Gurme mi buyurun benim

Peşin peşin söyleyeyim, yaptığım her halta mok atabilirsiniz, eleştirebilirsiniz, beğenmeyebilirsiniz ama iş mutfağıma ve yemeklerime gelince bu konuda hiçbir yorumu, atılan lafları kabul etmem.

Haberin Devamı

Ben resmen yemek için yaşayanlardanım.
Yemek yapmak en büyük hastalığım.
Geçen gün kafaya taktım, “ulen” dedim, “mankeninden tut, oyuncusuna, herkes bir yemek kitabı çıkarıyor.
Alıyorlar yanlarına bir aşçı, sonrası yemek kitabı.
Bir sürü kadın da catering merakında.
Herkes mi pasta, kek, börek, çörek yapar be kardeşim?”
Ve catering yapmaya karar verdim.
Daha doğrusu evden yemek yapıp satmaya.
Eski kocama da demiştim zamanında; “aman ha” demişti.
“Kesin batarsın, o kadar elin bol ki o kadar da çok malzeme kullanıyorsun ki. Ya çok pahalı satacaksın ki zor, yani senin sonun iflas.”
Bu hafta sonu kimseyi dinlemeyip ilk işimi aldım.
Yüz tane krep yaptım ıspanaklı, yanına tel şehriyeli karides, şişte çıtır tavuk, safranlı pilav.
Benden istenilenler bunlardı, ev sahibesi neyle karşılaşacağını bilmediğinden menünün gerisini başkasına yaptırdı.
Neyse yaptım, süsledim püsledim, oldular cillop gibi.
Kadın “üç yüz milyon veririm” demişti.
Ama benim alışveriş tuttu altı yüz.
Yani zarar ettim, daha da ellemem.
Anca yaparım eşe dosta, yeriz bolca, bir daha iflas sarsar beni, kaldıramam valla. En iyisi ben de şöyle şişirmece bir yemek kitabı çıkarayım, hehhee.

Haberin Devamı

AİLECEK GURMEYİZ BİZ

Babam, amcam tahmininiz üzere kitap kurdu iki adamdı.
Çocukluğumda çok sefer ikisinin de ellerinde aynı yazarın kalınca kitabına rast geldiğim olurdu.
Düşünürdüm ki bu yazar mühim biri; Ekrem Yeğen. Sonradan bana da okutulduğunda anladım ki gerçekten mühim biriymiş; mutfakların kralı, yemeklerin üstadı.
Okumayı ilk söktüğüm yaşlarda bir sürü yemek tarifine çoktan hâkimdim böylelikle.
Amcam mutfakta usta bir aşçıydı. Babam daha çok tarif eder, daha sonra son dokunuşları yapardı.
Annem alafranga her yemekte hâlâ uzmandır. Allah sizi inandırsın, bizim eve haram hiçbir şey girmemiştir bunca yıl ama üç-beş şey var ki işte babacığım onları da bizim için eve getirirdi, evimize giren kaçak tek şey onlardı, o zaman kaçaktan sayılırlardı. Meinz ketçap, Mamora hardal, yine Meinz mayonez.
Sonra sonra evlenip evimin kadını olunca mutfakta harikalar yaratmaya başladım, haliyle yaşımdan büyük performanslar gösteriyordum elbette.
Yurtdışına giderdik seyahatlere, durumumuz iyiydi, kadınlar genelde chanel’e gucci’ye mucciye giderdi, ben ise hop gıda alışverişine.
Amerika’dan sarmısak, Fransa’dan tavuk, bin çeşit baharat, o, bu alırdım, hop bavula, sonrası karı koca kavgası.
“Bizim ülkede sarmısak mı yok Ayşe?”
“Var kocacığım ama bak bu Frenk sarmısağı.”
Sonra bir gün kocam dedi ki, “Evet, evlilik yıldönümümüz yaklaştı, hep bozuk atıyorsun bir şey almıyorum diye, kızım ben anlamıyorum bu işlerden, söyle ne alayım sana yüzük mü, çanta mı?”
“Yok” dedim, “mrcka marka mangal”
Şöyle bir baktı suratıma, kim bilir neler geçirdi aklından o anda.
Ama aldı bana mangalımı, benden mutlusu yoktu o anda.
“Kocacığım” dedim, “bu akşam sana ne pişireyim? Sphagetti vongole? Osso bucco? Levrek buğulama?”
Adamda sinirliydi galiba, bir bağırdı.
“Makarna haşla, makarna, üzerine de sadece yoğurt. O kadar, özledim ya sade yoğurtlu makarnayı özledim.”
Ya işte böyle, ben de babamı, amcamı özledim, boşandıktan sonra yemek yapacak koca kalmadı, kız büyüdü, her akşam yok.
Yemek yapacak birilerini özledim, masa başında hadi Ayşe ama acıktık diye her gece kafa şişiren birilerini özledim.
Gerçi her gece her gece zor belki de neyse hadi ama soğan doğruyorum, gözlerim acıyor benim, akşama torbada tavuk var bizde.
Ayşe’nin notu: Ha bir ara da çok eski zamanda bir kere daha yazı yazmıştım gurmeliğime dair hurriyet.com.tr’de, bir kaç yemek programına davet ettiler beni.
Sandılar ki ben seyredeceğim, hani laf ola gurmeyim diye yazan tiplerdenim, canlı yayında mutfağı ele geçirince kimseler çağırmaz oldu artık beni.
Nasıl herkes programında ondan üste çıkacak insanı istemez, aşçılar da işte beni sevmez. “Ay ustam ellerine sağlık, ne koydun bunun içine?” diyemedim, “yok artık” dedim, “zencefilin ayarını kaçırmışsın, kolonya tadı verdi bak.” Gözünü yiyeyim canlı yayınının.

