10 Şubat 2010 Çarşamba 03:08

 ADnet  
Reklam için
  • Üye girişi
  • Benim Sayfam
  • Üye Ol Hürriyet      Dünyası’na Katıl!
  • BUGÜNKÜ HÜRRİYET e-gazete
  • Yazarlar
  • Hava Durumu
  • English
  • HABER
  • Gündem
  • Ekonomi
  • Ekonet   
  • Magazin
  • Spor
  • Dünya
  • Planet   
  • Piyasanet
  • Euractiv
  • YAŞAM
  • Sağlık
  • Teknoloji
  • Kültür Sanat   
  • Sinema / Fragman
  • Astroloji
  • Tv Rehberi
  • Anneyiz.biz
  • En İyi On
  • MULTİMEDYA
  • Foto
  • Web TV    
  • Foto Analiz
  • İNTERAKTİF
  • At Yarışı Sonuçları
  • Canlı Maç Sonuçları
  • Sen de Yolla
  • Bumerang
  • Yazarkafe
  • Sosyal İlanlar
  • Haber Alarmı
  • Hürriyet Mobil
  • Ekran Koruyucu
  • Hürriyet Mind
  • EĞLENCE
  • Bilgi Yarışması
  • Top Nerede?
  • İLANLAR
  • Yenibiris.com
  • Hürriyet Emlak
  • Hürriyet Oto
  • Seri İlan
  • İş Rehberi
  • BUGÜN TVDE NE VAR
    HÜRRİYET EKLER
  • Kelebek
  • Ankara
  • Ege
  • Cumartesi
  • Pazar
  • Seyahat
  • Otoyaşam
  • Hürriyet İK
  • Tatil
  • KURUMSAL
  • Hürriyet Kurumsal
  • Hürriyet Almanya
  • Hürriyet USA
  • Reklam
  • Bize Ulaşın
  • ANA SAYFAM YAP
  • FAVORİLERİME EKLE
  • Untitled Page
    ŞANS OYUNLARI
    SAYISAL LOTO
    06/02/2010
    6 -12-15-17-36-41
    ŞANS TOPU
    03/02/2010
    3 -9-17-19-25-13
    SÜPER LOTO
    04/02/2010
    25 -26-32-35-40-51
  • UNICEF Kartları ve
  • Hediyelikler
     Yazarlar
    23 Temmuz 2007

    Ayşe ARMAN

     aarman@hurriyet.com.tr

    Bir kararsız kime nasıl oy verdi?


    TAMAM oy benim oyumdu, kimsenin karışacak hali yoktu.

    Zaten karıştığı da yoktu.


    Kararlıydım. Oyumu Baskın Oran’a verecektim. Kim sorduysa öyle söyledim:

    "Baskın Hoca’ya" dedim.

    Kendime en yakın hissettiğim aday oydu. Farklıydı. Kaşarlanmış siyasetçilerden değildi. Yeni bir sesti. Orada, o Meclis’te, bir kişi bile olsa, pekálá beni temsil edebilirdi. Bir zamanların Çetin Altan’ı gibi.

    Kafasına güvendiğim pek çok insan da ona oy veriyordu. Zaten şu İstanbul’dan 63 bin oy çıkaramayacaksak bize yuh olsundu. Evet, evet oy benim oyumdu, kimsenin karışacak hali yoktu. Ama...

    Oyumu verirken çok tuhaf bir şey oldu.

    Kararlı adımlarla oraya gittim. Oy pusulasını elime aldım. Ve işte o anda, anlatabilmem mümkün değil, acayip bir ikilemde kaldım. Birden kafamın içinde iki ses belirdi.

    Biri, "Tereddüt etme bas şu evet’i Baskın Hoca’ya..." diyordu.

    Öteki hınzır ise, "Bu bir macera. Baskın Hoca’ya verecesin de olacak? Boşa gidecek oyun... Adam ol, akıllı ol, CHP’ye ver..." diyordu...

    Aman Allah’ım hiç bu kadar zorlanmamıştım. Karşıda insanlar beklerken, kuyruk birikirken, o kartonun arkasında epey bir süre kararsız kaldım.

    Demek ki, kararsızlık böyle bir şeymiş.

    Ben de o "kararsızlar" denilenlerdenmişim.

    Kendi içimde gittim geldim... Gittim geldim... Ve sonra...

    Beni bile şaşırtan bir şey yaptım. Gittim mührü CHP’ye bastım. Günlerdir eleştirdiğim partiye... Reklamlarını sevmediğim partiye.. Yeni hiçbir şey söylediğine inanmadığım partiye... Genel başkanından hoşlanmadığım partiye... Çünkü kendimi zorunda hissettim.

    Ve yapması gerekeni yapmış birinin huzuruyla, Fındıklı Lisesi’ni terk ettim.

    Eminim, benim durumumda binlerce insan vardı dün.

    A partisine vereceğim diye gidip, B partisine veren.

    Ben bu satırları yazarken seçimin nasıl sonuçlandığını bilmiyorum.

    Hepimiz için hayırlı olur inşallah diyorum.

