Sözde değil özde demokrat

"SÖZDE değil, özde laik olmak!"

Tabii ki geçerliliğini daima koruyacak bir söz. Ama bence, 21. yüzyılda herkes ve her kurum laik olmak kadar; sözde değil özde demokrat da olmak zorundadır.

Kararını beğensek de beğenmesek de; milli iradenin bir sonraki cumhurbaşkanını seçme yetkisini AKP’ye verdiğini hepimiz hazmetmek zorundayız.

Öte yanda, Büyükanıt "27 Nisan muhtırasının" seçimlere etki yapmadığına gerçekten inanıyorsa, ziyadesi ile yanılıyor. "27 Nisan muhtırası" AKP’nin ekmeğine sadece yağ değil bal da sürmüştür ve Süleyman Demirel’in Fırat’taki sağır çobanı bile bu gerçeğin farkındadır.

Bundan dolayı Genelkurmay’ın bir özeleştiri yapma yükümlülüğü de vardır.

* * *

Geçen yazın başında AKP’nin iman tazeler gibi cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi erken seçim yapması gerektiğini, aksi halde memlekette epey kıyamet kopacağını iddia eden yazılar yazmıştım. (Örnekler: 23, 25, 30 Mayıs 2006 tarihli yazılarım.) Benim tezim taze seçim sonuçlarının herkesin ağzını tıkayacağı idi. O tarihlerde erken seçim isteyenlere Erdoğan "vatan haini" diyordu ama cumhurbaşkanlığı seçimini yüzüne gözüne bulaştırdıktan sonra sonunda erken seçimi kendisi yaptı. İyi de yaptı.

Gökkubbede söylenecek ne varsa söylendi, artık yeni şeyler söylemek lazım!

* * *

Eğer, Recep Tayyip Erdoğan kendisi olmak istemiyorsa, bu ülkede cumhurbaşkanı olmak en fazla Abdullah Gül’ün hakkıdır. Parlamenter demokrasinin gereği budur.

Bu tercihe kimse itiraz edemez.

Ancak, Gül kendi partisine oy vermeyen her iki kişiden birisinin de cumhurbaşkanı olacaktır. Onların hassasiyetlerine dikkat etmek uğruna adaylıktan çekilmesi söz konusu olamaz ama önemle eşinin yapacağı bazı jestler vardır.

AİHM’nin türban (başörtüsü değil) hakkında verdiği karar ertesinde asker oğlumun yemin törenine katılmak üzere kışlasına gittiğimde; komutanların türbanlı ebeyvenlerden başlarını başörtüsü şeklinde bağlayarak kışlaya girmelerini istediklerine, başı türbanlı tüm hanımların isteği kabul ettiklerine ama içeri girdikten sonra başlarını tekrar türban şeklinde bağlayarak akılları sıra intikam aldıklarına şahit olmuştum.

Yaşadığım bu olayı 8 Ocak 2006 tarihli köşemde "Türban çerçevesinde uzlaşma(ma) kültürü" adı altında nakletmiştim.

Türban konusunda orta yol arayan zihnim bana "başörtüsü"nde uzlaşmak üzere bir sürü yazı yazdırmıştı ve o gün askerin bu konuda "el uzatması"nı takdirle karşılamıştım. Ama, kapıda itiraz edecek kadar medeni cesarete sahip olmayan bazı hanımlar içeride tekrar türbana dönerek bana göre kalleşlik yapma ötesinde türban konusunu ne kadar siyasi sembol haline getirdiklerini gözlerimin önüne sermişlerdi.

* * *

Sayın Gül eğer seçilirseniz; Köşk’e çıkacağınız gün Hayrünisa Gül Hanımefendi başını türban şeklinde değil de, belki de saygın bir modacının da yardımı ile, modernize edilmiş klasik başörtü şeklinde bağlamaya başlarsa; değil Türkiye’yi, dünyayı durdurursunuz.

Hayrünisa Hanım’ın bu tavrı dinimize katiyen ters düşmeyeceği gibi benim gibi insanlardan hayır duası almasına da vesile olur.

Ama her şeyin üzerinde bu jest sizi herkesin cumhurbaşkanı yapar.

O gün Türkiye’yi başka bir ülke yaparsınız. Kronik bir yara nihayet kapanır. Başörtülü kızlarımız üniversitelerine kavuşurlar.

* * *

Sayın Abdullah Gül; lütfen bu samimi önerim üzerinde düşünün!
Yazarın Tüm Yazıları