Yazarlar
Ayşe ARMAN  aarman@hurriyet.com.tr

Kendimden başka kimseye güvenmiyorum


Aslında bu başlık, benim Hande Ataizi’yle röportaj yapma sebebim. Şöyle bir düşündüm de, bir sürü şey geldi başına, bir sürü şey yaşadı, hatta bir tanesi sıkı travmatikti.

Sadece 24 saat evli kalan kadın sıfatını bile... Aşmasını bildi. Fotoğraf şu, gökyüzüne ulaşan alevlerin arasından, hırpalanmış, yaralanmış olsa bile yürüyerek çıkıp gelen bir kadın. Küllerinden yeniden doğan anka kuşu. Aslında Nietzsche’nin lafını doğruluyor: ‘Seni öldürmeyen şey güçlendirir.’ 3 yaşındayken babası tarafından başlayan terk edilme maceraları yakasını bırakmamış bir Hande Ataizi var karşımızda. Ama fotoğrafta da görebileceğiniz gibi kadın gülüyor, kadın neşeli. Çünkü aşılı, çünkü antrenmanlı. Biz de ruh haline uygun olsun diye, onu köpük balonlar içinde çektik...
/_newsimages/796555.jpg
Babanız inançları için 3 yaşındayken sizi terk etmiş. Bu gerçeğin sizde bıraktığı izler neler?

- Muhakkak ki, derin izleri vardır. Ama ben şuna inanıyorum: Aile bireylerinden birinin sağlam olması, yine de durumu toparlıyor, yaşanan travmayı hafifletiyor. Bizim ailede sağlam olan annemdi. Bütün yükü o aldı. Babamla ilgili pek hatıram yok zaten...

Zaman zaman ‘Şimdi bu adam nerededir? Sağlığı yerinde midir? Parası var mıdır? Hayatta mıdır, ölmüş müdür?’ diye düşündüğünüz oluyor mu?

- Valla, sağdan soldan haberleri geliyor, akrabalardan filan. Emekli olmuş, evde oturuyormuş...

İnsan şöyle bir hisse kapılmıyor mu: ‘Ne yapıyor, uzaktan bir görüversem...’

- Hayır, babamla ilgili öyle romantik hislerim yok. Daha doğrusu, hiçbir hissim yok. 7 yaşıma kadar gördüm, bir de 18 yaşında nüfus cüzdanıyla ilgili bir problem oldu, o zaman görüştük...

Ne hissettiniz görüşünce?

- Hiçbir şey. Hiçbir şey paylaşmamışım ki, ne hissedeceğim? O, annemin bana anlattığı hikayedeki roman kahramanı. Jön yani. Olay, ODTܒde geçiyor, erkek mimarlıkta okuyor, kız psikolojide. Aşık oluyorlar, evleniyorlar, ben doğuyorum, erkek bir tarikata giriyor, annemin başını filan örtmeye çalışıyor, ilginç olanı babamın babası Robert Kolejli, modern bir aile yani, şiddetli geçimsizlik başlıyor, ayrılıyorlar. Budur. Ötesi berisi yoktur.

İnsan böyle bir travma yaşadıktan sonra, güvensizlik krizine giriyor mu? Erkekler hakkında olumsuz yargılara sahip oluyor mu? Görünen o ki, ilk erkek kazığını babanızdan yemişsiniz...

- Bütün kadınlar gibi ben de ilişkilerimde yaslanabileceğim bir omuz arıyorum, şefkat arıyorum. Ama ben hayatta bir tek kendime güveniyorum. Ben varsam, sağlamsam, mutluysam ne álá. O zaman ışık saçabiliyorum. O ışığı saçtığım zaman da insanları kendime çekiyorum. Işık saçamadığımda; o, benim problemim oluyor. Çözmem gerekiyor. Böyle zamanlarda tek başınalığı seviyorum...

Hayatınızdaki en büyük travma, 24 saatlik evlilikten sonra eşinizin sizi terk etmesi mi, babanızın sizi terk etmesi mi?

