Rojava’da yeni sayfa – Salih Müslim’in ardından…

Son bir hafta içinde bu köşedeki beş yazının dördü “Rojava” ve PYD üzerine idi. 19 Temmuz’da “’Süreç’ ve ‘Rojava Devrimi’”ni, 21 Temmuz’da “Rojava-PYD ve Devletin ‘Kronik Kürt Alerjisi’”, onu 24 Temmuz’da “Kürtler için yeni dönem-‘Devlet’ için Rojava dersi” izledi.

Haberin Devamı

Son olarak önceki gün “’Suriye Devrimi”nin yolu ‘Rojava Devrimi’nden Geçer” başlıklı yazı bu köşede yer aldı.

O bir önceki yazıyı, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Radikal’de yer alan “Kürtlerin Suriye muhalefeti içinde hak ettikleri yeri almalarını istiyoruz. Dışlanmasını istemiyoruz. PYD ile bu konuda görüşmeler yapılmıştır. Son iki ay içinde 3 kez görüşme yaptık kendileriyle” ifadesini kaydettikten sonra şu satırlarla noktaladığımızı hatırlayalım:

“Bu güzel. Daha çok görüşün. Türkiye sınırının Kürtlere saldırı için kullanılmasına engel olun. Giderek şu sonuca erişebileceksiniz: ‘Suriye devrimi’nin yolu ‘Rojava devrimi’nden geçer… ??Kürtlerle ilişkilerde, Irak’ta kaybettiğiniz değerli yılları, Suriye’de kaybetmeyin bari. Suriye Kürtlerine doğru yaklaşımınız, Türkiye’de ‘süreç’in başarısı için de en sağlam güvence olacaktır.”

Haberin Devamı

Yazının yayımlandığı gün, PYD Eşbaşkanı Salih Müslim’in, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun davetiyle, Erbil’den İstanbul’a geldiği haberi tüm gazetelerde yer almıştı. Yani, biz söz konusu satırları yazarken, Salih Müslim, Türkiye’ye ayak basmaktaydı.

Temmuz 2012’de Erbil’de bazı Suriyeli Kürt şahsiyetlerle görüştüğü halde, orada bulunan Salih Müslim ile görüşmeyi kabul etmeyen Davutoğlu, bir yıl sonra Salih Müslim’in Erbil’den İstanbul’a gelişinde önayak olmuştu.

Bu, son derece isabetli, olumlu ve sevindirici bir gelişme benim açımdan. Bir buçuk yıldır, ısrarla, inatla savunduğumuzun gerçekleştiğini görmekten ancak çok sevinebilirim.

Salih Müslim ile 2012 Aralık başında Brüksel’de biraraya geldiğimizde, Türkiye’ye gelme konusunda ne düşündüğünü, nasıl davranacağını sormuştum; “Davet alırsam, seve seve gelirim” karşılığını vermişti. Bana söylediğine göre, 1970’lerin sonundan yani İstanbul Teknik Üniversitesi’nden mezun olduğundan beri, Türkiye’ye hiç ayak basmamıştı. Oysa, kendisini bana “Urfalı” diye tanıtmıştı. Suruç’un karşısına düşen Kobani’den (Ayn el-Arab) idi.

Birkaç ay sonra, o sıralarda Suriye muhalefet koalisyonunun başında bulunan Moaz el-Hatib, İstanbul’daki bir görüşmemizde, Kahire’de Salih Müslim ile buluştuğunu, Türkiye ile görüşmek istediğini, kendisinin PYD Eşbaşkanı ile Türkiye arasında temas ve diyalog kurulması için arabuluculuk yapmaya çalışacağını belirtmişti.

Haberin Devamı

Salih Müslim’in, İstanbul’da MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın yanısıra Dışişleri üst kademesinden kimlerle görüştüğünü biliyorum. Türk Dışişleri’nin o değerli mensupları, bundan bir yılı aşkın bir süre önce, bir grup meslektaşımızı davet ederek (M. Ali Birand da oradaydı) bir “Suriye brifingi” vermişlerdi. O kapalı toplantıda, benim PYD’ye ilişkin bir soruma ters bir cevap vermiş ve “PYD’nin Suriye Kürtlerini temsil etmediğini, rejimle ilişkide, silahlı olmasından aldığı güçten ötürü zorbalıkla, Suriye Kürt bölgelerinde varolduğunu, diğer Kürt grupların bu konudaki şikayetlerini kendilerine aktardıklarını” bildirmişlerdi. Yani PYD’yi “gayrı meşru bir terör örgütü” olarak görme eğilimindeydiler.

