Greenspan etkisi

AMERİKAN Merkez Bankası (FED) eski başkanı Alan Greenspan her konuştuğunda piyasalar kıpırdıyor. Kıpırtı geçici oluyor. Çünkü, küresel piyasalar "kötü haber" duymak istemiyor.

Greespan bunu başkan olduğu dönemlerde de yapardı. 1980’li yılların ikinci yarısında FED Başkanı koltuğuna oturdu. Daha koltuğunu ısıtamadan Amerika’da finans piyasaları çalkalandı. Borsa tarihinin en büyük düşüşünü yaşadı. Zaten tutucu bir kişiliğe sahip Greenspan o dönemden bugüne sıkça riskleri gündeme getirir. Örneğin, 1990’lı yıllarda Amerikan Borsası’nın çok şiştiğini söyledi ve balona iğneyi batıran adam oldu. Başkanken de öyle yapıyordu, şimdi de.

Başkanlıktan ayrıldıktan çok kısa bir süre sonra Greenspan Amerikan ekonomisinin ani bir durgunluğa girebileceği yönündeki görüşünü piyasalarla paylaştı. Piyasalar kısa bir süre için dahi olsa karıştı. Greenspan beyanatını değiştirmedi, ama böyle bir olayın gerçekleşme olasılığının yüzde 30 civarında olduğunu söyleyerek piyasaları rahatlattı. Hiçbir kötü haber duymak istemeyen küresel piyasalar tarafından "yüzde 30 olasılık" söylenenin gerçekleşme şansı yok anlamına alındı.

ESNEKLİK SORUNU

Geçenlerde Greenspan yine konuştu. Çin piyasalarındaki yükselmenin sürekli olamayacağını, er ya da geç sert bir düzeltmenin söz konusu olacağını anlattı. Bu durumda, yeterli esnekliği olmayan ülkelerin zor duruma düşebileceklerini hatırlattı.

Greenspan’in söyledikleri kendi içinde çok önemli sayılmazdı, ama söyleyenin Greenspan olması küresel piyasaları yeniden çalkalandırdı. Rekorlar peşinde koşan Amerikan borsası düştü. Türkiye de dahil olmak üzere, birçok gelişmekte olan piyasalarda faizler ve kurlar yukarı yönde kıpırdadı. Hisse senedi piyasaları değer yitirdi.

Geçen yıl Çin borsası üç kat artmıştı. Yılbaşından bu yana ise Çin Borsası endeksi ikiye katlandı. Bu denli hızlı bir çıkışın sürdürülebilirliği elbette olmayacaktır. Dolayısıyla, bir düzetme gelecektir. Geldiğinde, uluslararası likiditenin daralması söz konusu olacaktır. Uluslararası likiditenin daralması bizim gibi gelişmekte olan ülkelerden belli miktarda uluslararası sermayenin çıkması demektir. Çıktığında, bu ülkelerde sermaye çıkışının olumsuz etkilerini azaltabilecek yeterli esneklik var mıdır?

TÜRKİYE

Uluslararası arenada en çok konuşulan konulardan biri bu sorunun yanıtının ne olabileceğidir. Olası senaryolar ülkeden ülkeye elbette değişmektedir. Konuya Türkiye açısından baktığımızda, durumun eskiye göre çok daha iyi olduğunu görüyoruz.

Kamu borç stoku milli gelir kadarken, milli gelirin yüzde 60’ına kadar düştü. Kamu iç borçlarının döviz kurlarına olan hassasiyeti azaldı. Bütçe açığı göreli olarak daha düşük. Merkez Bankası’nın döviz rezervleri güven verici bir düzeyde.

Bütün bunlara karşı, zayıflıklarımız da var. Kamu borç stokunun ortalama vadesi göreli olarak hala çok kısa ve uzun vadeli borçların hemen hepsi değişken faizli. Dolayısıyla, faiz artışları çok kısa bir sürede tüm iç borçların maliyetini artırabilecektir. Kamu finansman dengesi zayıflayacaktır.

Uluslararası likiditenin daralması sonucu oluşabilecek dengelerde, geçmişten farklı olarak, en büyük darbeyi özel sektör yiyecektir. Artan dış borçlarıyla, özel sektörün riski yalnızca sektörün kendisini değil, bankacılığı da zorlayacaktır. Bu olgu neredeyse tüm gelişmekte olan ülkelerde geçerlidir.

Türkiye ekonomisinin dış şoklara esnekliği geçmişe göre artmıştır, ama sert ve göreli olarak uzun sürecek bir çalkantıda, gelinen esneklik düzeyinin dış şokları kazasız belasız atlatabilmemiz için yeterli olabileceği düşünülmemelidir.

Bugünkü konjonktürde, Greenspan gibi şahsiyetlerin söyledikleri önemli ve doğru da olsalar, piyasaların ruh hali bu çeşit ikazları fazla ciddiye almayıp kısa sürede her şeyin yeniden normal yerine dönmesi şeklindedir. Yine de küresel risklerin azaldığı düşünülmemelidir.
Yazarın Tüm Yazıları