- İkisi de büyük travma. Ama öldürmeyen her şey, seni güçlü kılıyor. Tüm bu yaşadıklarım beni bugünkü Hande yaptı. Normal bir aile düzeninde yetişip büyümüş olsaydım, 24 saat süren bir evlilik yapmasaydım, şu an karşınızda oturan kadın olmayacaktım. Ben mücadeleci ve hırslı biriyim. Küçük rüzgarlarda kolay kolay savrulmam. Bunda tabii ki yaşadıklarımın etkisi büyük....

Üvey babanızın iyi bir insan olmasının size getirdiği bir artı var mı?

- Olmaz mı? Ben baba olarak onu bildim. Ne yazık ki, onu da 5 sene önce kaybettik. Çok üzücü bir şekilde gitti. İntihar etti. Bu da ayrı bir travma. Gayet keyifli ve mutlu bir insandı. Nedenini kimse anlayamadı. Annem o olaydan sonra, kendini tamamen işine verdi. İstanbul’a geldi, Maltepe Üniversitesi’ne dekan oldu. Yeditepe Üniversitesi’nde de yüksek lisans dersi veriyor. Her şey evrendeki gibi aslında...

Nasıl yani?

- Ne kadar negatif, o kadar pozitif... Her şey dengede yani. Ben demiyorum ki, ille de hayatta bir takım şeyler kötü gitsin, travmatik olsun. Ama olup bitenleri, sen bir şekilde pozitife çevirebilirsen, başta negatif olarak algıladığın her şey, senin işine yarıyor. Bana şimdiye kadar hep böyle oldu. O yüzden hiçbir şekilde değiştirmek istemem geçmişimi...

Çocukluk yaşlarında mı oyuncu olmaya karar verdiniz?

- Evet, evet. Ne istediğimi biliyordum. Konservatuvar sınavlarına girdim ve kazandım. ..

Nasıl bir öğrenciydiniz?

- Çekingen. Parmak kaldırmaya bile çekinirdim. Yıldız Hanım’ın bana hayatta çok faydası oldu, benim için şu hayattaki en önemli birkaç insandan biridir Yıldız Kenter. Benimle özel olarak ilgilendi. İlk tiyatro deneyimimi Kenter Tiyatrosu’nda yaptım. İlk oyunumu birinci sınıftayken oynadım...

Mum Kokulu Kadınlar’daki rolünüzle Altın Portakal aldınız. Birdenbire acayip parladınız. Bu kadar hızlı şöhret, krize yol açar... Mı?

- Açar tabii. Altın Portakal’ı aldığımda 22 yaşındaydım, birdenbire herkes beni tanıdı. Televizyonlardan teklifler yağmaya başladı. Kriz geliyorum diyordu da, benim haberim yoktu. Müthiş paralar teklif ediliyor, ben de aklıma yatanları değerlendiriyorum...

Krizi iyi yönettiğinizi düşünüyor musunuz?

- Hayır. Küçücük bir çocuğun eline tonlarca para verin. Saçmalar değil mi? Aynı hesap, saçmaladım. Milli Piyango’dan para çıkmış gibi davrandım...

YAPTIK İŞTE ULTRA BİR GÖRGÜSÜZLÜK

Jaguar’ı almanız da o döneme mi rastlıyor?

- Evet. Ama şunu söylemek istiyorum: Jaguar, benim en sevdiğim otomobil, o zaman da öyleydi, ama o zaman son derece çocuksu bir şekilde ‘Madem param var, madem karşılayabiliyorum, alayım bari’ dedim. Şimdi mesela, bu hatayı yapmam, param var ama asla gidip Jaguar almam. E büyüyor insan. Hayatta tecrübe kazandıkça, göze batmadan yaşamanın daha akıllıca olduğunu öğreniyorsun...

Yaptınız yani o dönem bir dolu görgüsüzlük!

- Hem nasıl. Ama görgüsüzlük kendime Jaguar almam değil, Jaguar’ın önünde gece kıyafetleriyle fotoğraf çektirmemdi. Yaptık işte ultra bir görgüsüzlük...

