Hürriyet Hava Durumu - Hava Nasıl 0lacak İstanbul : 16ºC
19 Nisan 2014 15:51
Diğer Yazıları
    2 Aralık 2013

    Tolga Zengin'in "ana"sı

    İtalyanların efsanevi kalecisi Dino Zoff anlatmıştı.

    “Kaleci dramatik bir yerde, üç direğin arasında, 10 arkadaşından ayrı, yalnızdır. O yalnızlığında annesini, babasını, eşini çocuklarını sevdiklerini düşünür. Bir tek onun böyle bir zamanı vardır 11 futbolcu içinde.” Tolga’yı cumartesi akşamı Fenerbahçe karşısında bu gözle izledim. “Kaç gol yerse yesin. Ne kadar kurtarış yaparsa yapsın”  dedim içimden... Canından çok sevdiği annesi yoğun bakımda kanserle boğuşurken gözümü ayıramadım Tolga’dan.
    Ve Maksim Gorki’nin Ana’sı geldi aklıma... Sosyalist devrim evresindeki bir toplumun sancılarını yüreğinde duyumsayan, oğlu Pavel’e ve onun arkadaşlarına ‘yoldaşlık’ eden Nilovna. Oğlu için canını veren kadın. Pavel’in mahkemede savcının emriyle yarım kalan sömürü düzenini yerden yere vuran savunmasını daha sonra kitlelere duyurmak için nasıl bir cesaretle atmıştı kendisini ortaya. Ve bu yasa dışı işi yaparken jandarmaların elinde can vermişti...

    FAROZ’DAKİ BALIKÇILARIN DOSTU

    Tolga futbolumuzun farklı bir yüzü.. Kendisi de kalecilikten gelen ve bir Trabzonspor hayranı olan sevgili Sunay Akın’ın dediği gibi, “O, kalbi yüzüne yansıyan adam.” Belki de yuvası Trabzonspor’dan hiç kopmayacaktı. Orada dostluk kurduğu balıkçıları hiç terk etmeyecekti. O, küçük bir dünya kurmuştu Trabzon’da kendisine. Balıkçı barınaklarında kendisine ait küçük teknesiyle büyük mutluluklara yelken açıyordu. İdris’lerle Recep Ali’lerle. O, ağların adamı. Kale ve balık ağlarıyla örülü bir hayatı vardı. Denizci hayatı. Kale direği de yelken direği de aynı anlama geliyordu onun için. Serüvenci. Sahada oyunu nasıl okuyorsa denizde de dalgaları öyle okuyordu. Tolga’da bizim edebiyatın Anton Çehov’u Sait Faik Abasıyanık’ı görüyorum. Onun da en iyi dostları İstanbul’daki balıkçılardı.


    SİYAH-BEYAZ BİR HAYATTI ONUNKİ

    SİYAH beyaz bir hayattı onunki. O da Kartal oldu. Tolga’yı bu hayattan annesinin hastalığı kopardı işte. Kanserdi. Tedavisi İstanbul’da yapılıyordu. Hergün antrenmanlardan sonra anacığını görmek, elini tutmak istiyordu. Verdi kararını ve çekip gitti annesine... Yuvasından ayrılırken önce takım arkadaşlarıyla vedalaştı. Sonra da Faroz’daki balıkçı dostlarına koştu. Sıkıca sardı her birini. Kan çanağına döndürdü gözlerini. “Sizi hiç unutmayacağım” dedi ve yanaklarına sürülen yaşlarla uzaklaştı onlardan. Kartal yuvasını seçti. Ne de olsa siyah beyaz bir alın yazısıydı onunki. Trabzonspor’da çizgide ve sahildeki balıkçılarla beyaz; annesinin çileli hastalığıyla da siyah bir kaderi vardı.

    SEN, KALEDEKİ MEVLANA’SIN; YUNUS EMRE’SİN..

    Kaleciler benim dünyamda çok farklı bir yerde. Ama Tolga’nın yeri bambaşka... Yüzünde Yunus Emre’yi de görüyorum Mevlana’yı da. Futbola bir armağan sanki. 2 yıl önce Trabzonspor’un İspanya’daki maçında Bilbao taraftarının sahaya attığı ekmeği önce öpüp alnına koydu sonra da saha kenarına usulca bıraktı. İşte, bu anlamlı davranış, İspanya’da 2011 yılının fotoğrafı oldu. Bu, onun ekmeğe saygısıydı: “Somali’de insanlar ekmek bulamayıp açlıktan ölürken, Bilbao seyircilerinin bana ekmek atması beni oralara götürdü. Ekmek nimet olduğundan bu hareketi yaptım.”

    ‘OLİMPİYAT STADI’NIN SADECE ADI GÜZEL’ DİYEN ATATÜRKÇÜ

    Çok değil bundan birkaç hafta önce gazeteciler Atatürk Olimpiyat’taki bir maç sonrasında  “Bu stat hakkında ne düşünüyorsun?” diye sordu. O da “Bu stadın tek güzel tarafı adı” dedi. Hani Ankara’dan nefret eden Yahya Kemal, “Buranın en çok İstanbul’a dönüşünü seviyorum” demişti ya.. İşte, böyle romantik, böyle Atatürkçü bir tarafı var Tolga’nın. Biliyorum sevgili Tolga. Zoff’un dediği gibi sen kaledeyken de annen aklından çıkmıyor. Hem de yıllardır. Hele dünkü maçta yoğun bakımdaki annen sadece top gelmediği anda değil; her uçuşunda, her topa yumruğunda, rakiple başbaşa kaldığında, her degajında aklına gelmiştir. Tertemiz, bembeyaz, gülen yüzüyle...
    Maç öncesi F.Bahçe taraftarının açtığı alkışlık pankart kimbilir seni nerelere götürdü. Çocukluğuna, uzun kış geceleri annenin anlattığı masallara, onun mürekkep lekeli ellerini yıkayışına, “Tolgam” diye seni çağrışına, usulca önlüğünün üstüne yakanı iliklemesine, Avni Aker’de seni gururla izleyişine...

    DUYDUN MU? BALIKÇI DOSTLARIN AVA ÇIKMIYORMUŞ..

    Herkes gibi sen de biliyorsun ki anne bambaşka bir koku. “Ben hayatta en çok babamı sevdim” diyen Can Yücel’e bir gün sorarlar: “Neden hep babana yazdın da annene bir tek şiir yazmadın?” O da “Daha anne sevgisini yazacak kadar şair olamadım ki” demiş. Maksim Gorki’nin Nilovna’sı için oğlu Pavel ne ise; sen de annen Melek Hanım için O’sun işte. Etle tırnak. Duydun mu Tolga? Faroz’daki balıkçı dostların bu aralar balık avına çıkmıyormuş. Annen için dua eden balıklar eksilmesin diye...

    Yazarın Son Yazıları
    26 Şubat 2014, Çarşamba
    16 Şubat 2014, Pazar
    18 Ocak 2014, Cumartesi
    06 Ocak 2014, Pazartesi
    31 Aralık 2013, Salı
    18 Aralık 2013, Çarşamba
    09 Aralık 2013, Pazartesi
    02 Aralık 2013, Pazartesi
    23 Kasım 2013, Cumartesi
    17 Kasım 2013, Pazar
    Merhaba
    Hürriyet Facebook deneyiminden yararlanmak için Facebook ile giriş yapın.

    YAZARLAR