Haberin Devamı

ERKEKSİZ YAPARIM AMA KADINSIZ ASLA

“Bu ne şimdi Ayşe, sapık mısın?” “Sen de mi yoldan çıktın?”
“Pusuladan saptın”… demeyin.
Ciddiyim; kadınsız yapamıyorum.
Yani evimde bir yardımcı, bir sağ kol olmadan, kendimi ona teslim etmeden yaşayamıyorum.
Çocukluğumdan beri bu böyle. Hep bir ablam oldu benim.
Büyüyünce de hep bir yardımcım.
En paralı günlerimde de oldu, en parasız günlerimde de.
Her şeyimden kıstım, yine kendimi yardımcısız bırakmadım.
Bir kere beceriksizim. Ver elime bezi, “sil şurayı” de.
Silerim, üşenmem, hatta bir sefer değil üç beş kere geçerim üstünden. Ama gel gör ki eski halinden beter hale gelir.
Yani temizlik düpedüz kabiliyet işidir, ütü büyük beceridir.
Bardağı, çatalı, bıçağı yıkayıp leke bırakmamak her yiğidin harcı değildir.
Benim gibi bir gerzekte de bunların hiçbiri mevcut değildir.
Hele ki çamaşır yıkamak! Allah kimsenin bluzunu, eteğini, montunu, pantolonunu bana muhtaç etmesin.
Hatta pijamasını; yani o kadar söyleyeyim.
Haaaa, manyak yemek yaparım, bu konuda elime su dökecek adamın da alnını karışlarım.
Ama orada da pis ve dağınığım. Bir makarna için hiç acımam, on tencereyi harcarım.
Neyse yani, işte ben kadınsız kalamıyorum. Yardımcısız yaşayamıyorum. Aslında belki de yalnız yaşadığımdan iş yapamamayı bahane ediyorum.
Evim iri kıyım ve ben koca evde yapayalnızım.
Öyle çok sosyal bir tip değilim, evime her gün birilerini davet eden ya da her gün kendini sokağa atanlardan hiç olmadım.
Denedim zaman zaman. Ama kendimden öyle bir Ayşe yaratamadım. Bu nedenle ikinci bir nefes iyi geliyor bana.
Güven veriyor.
Onlar da yalnız zaten. Çoğu yabancı kökenli.
Üç kuruş için evlat, koca, ana, babayı bırakıp gelmişler elin diyarına.
Son yardımcım gitti geçen gün. Dün geldi Merhamet. Kocası göçmüş bu diyardan. Bir kızı var, onu da bırakmış anasına.
Kalkmış, gelmiş.
Şimdi o bakacak bana. Ben de bakacağım ona.
İki nefes oldu ev yine. Öpücükler size de.

Yazarın Tüm Yazıları