Çok genç yaşta, güzel bir kadın olarak ün yaptınız. Sizce ‘Ne yapsam suç!’ gibi bir durum söz konusu muydu?

- Kesinlikle. Ama kadınların kaderidir bu. Jaguar insanlara batınca sattım. Madem suç Jaguar’a binmek binmeyeyim o zaman. O sıralarda oynadığım dizi de bir Şahin tahsis etmiş bana. Çekimlere getirip-götürüyor. Araba benim bile değil, sabah gidip akşam geliyorum. Ama gazetelerde şöyle haberler yapmaya başladılar: ‘Hande Ataizi battı. Attan indi eşeğe bindi. Jaguar’dan indi Şahin’e bindi!’ Anlatabiliyor muyum? Ben alıştım bu tür absürd haberlere. Geçenlerde de ‘Hande Ataizi, kaburga kemiklerini aldırmaya niyetlendi’ diye bir şey çıktı...

Anlamadım... Ne demek kaburga kemiklerini aldırmaya niyetlendi?

- Efendim, Cher, kaburga kemiklerini aldırmış, ben de onun Türkiye şubesi olmak istiyormuşum...

Neden bir insan kaburga kemiklerini aldırsın ki!

- Zayıf görünmek için! Biz manyağız ya, zayıf görünmek için böyle abuk sabuk şeyler yaparız! İşte, laf olsun torba dolsun...

İyi uçmuşlar ama... Hangi gazete bu haberi yapan?

- Sizin gazete!

Ve siz kaburgalarınıza bir şey yaptırmak istemediğinize eminsiniz...

- Evet eminim. Her gün sporumu yapıyorum, yediklerime dikkat ediyorum ama zayıf kalabilmek için kaburgalarımı kırdırmayı düşünmüyorum. Haber şöyle devam ediyor: Allah’tan son anda annem devreye giriyor, ‘Yapma, etme kızım’ diyor, beni bu operasyondan vazgeçiriyor. Komik değil mi bunlar?

Valla, komikmiş...

5 sene daha çalışsam yeter hayatımın sonuna kadar çalışmam gerekmez

24 saat süren evliliğiniz için ‘Mantık değil, aşk evliliği’ dediniz. Peki nasıl bir mantık boşanmasıyla ayrıldınız?

- Olaylar, öyle bir raddeye geldi ki, ben huzursuz ve mutsuz olacağımı hissettim.Yol yakınken dönmek istedim...

Gerçi herkesin gözünün önünde oldu. Söz konusu aile, sizi, söz konusu oğullarına yakıştıramadılar mı? Bu mu mesele...

- Artık bilemiyorum. Biliyorum da, kapanmış meseleleri yeniden gündeme getirmek istemiyorum. Belli bir yaşa gelmiş bir adamla evlenecektim ben. Tamam, herkesin annesinin babasının onayı önemlidir ama bizde daha fazla önemli oldu...

Yoksa siz, ‘Bazı kadınlarla eğlenilir, yatılır, kalkılır, sevgili olunur, yaz aşkı yaşanır ama evlenilmez!’ gibi bir anlayışa mı tosladınız?

- Bakın, şöyle bir evlilik modeli var: ‘Biz birbirimize uygunuz, ailemiz de uygun, bari evlenelim. Babam da onaylıyor.’ Gerçi bu, uygunluk adına yapılan evlilikler genellikle hüsranla sonuçlanıyor, ama dışarıya ser verip, sır verilmiyor. Herkes mutsuz ama kurum devam ediyor. Kadın sabahtan akşama kadar alışveriş yapıyor, erkek her fırsatta yurtdışına gidiyor, kafayı boşalttığını söylüyor, artık ne yapıyor bilemiyoruz... Ben çok dışındayım bütün bunların.

Peki evliliğinizde kocanızın babasına direnme şansı yok muydu? Şunu diyemez miydi: ‘Ne olursa olsun, bu evlilik devam edecek. Benim karım, benim evliliğim, benim hayatım...’

