Yakında bu ülkede iyi doktor bulamazlar!

    En son isteyeceğim şey, sizi sıkmak...

    Ama karşımda, adam gibi konuşan birini bulunca da, onun anlattıklarını yayınlamaya günlerce devam ediyorum.
    Artık bu kadar “cesur” konuşan insanlar yok.
    Herkes, birilerinden, bir şeylerden korkuyor. İçindekileri söylemiyor, kendini gizliyor.
    Profesör Hakan Oruçkaptan öyle değil.
    Diyorum ya “kuraldışı.”
    “Her profesör işinin ehli değil, profesörlüğü de abartmamak lazım” diyecek kadar çuvaldızı kendi meslek grubuna da batırıyor. Oysa hekimlerin ağzından, başka hekimlere dair olumsuz bir laf alamazsınız.
    Oruçkaptan farklı.
    O yüzden de özel.
    Yarından itibaren yeni röportajlarda buluşmak üzere...



    Doktorlar da çocuklarını özel okula göndermesinler!

    Bir futbolcu, oynamasa bile tonla para kazanırken, akademisyenlerin bu kadar ucuz olması kabul edilemez. Bu yüzden kimse bu ülkede akademisyen olmak istemiyor. “Topçu” olmak ya da eline gitar alıp, “popçu” olarak yükselmek istiyor. 2001’de Amerika’da kalmam teklif edildi. Kabul etmedim. Türkiye’ye hizmet vereyim diye geri döndüm. Ama bu ülkede, sistem o kadar bozuk ki, 99 yılında 4 yıllık uzmanken, cebimde otobüse verecek para yoktu. Yürüyerek eve gittiğimi bilirim. Yukarıdaki insanların anlamadığı; hekimler, 50 yaşına kadar kendilerine yatırım yapıp, cepten yiyorlar. Ondan sonra da 3 kuruş para istiyorlar. Bu da en doğal hakları. Ne var ki, bu ülkenin Sağlık Bakanı çıkıp, “Doktorlar da çocuklarını özel okula yollamasınlar!” deme hakkını kendinde buluyor, bulabiliyor. Ne diyeyim? Yakında bu ülkede iyi doktor bulamazlar!

    ANKARALI VE İSTANBULLU CERRAH FARKI

    İnsanlara nasıl bu kadar güven veriyorsunuz?

    Ben neysem oyum. Bazı doktorlar vardır, takım elbiseyle gezerler, önlerinden geçilmesine izin vermezler. İnsanlar onlara tapınsın isterler. Ben öyle değilim. Belki ben de hastalandığım, ölümün sınırına gelip geri döndüğüm için farklıyım. Bir de tabii Ankaralı cerrah olmanın da bir etkisi vardır...

    İstanbullu ve Ankaralı cerrahlar diye bir şey mi var?

    Evet var. Biz Ankaralı cerrahlar daha akademiğiz. Ve kılık kıyafetimizde daha rahatız. Üniversitede kaldığımız için parayla pulla işimiz yok. Daha azına razıyız ama insanca yaşamak istiyoruz. İstanbul’a gelince, burada herkes “büyük cerrah”, herkes işini “çok iyi” yapıyor. Burada bir özgüven patlaması var. Ama zaten İstanbul’da tezgâhtarda bile o özgüveni görebiliyorsunuz. Ankara’da böyle bir şey yok...

    KARIMI AMELiYAT ETTİM SONRA ÂŞIK OLDUK BiRBiRiMiZE

    Kadınlar hep etkilendi mi sizden?

    Yok canım. Öyle bir intiba mı bıraktım? Tam tersi. Benim ne yaptığımı bilmez ki kadınlar, ortalıkta “Beyin cerrahıyım” diye dolaşmıyorum. Bence kadınlar işadamlarından daha çok etkileniyorlar...

    Hiç zannetmiyorum... Karınızla nasıl tanıştınız?

    Beli ağrıyordu, ameliyat ettim. Bel ve sinir cerrahisi dahilinde. Öyle tanıştık, sonra da âşık olduk birbirimize...

    Kaçan hastalar da oluyor

    Yakaladığını ameliyat eden bir doktor olmadığım için buradakilere, “Sizin işinize yaramam!” dedim. Ben sadece gerekli olduğu takdirde ameliyat yaparım. Hastaya mutlaka bütün riskleri de açık açık anlatırım. Tabii kaçan hastalar da oluyor. Başka doktorlara gidiyorlar. Çünkü “her şeyin iyi gideceğinin garantisini veren” hekimler de var bu ülkede. Oysa, bizi mesleğimizde böyle bir şey yok...

    Cerrahın en tepede olduğu dönem 55-60 yaşlarıdır

    Cerrah dediğiniz ne zaman emekli olur?

    Tam bir zamanlama veremem ama 63-64 yaşından sonra, el titremesi, yavaşlama olur. Deneyimle değerlendirirsek, bir cerrahın en tepede olduğu dönem, 55-60 yaşlarıdır. Sonra aşağı doğru iniş başlar. Önemli olan nerede bırakacağını bilmek...

    Siz kaç sene daha veriyorsunuz kendinize...

    En fazla 10 sene. Daha fazla değil.

    Gerçekten bu ülkedeki en iyi üç beyin cerrahından biri misiniz?

    Bu, insanların bakış açısına göre değişir. Özellikle de Türkiye’de kendini bu kadar “Tanrı” sanan hekim varken...

    PROFESÖRLÜĞÜ ABARTMAMAK LAZIM

    Profesör unvanını, çok da abartmamak lazım. “Profesör olan herkes işinin ehlidir” diye bir şey yok. Sadece akademik bir unvan bu. Ders verebilme yetkinizi gösterir. Hacettepe’de odalarımızın kapısında, “prof.” yazmazdı, derse giriyorsak yazardı. Ayrıca, bu ülkede kolayca profesör olan pek çok insan var. İnanın Hacettepe’deki bir dolu uzman ve yardımcı doçent, yaptıkları işte, ortalıkta “profesör” diye hava atan bir sürü hekimden daha iyidir.

    Ayşe ARMAN yazılarını takip edin!
    Merhaba
    Hürriyet Facebook deneyiminden yararlanmak için Facebook ile giriş yapın.

    YAZARLAR

    © Copyright 2014 Hürriyet - Doğan Yayın Holding
    Kapat
    Hürriyet Facebook Deneyimine Hoşgeldiniz
    • Keşfedin! Arkadaşlarınızın okuduğu ilginizi çekecek haberleri keşfedin, Facebook hesabınızda arkadaşlarınızın neleri okuduğunu görün.
    • Kolayca Paylaşın! Okuduğunuz haberler Facebook hesabınızda kolayca paylaşılsın, sizin gündeminizden arkadaşlarınız da haberdar olsun.
    • Kontrol Sizde! Paylaşımlarınızı istediğiniz zaman durdurun, istediğiniz zaman tekrar başlatın. Kontrolü her zaman elinizde tutun.