Barışı herkes ister...

DOSTLUĞUNDAN onur duyduğumuz Yaşar Kemal, birkaç gün önce Ankara’da toplanan "Türkiye Barışını Arıyor" başlıklı konferansın en etkili konuşmasını yaptı. "Barış" arayışına uygun çok da çarpıcı üç küçük cümle kullandı:

"Türk’ün Türk’ten başka dostu var... Gizli saklı değil. Malazgirt’ten bu yana Kürtler, Türklerle dost."

Asıl diyeceklerimize geçmeden önce Yaşar Kemal’in, bir büyük edebiyat ustasına yakışan aşağıdaki sözlerini de aktarmazsak haksızlık olur. Bu ülkenin tek kültürlü değil, çok kültürlü olmasının bir zenginlik şeklinde görülmesi gerektiğini savunduktan sonra:

"Dünya binlerce çiçekli bir kültür bahçesidir. Her çiçeğin bir rengi, bir kokusu vardır. İnsanlık her kültürün üstüne titremelidir. Binlerce kültür çiçeği, birini koparırsak insanlık bir kokudan, bir renkten yoksun kalır."

Yaşar Kemal
’in iki saptaması da doğrudur... Malazgirt’ten beri bu topraklarda yaşayanlar, kendilerini ister Kürt, ister Türk kökenli görsünler, gerçekten "dost" olmuşlar, tüm savaşlara birlikte girmiş, yan yana şehit düşmüşler, özellikle son ve büyük bağımsızlık savaşımızda bu kardeşliğin eşsiz örneklerini ortaya koymuşlardır.

Kaldı ki son yirmi yıldır süren bir mücadele eğer halk kitleleri arasına düşmanlık tohumu ekememişse bu, ancak bin yılı bulan dostlukla açıklanabilir. Keza bu gerçek, kavganın insanlarımız arasında değil, "devlet" ile "devlete karşı silah kullanan bir güç" arasında olduğunu kanıtlar.

O zaman da ortada bir "savaş" değil "asayiş" olayı olduğu anlaşılır.

Yaşar Kemal’in, hangi toplum kesimine mensup olursa olsun, tüm insanların "kültür değerlerinin korunmasını" isteyen sözleri de çok doğrudur. Söze devam etmeden Yaşar Kemal’in, kendisini "Kürt" olarak tanımlayan vatandaşlarımızın -adını koymadan- Cumhuriyet döneminde uğradıkları baskılara ilişkin anlatımlarının da bildiklerimizle örtüştüğünü belirtmeliyiz.

Gerçi olayların sadece bir kısmından söz edip resmin tamamı o imiş gibi göstermektedir, ama zararı yok... Devlete düşen, kendi vatandaşına her koşulda olumlu bakmaktır, zulüm yapmak değil. O nedenle resmin kalan kısmını çizmeye niyetli değiliz.

Ancak sevgili Yaşar Kemal’in konuşması bundan ibaret değildir. Dahası "Barışını Arayan Türkiye"ye çare olmak yerine, sorunları derinleştirecek görüşler de aynı konuşmada yer almaktadır.

Bir defa bir çözüm üretmenin birinci koşulu, aynı mantık düzeyinde konuşmak, kavramları aynı anlamda kullanmaktır. Örneğin, Yaşar Kemal "savaş" kavramını -yukarıda değindiğimiz nedenle- çok yanlış kullanmaktadır.

Bu temel noktada yanlış yapınca onu izleyen kavramlar da yanlış olmaktadır. Nitekim Yaşar Kemal kadın, çoluk çocuk, yaşlı, hamile demeden sivil insanları öldürerek dağa çıkan silahlı bir çetenin mensuplarına "gerilla" deyince, ne o cinayetler silinmekte ne de gerçekler değişmektedir.

Keza Türkiye’de barış isteyenlerden bazılarının "ateşkes"ten söz etmeleri de çok yanlıştır. Bir cani eğer "Artık adam öldürmeyeceğim" derse polis ona, "O halde ben de seni yakalayıp adalete teslim etmem" diyebilir mi? Burada "ateşkes" teranesi tutturanların sözü bu kadar yanlıştır.

Barış, duygusal konuşmalarla ve yanlışlarla değil, ancak aklıselimle ve doğrularla varılabilecek bir adrestir.
Yazarın Tüm Yazıları