Bazen konuşmaktan korkmak gerekir

GENELKURMAY Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Çankaya’daki davette "Bir demokraside askerlerin konuşmaması gerektiği eleştirilerine ne diyorsunuz" sorusuna şöyle yanıt vermiş:

Haberin Devamı

"Ben terörle mücadele eden Türk Silahlı Kuvvetleri’nin komutanıyım. Müsaade etsinler de görüşlerimi söyleyeyim. Sonra dağda bayırda terörle mücadele eden mensuplarımız bana sormazlar mı, komutanım siz ne diyorsunuz diye. Konuşmaktan korkmamak lazım!"

Orgeneral Büyükanıt’ın bu sözlerini dün Milliyet’te Fikret Bilá’nın köşesinde okudum.

Şunu söylemeliyim: Evet, bazen konuşmaktan korkmak lazım!

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin emir-komuta zincirinin ne kadar sağlam olduğunu, her kademedeki subay, astsubay ve erin buna uymak konusunda ne kadar titiz olduklarını hepimiz biliyoruz.

Bizim Silahlı Kuvvetlerimizin gücü de esasen bundan kaynaklanıyor.

Astlar, Silahlı Kuvvetler’in kuralları içinde görüşlerini belirtirler ama sonunda komutan ne derse o olur. Bu nedenle "astları rahatlatmak için konuşmak gerekliliği" görüşüne katılamıyorum.

Komutanların nerede konuşmaları gerektiği belli: Bunun yeri Milli Güvenlik Kurulu.

Ayrıca komutanların, gerekli gördükleri konuları Cumhurbaşkanı ve Başbakan ile özel olarak konuşmalarında ve sorunları dile getirmelerinde de bir engel yok.

Komutanların kamuoyu önündeki konuşmalarına olan itirazın nedeni, bunun sivil demokrasi üzerinde bir asker vesayeti görüntüsü yaratıyor olması. "Konuşmaktan korkulmaması gereken yerler" Anayasa’da belirtilmiş ve komutanlar görevlerinin gerektirdiği konuşmaları bu zeminlerde yapmalı.

İznini almadan kimsenin sesini kaydetmeyin

TANER Akçam’ın 1915’teki Ermeni Tehciri’ni anlattığı ve İngilizce olarak yayımlanan "A Shameful Act" isimli kitabının kapağına Orhan Pamuk tarafından yazılan bir metnin konulması tartışmalara yol açtı.

Sabah’ta yayımlanan habere göre Akçam, söz konusu metnin Orhan Pamuk tarafından kendine yazılan bir mektupta yer aldığını söylüyor.

Akçam ise Sabah’a yolladığı açıklamada böyle bir mektuptan söz etmediğini, böyle bir mektubun hiç olmadığını bildiriyor.

Buraya kadar olan şeyler gazete muhabirlerinin başına sıkça gelen olaylardandır.

Özel bir art niyet yoksa hiçbir muhabirin bu türden söylenmeyen şeyleri, söylenmiş gibi yazacağına şahsen inanmam.

Bu haberde de özel bir art niyet sezmedim.

Haberi yazan Sabah Muhabiri Necla Gönenç, Akçam ile telefonda konuşmuş.

Akçam’ın açıklaması üzerine Sabah’ın "Okur Temsilcisi" şöyle diyor: "Bu mülakat yapılması gerektiği halde banda alınmamış. Bence bant kayıtları bundan böyle mecburi kılınmalı. Kayıtsız mülakatlar bu denli önemli haberlere malzeme teşkil etmemeli."

Önce şunu söylemeliyim: Bir gazetecinin herhangi bir kişiyle konuşmasını, onun iznini almadan banda kaydetmesi en temel gazetecilik ilkelerine aykırı.

Öte yandan yeni Türk Ceza Kanunu’nun 133. maddesi de herkese açık olmayan konuşmaların, izin alınmaksızın banda kaydedilmesini altı aya kadar hapis ve adli para cezası ile cezalandırıyor.

Böyle kaydedilen konuşmaların basın-yayın organlarında yayımlanmasında da aynı ceza öngörülüyor.

"Okur Temsilcisi" eleştiriyor ama muhabir doğru bir iş yapmış.

Yeni TCK’daki bu hükümden herkesin haberi olması gerektiğini düşündüğüm için sizlere de aktarayım istedim.

Brad Pitt için bile bu kadarı fazla!

BUGÜN bu köşe bir tür "medya" köşesi olacak ama böylesine her zaman rastlanmadığı için üzerinde durmadan geçemeyeceğim.

Cumhurbaşkanı’nın 29 Ekim kutlamaları çerçevesinde verdiği davetle ilgili ayrıntılı haberleri gazetelerde okuduk.

Dün hemen her gazetenin, değişik boyutlarda da olsa, bu davetle ilgili haberlere birinci sayfalarında yer verdiğini gördüm.

Ama içlerinden bir tanesi var ki, o diğerlerinden ayrılıyor ve bu özelliği ile "bir koleksiyon parçası" değerini taşıyor.

Dünkü Tercüman’ın birinci sayfasının tümü bu davete ayrılmıştı.

Ve gazetenin birinci sayfasında gazetenin Genel Yayın Müdürü Ufuk Büyükçelebi’nin tam 8 (sekiz) tane fotoğrafı vardı. Birinci sayfaya da zaten dokuz fotoğraf sığabilmişti!

Gazetelerin yazarlarını ve muhabirlerini "yıldızlaştırmaları" günümüzde yadırganacak bir durum değil.

Muhabir ve yazarların bir gazetenin sahip olduğu "değerler" olarak pazarlanması dünyanın her yerinde denenen ve onay gören bir durum.

Ama bu kadarının da biraz fazla kaçtığını söylemeliyim ki Tercüman’ın çiçeği burnunda genel yayın müdürünün kulağına küpe olsun.

Yazarın Tüm Yazıları