Düşündürücü görüntüler

MERKEZ Bankası kısa vadeli faizleri indiriyor, ama tüketicilerin mal ve hizmetlere olan talebinin artmamasını istiyor. Öyleyse, kısa vadeli faizleri neden indiriyor?

Ders kitapları merkez bankalarının reel ekonomiyi etkileme gücünün faizlerden kaynaklandığını söyler. Para arzı artırılarak faizlerin düşmesine zemin hazırlanır. Daha düşük faiz düzeyinde tüketiciler daha fazla tüketim, yatırımcılar daha fazla yatırım yaparlar. Sonuçta, ekonomide toplam talep artar. Üretim düzeyi yükselir. Bu şekilde, merkez bankaları ekonomik büyümeye katkı yapmış olurlar.

KREDİ KARTLARI FAİZLERİ

Merkez Bankası, Türkiye’de komik durumlara düşürülüyor. Kredi kartları yoluyla yapılan borçlanmalarda bankaların isteyecekleri azami faiz yasanın emriyle Merkez Bankası tarafından belirleniyor. Halbuki, Merkez Bankası’nın bu konuyla hiçbir alakası yok.

Merkez Bankası’nı bu yolla hane halklarının muhatabı durumuna düşürmek aslında para politikasının itibarına da darbe vurmaktadır. Ciddi bir komiklik yaşanmaktadır.

Merkez Bankası kredi kartı borçlarına uygulanabilecek azami faizi belli bir formüle göre belirleme yolunu seçti. Bu formül, bazen Merkez Bankası’nın ekonomi yönlendirme isteğine paralel bir sonuç verebilir, bazen de tam tersi.

Geçenlerde, Merkez Bankası kredi kartları borçlarına uygulanabilecek azami faizi düşürdü. Ardından da bir açıklama yaparak düşen faizlere bakarak tüketicilerin harcamalarını artırmamalarını tavsiye etti. Eğer Merkez Bankası tüketicilerin kredi kartları yoluyla tüketimlerini artırmalarını istemiyorsa, faiz neden düşürüldü? Belli ki, formül faizlerin düşürülmesini emretti. Düşündürücü ve komik değil mi?

Birinci yanlış, kredi kartları yoluyla yapılan borçlanmaların faizlerinin serbest olmaktan çıkarıp Merkez Bankası’nı bu faizleri tespit etmeye memur etmektir. İkinci yanlış, uyguladığı formül ne sonuç verirse versin, Merkez Bankası’nın kredi kartları faizlerini belirledikten sonra tüketicilere tavsiyelerde bulunmasıdır. Kendini konudan soyutlamaya çalışmak yerine, konunun muhatabı haline getirmesi Merkez Bankası’nın itibarını zedeler.

DOLAYLI VERGİLER

Katma değer ve özel tüketim vergisi gibi dolaylı vergilerin sosyal adalete daha uygun vergiler olduğu iddia ediliyor. Bu da biraz komik kaçıyor. her şeyden önce, vergi denilen kavramın sosyal adaletle hiçbir ilgisi yoktur. Ama, devletin harcamaları için gerekli olduğundan vergi sistemi düşük gelirleri daha az hırpalayan bir biçimde oluşturulur.

Bu açıdan, dolaylı vergiler sosyal adalet açısından en kötü vergilerdir. Gelir düzeyi arttıkça artan oranlarda gelir vergisi alınması sosyal adalet açısından daha uygundur. Düşük gelirliler gelirlerinin çok daha büyük bir bölümünü harcamak zorunda olduklarından, aslında, dolaylı vergiler, gelir arttıkça gelire oranla daha az verilen vergiler sınıfına girmektedir.

Asgari ücret kazanan biri gelirinin ne kadarını tasarruf edip dolaylı vergilerden kurtulacaktır? Buna karşılık, aylık geliri 10 bin YTL olan bir aile gelirinin kaçta kaçını tasarruf edip dolaylı vergilerden kaçabilecektir?

Vergide adalet, ödenen vergi miktarıyla değil, gelirin yüzdesiyle hesaplanır. Gelir düştükçe, dolaylı vergilerin toplam gelirler içindeki payı artma eğilimindedir. Dolayısıyla, sosyal adalet açısından bakıp şimdiki vergi sistemini savunmak oldukça fazla yaratıcılık istiyor.
Yazarın Tüm Yazıları