    KAN DEĞİL O, BOYA

    "AĞLAMA lütfen... Bir şey yok parmağımda... Kan değil bu... Anne oy verdi Alya... Sadece boya bu... Geçecek..."

    Ne dediysem ikna edemedim.

    Sol işaret parmağım, 2.5 yaşındaki kızımı inanılmaz rahatsız etti, hatta kahretti.

    Bakıp bakıp, ağladı.

    "Acıyor, acıyor!" diye bağırdı. Canımın acıma ihtimalinin, onu bu kadar üzmesine, içten içe sevinmedim de değil...

    Böyle de hainim.

    Neyse, sonunda bir orta yol bulduk:

    Gittik bakkaldan yara bandık aldık, parmağıma yapıştırdık.

    Kızımın içi rahatladı.

    Ben de vicdan azabından kurtuldum. İnşallah önümüzdeki seçimlerde, çocukları korkutmayacak bir kontrol formülü bulurlar...

    Kendini koklayanlar

    BİZ bu grubuz:

    Kendini koklayanlar.

    Benim şahsen, kötü kokmak en büyük kábusumdur. Nereye gidersem gideyim, olur olmaz zamanlarda, kendime ani kontrol baskınları yapıp koklarım, durum nedir diye. Tam da bu yüzden deodorant’ım hep yanımda olur. Yeşil Fa, çocukluğumdan beri en yakın arkadaşlarımdan biridir. Çantamda benimle birlikte dolaşır durur.

    Dün oy verdikten sonra Saray’a gittik, kahvaltıya...

    Dubai’deyken özlediğim üç beş yerden biri.

    Yemeklerini de, servisini de çok beğeniyorum. Üstelik bu modern minimalist çağda, onun o geleneksel hali beni baştan çıkartıyor. Tabii bir de sütlü tatlıları. Sakızlı muhallebisine ölebilirim mesela.

    Dün beklenmeyen bir yoğunluk olmuş. Herkes oy verdikten sonra oraya doluşmuş. Güler yüzlü, pırıl pırıl garsonlar, bütün masalara birden yetişmeye çalışıyordu.

    Ellerinde menemenler, sahanda yumurtalar oradan oraya koşuşturuyorlardı.

    Haliyle, doğal olarak, şakır şakır terliyorlardı. Kimseyi kırmak, incitmek istemiyorum.

    Ama özellikle hizmet sektöründe bazı şeylere dikkat etmemiz gerekiyor. Bir garsonun ter kokmaya hakkı yok. Aslında hiçbirimizin yok.

    Madem bugün hepimiz yeni bir Türkiye’ye uyandık, o zaman arkadaşlar, lütfen bu hijyen meselesini ciddiye alalım, terlemeyi ve kokmayı önleyici ürünler kullanalım.

    Ve unutmadan, abdest almak filan yetmiyor. Akan suyun altına girmek gerekiyor...



    arkadaşıma yolla arşivime ekle yazıcı için
    Yazarlar Arşivi
    Ayşe ARMAN
    Tüm yazıları
    Yazarlar
    Oktay EKŞİ
    Karanlığa isyan

    Doğan HIZLAN
    Maslak’taki kongre merkezi yapılırken

    Tufan TÜRENÇ
    Aşk-ı Memnu ve RTÜK kafası...

    Ertuğrul ÖZKÖK
    Asker gidince demokrasi gelir mi

    Mehmet Y. YILMAZ
    Sivilleşirken ‘öteki üniformalıları’ unutmayalım!

    Yalçın DOĞAN
    Benim insanlarım

    Özdemir İNCE
    Arthur Miller ile Harold Pinter’in işleri

    Ahmet HAKAN
    Bir polemikçi üstadını buldu

    Yılmaz ÖZDİL
    Aşk-ı Memnu

    Yalçın BAYER
    Tekel İçki’nin satışında muvazaa da sorgulanmalı

    Cüneyt ÜLSEVER
    Netice odaklı dış politika açısından İran!

    Latif DEMİRCİ
    Latif DEMİRCİ

    Şükrü KIZILOT
    Kızılderili avı ve ücretliler

    Hadi ULUENGİN
    İkinci Hintnâme

    Bülent DÜZGİT
    Bülent çiziyor

    Ayşe ARMAN
    Evde şenlik olacak Ayşe!

    Ege CANSEN
    Demokrasi, diktacılardan öğrenilir

    Eyüp CAN
    Bir kere de ciddiyet ilan etsek Sayın Bakan

    Mehmet Ali BİRAND
    Yargı, neden bilet fiyatlarına karışır?

    Rauf TAMER
    Yerinde say!..

    Cengiz ÇANDAR
    “Açılım” tıkanırsa; sınırlar açılmazsa...

    Ayşe ARAL
    En güzel oda benim odam

    Yonca TOKBAŞ
    Cesaretin ölçüsü ölmek değil yaşamaktır…

              Vuslat Doğan      Tüm Haberler
      Hürriyet Kurumsal Hürriyet USA Hürriyet Avrupa Hürriyet Emlak Yenibiris.com Anneyiz.biz Hürriyet Oto İddaa Oyna Avrupa Birliği DYH