- Öyle bir durum olsaydı, zaten her şey başka türlü şekillenirdi. Herhalde direndi, direndi ama sonunda da bir takım şeylere yenik düştü...

Bu arada Dior’dan alınan gelinliğe ne oldu?

- Giymedim hiçbir yerde. Duruyor.

Bunca aydan sonra, o evliliğe bakıp ‘Hataydı, pişmanım’ diyor musunuz?

- Hata olarak görmüyorum. Her kadında olduğu gibi, bende de evlenme takıntısı vardı. Diyeceksiniz, bu evlilik mi? Valla, evlilik. Nikah memuru geliyor. Sen oturuyorsun bir masada. İmza atıyorsun, adam da atıyor. Kanunlar çerçevesinde karı- koca ilan ediliyorsun. Evlendim mi? Evlendim! Artık böyle bir takıntım kalmadı.

Şimdi birlikte olduğunuz insanla evlenmek istiyor musunuz?

- Yok, hayır.

Ama seviyorsunuz?

- Tabii.

Ben de şunu anlamıyorum: Bir öncekini de seviyordunuz. Üzerinden de çok fazla zaman geçmedi, şimdi bunu da seviyorsunuz...

- E tabii ne var? Öyle tabii. Ben neden birlikte oluyorum biriyle? Kendi ekonomik özgürlüğüm var, kendi ayaklarım üzerinde de duruyorum. Bana karşı tarafın getireceği tek şey, huzur ve mutluluk. Tabii ufak tefek çatışmalar, kavgalar olacak. Ama onun dışında kendimi gerçekten mutsuz olduğunu hissettiğim an, ya da herhangi bir terbiyesizlikle karşılaştığım an, o ilişkiyi bitiririm. Neden sürdüreyim? Sevgi, tek başına ölçü değil benim için. Pekala başka birini de sevebilirim.

Ekonomik olarak kendinizi garantiye almış durumda mısınız?

- Henüz kendi istediğim standartlarda değil. Ama birkaç seneye olur. Bir 5 sene daha çalışsam tamamdır, hayatımın sonuna kadar çalışmam gerekmez...

Ben aslında şunu sormaya çalışıyorum: Biz nereden bilelim ki, 24 saat evli kaldığınız kocanıza duygularınız gerçekti?

- E ben bilmiyorum zaten. Sizin bilmenize gerek yok ki.

Belki siz onun parasının peşindeydiniz...

- İyi ama çok daha fazla parası olan bir sürü insan var. Neden Fethi’yi seçmiş olayım? Tabii ki isterim yanımdaki erkeğin maddi özgürlüğü olsun. Ama önceliklerimin başında bu mu gelir? Hayır!

Zengin avcısı kadın muamelesi görmek sizi ne kadar yaralıyor?

- Ben öyle bir muamele görmüyorum ki.

O zaman 24 saat süren evliliğinizde neden size mukavele yaptılar?

- Madem merak ediyorsunuz, bu soruya şöyle yanıt vereyim: ‘Karşınızdakini nasıl bilirsiniz, kendiniz gibi!’ Benim problemim değildi yani...

İyi ama siz o mukaveleye imza attınız...

- Çünkü evlenmek istedim. Ama aynı zamanda bilsinler istedim ki, benim onların paralarında, mallarında, mülklerinde, üç tane evlerinde gözüm yok. Ben sadece ve sadece evlenmek istedim. Genelde insanlar yönlendiremeyecekleri insanları tehlikeli bulur, demek ki o aile de beni tehlikeli buldu...

‘Sus payı olarak 200 bin dolar para aldı’ diye söyleyenlere verecek cevabınız nedir?

- Tamamen saçmalıyorlar, öyle bir şey yok...

24 saat süren evliliğinizden çıkardığınız ders nedir?

- Kendinden başka kimseye güvenmeyeceksin şu hayatta..!



12 Aralık 2005
 
Tüm Haberler
  Hürriyet Kurumsal Hürriyet USA Hürriyet Avrupa Hürriyet Emlak Yenibiris.com Hürriyet Aile Hürriyet Oto İddaa Avrupa Birliği DYH