlu’nun girişimi ile düzenlenen ve Alevi cemaati ile AK Parti iktidarının birbirlerini anlamalarını amaçlayan “iftar”a katılacak Alevilere, bir bölüm Aleviler tarafından “Sizi düşkün ilan ederiz” tehdidinin seslendirilmesi dolayısıyla, dini inançları siyasette kullananların bu yüzyılda bile dünyevi müeyyidelerle insanları hizaya getirebildiklerini öğrenmedik mi?

Taha Akyol “düşkün ilan etmek”, “tekfir”, “aforoz” gibi kavramları köşesinde pek güzel anlatmıştı geçen hafta.

- Sünni İslam’daki "tekfir", Alevi İslam’daki "düşkün" ve Hıristiyanlıktaki "aforoz" müesseseleri, aralarında farklar olmak beraber, benzerdirler: 'Farklı' davranan ve düşünen kişi itikadın ve toplumun dışına itilmekte, cemaatten atılmaktadır!..  Totaliter siyasi hareketlerdeki "partiden atma" cezasını da bu arada hatırlamak gerekir. Ait olduğu toplumun, cemaatin veya inanç dairesinin dışına atılmak öyle ağır bir yaptırım ki, intihar edenler olmuştur!..

 

Haberin Devamı

Hukuk ile dinin farkı

 

- Alevilik tarihte devlet itikadı olmadığı için, "dairenin dışına çıkanlar" hakkındaki yaptırım devlet tarafından değil, "cemaat" tarafından "düşkün ilan etme" biçiminde uygulanmıştır. Düşkün ilan edilen kişi, belli sürelerle veya ömür boyu, cem törenlerine alınmaz, o köyde, o mahallede barınamaz, kendisiyle evlenilmez! Aforoz veya tekfirin 'toplumsal' versiyonudur bu!

Evet… Eski bilgilerimizi tazeleyip, bunları yeni bilgilerle geliştirmek, gerçekten ihmal edilmemesi gereken bir şeydir.

Dünden bugüne öğrendiğimize göre çağımızda “hukuk” ile “din” arasındaki temel fark, hukuka aykırılığın müeyyidesinin dünyada, dine aykırılığın müeyyidesinin ise öbür dünyada verildiğiydi.

 

Haberin Devamı

Neleri bilmiyoruz

 

Demek böyle değilmiş. Demek hala birileri başka birilerini “kafir” veya “düşkün” ilan edebilirmiş.

Demek ki dini siyasete ve devlet işlerine karıştırmak, din ve mezhep hangisi olursa olsun yanlışmış.

Bunları yeniden öğrendik ama hala bilmediğimiz o kadar çok şey var ki.

Yolda karşılaşan iki kovboydan biri diğerine “İki kere iki kaç eder” diye sormuş. Karşısındaki kovboy bu soruya “Dört eder” cevabını verince, “Sen çok şey biliyorsun” demiş ve tabancasını çekip vurmuş onu.

İşte öyle bir şey…

Yazarın Tüm Yazıları