Bir millet gazetesini yapıyor

NE zaman genç bir şehit görsem, hep o günü hatırlarım.Irak sınırında, dağın tepesindeki o karakolda tanıdığım çocukları.

Bir bayrak ve un çuvalları.

Sonra, koğuşta uyuyan o İzmirli çocuk gözümün önüne gelir.

Bir gece önce mevziden dönmüş. Belli ki yorgun, bitkin...

Göğsünde fişeklerle uyuyup kalmış.

Doğan Güreş Paşa’nın, gururla onun alnını okşayışını hatırlarım.

Orada düşündüklerim, kendi kendime sorduğum soruları.

Mahalle arkadaşları Kordon’da, Hatay’da, Üçkuyular’da kızlarla dolaşırken, burada Kaleşli kalleşlere karşı mücadele eden 20 yaşındaki çocuk, acaba o uzun gecelerde ne hissetmiştir?

* * *

Bir de şehit çocukların ertesi gün yayınlanan fotoğraflarını hatırlarım.

Hepsi, "komando" olarak askerlik yaptıkları için gurur doludur.

O mavi bere mutlaka hafif yana atılmıştır.

Göğsündeki Türk bayrağı, sanki o fotoğrafın gönderileceği insanın gözüne sokulacakmış gibi öne fırlamıştır.

Adresi kim midir?

Her gece haberleri korku dolu gözlerle bekleyen bir anne.

Veya onunla gurur duyan bir baba.

Ağabeyi komando olduğu için sırasını bekleyen birader.

Kız kardeş.

Veya genç yaşta evde bırakılmış bir eş, bir bebek.

Ne bileyim, bir nişanlı veya sevgili.

Gerçek bir sevgili veya sadece kalpte taşınan mutasavver bir köy güzeli.

Fotoğrafın adresi mutlaka onlardan biridir.

Makineli tüfek başında nöbet tutan o genç çocuk desen, hiç gözümden gitmez.

Karşısında koskoca Doğan Paşa’ görünce heyecandan ancak birkaç kelime konuşabilen Karadenizli bir delikanlı.

Ne zaman bir şehit haberi gelse, makara geri sarılır.

Karşıma hep o kareler gelir.

Bir de gözyaşları.

Benimkiler.

Diyarbakır Havaalanı’nda rahmetli Uğur Mumcu ile birbirimize bakıp kendimizi bıraktığımız o an.

Evet hep o anı hatırlarım.

* * *

Dün yazı işleri odasına biraz geç indim.

Fikret Ercan, önündeki káğıda bir şeyler çiziyordu.

Gazetenin birinci sayfası yapılmıştı bile.

"Çocukların fotoğraflarını koyalım" dedi.

Kimse itiraz etmedi.

Yazı işleri salonunda; şehitler için sessiz ama kararlı bir tören başlamıştı bile.

Herkes oradaydı.

Düşünce farkı, görüş ayrılığı...

Birinci sayfadaki küçücük bir haber için bazen dakikalarca tartışan yazı işleri, üniter bir duygu haline gelmişti.

Hiç ses çıkarmadan baktım.

İçimden şu cümle döküldü:

"Bir millet gazetesini yapıyor..."

* * *

Terörle mücadele zor bir iştir.

Bu kadar kalleşi, bu kadar pespaye ve alçağı ile mücadele etmek daha da zordur.

Ama biz bu savaşı kazanacağız.

Hele hele söz konusu olan, bölgede seçimi kaybetmiş, sandığı makule teslim etmiş bir cani güruhu ise bu pabucu bırakmayız.

O sandık ki, onu kazandıktan sonra dağdakini perişan etmek, bir daha başını kaldıramamak üzere yerle bir etmek...

Kimse yanlış hesap yapmasın.

Bize hüzün gözyaşları döktürmekten korkmayan çocuklarımız, bu ordumuz, sandıktan söküp attığı o pespaye güruha dağları dar edecektir.

Bakın şuraya yazıyorum. Kimsenin şüphesi olmasın...

Biz onları unutmadık.

Bir gün dağdaki eşkıya da bu çocukları hatırlayacak.

Onlar unutsa da biz hatırlatacağız...
Yazarın Tüm Yazıları