Haberin Devamı

Aradan bir yılı biraz aşkın bir süre geçti, şimdi Salih Müslim ile tam da onlar görüştüler. Bu, başlıbaşına çok önemli bir gelişme; Türkiye’nin Rojava’ya yönelik yaklaşımında “değişme sinyalleri”ni ortaya koyuyor. Zaten Salih Müslim de, Dicle Haber Ajansı’na açıklamada bulunarak, Türkiye’deki temaslarını değerlendirdi ve “PYD’ye karşı Türkiye’nin geçmişte oluşan tavrının değiştiğini gördüğünü” söyledi. “Benim burada olmam en büyük değişikliktid. En azından oturalım konuşalım, bu neden olmasın ki? Derdimizi birbirimize aracılar olmadan anlatabilir, oturup konuşabiliriz. Yüzyüze görüşüp, herşeyi tartışabiliriz… Somut olarak iki taraflı, birbirimizin yapacağı çok işin olduğu ortaya çıktı. Sınırda bazı kapıların tam açılabileceği, (Türkiye’nin) yardımda bulunacağı konular gündeme geldi” dedi.

Haberin Devamı

“Türkiye’nin Kürtlerin varlığından rahatsız olmadığını” belirten PYD Eşbaşkanı, görüşmelerin devam edeceğini bildirerek, “Halkımıza selamlarımızı söylüyoruz. İleriye baksınlar. Güzel günler ileridedir” diye konuştu.
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Salih Müslim ya da PYD ile yapılan görüşmeye ilişkin değerlendirmesi farklı. Cuma günü camii çıkışında gazetecilerin sorularını cevaplandırırken, Salih Müslim’in Türkiye’ye gelişine ilişkin olarak, “Bu konuyla ilgili olarak (Rojava) son gelişmeler ve bu konuda alınan bir karar gereği MİT, kendileriyle gerekli olan görüşmeleri yapıyorlar ve bu görüşmeleri yapacakları ve attıkları bu adımların yanlış, tehlikeli adımlar olduğu noktasında da kendilerine gerekli uyarılar bu noktada yapılacak. Çerçevesi budur” dedi.
İnsan bu sözlerden ne anlar?
Salih Müslim, MİT tarafından “uyarılmak” için Türkiye’ye çağrılmıştır. Attığı yanlış ve tehlikeli adımlar konusunda uyarılmıştır. Bunun dışında bir şey konuşulmamıştır.
Anlaşılan Tayyip Erdoğan, PYD konusuna tam anlamıyla “senkronize” olamamış ya da kendince sebeplerle “iç politika hesapları”ndan ötürü gerçeğe tam uymayan mesajlar vermeyi tercih ediyor.
Zira, DİHA’ya (Dicle Haber Ajansı) yaptığı açıklamada, Salih Müslim, “Türkiye’ye Dışişleri Bakanlığı’nın daveti üzerine geldim… Yüzyüze Dışişleri yetkilileri ile görüşmelerimiz oldu. Görüşmelerimiz iyi ve olumluydu… Rojava’da halkın kendi bölgelerinde denetimi ele geçirmesinin üzerinden bir yıl geçti… Artık bir yürütmenin olması gerekiyor. Geçici de olsa bir yürütmenin olması gerekiyor. Bir düzenin oluşması gerekiyor… Bunu anlattık görüşmelerimizde” sözleriyle neler konuşulduğunu ve kendi tutumlarının ne olduğunu anlattı.
En önemlisi de, “görüşmelerde karşılıklı bir anlayış olduğunu” vurgulayarak yaptığı şu ekleme: “Türk yetkililer ‘bu sizin hakkınızdır’ dediler…”
Salih Müslim’in bu çarpıcı açıklaması ile “görüşmeler”e ilişkin Ankara’nın ortaya koyduğu tavrın ne olduğu konusunda Aslı Aydıntaşbaş’ın dünkü Milliyet’teki şu satırları örtüşüyor:
“… Salih Müslim’in sürpriz İstanbul ziyaretinde Ankara tarafından verilen en temel mesaj, ‘Suriye’ye bakışımızda Kürt fobisi yok’ oldu. Daha yakın zamanlara kadar ‘Kırmızı çizgilerimiz’ edebiyatı üzerinden şekillenen Türk dış politikası, bugün artık Irak ve Suriye’deki Kürt varlığını Türkiye’nin bir hinterlandı gibi görme eğiliminde. Yine de, Suriye’deki iç savaşın doludizgin devam ettiği günlerde, Ankara’nın kamuoyunda ‘PKK’nın Suriye uzantısı’ diye anılan PYD’nin liderini İstanbul’a davet etmiş olması, güvenlik ve diplomaside sahiden yeni bir sayfa açıldığının işareti…”
Bu arada, “Suriye’ye bakışımızda Kürt fobisi yok” mesajını, “Rojava-PYD ve ‘Devlet’in kronik Kürt alerjisi” başlıklı yazıma gönderilmiş bir tür “düzeltme” olarak “olumlu” biçimde algılıyorum.
Madem, artık Irak ve Suriye’deki Kürt varlığı, bir “tehdit algılaması” konusu olmaktan çıkıp, “Türkiye’nin hinterlandı” olarak görülüyor, o takdirde Kürtlerin en büyük parçası olan Türkiye’nin Kürtlerini de buna uyan bir bakış açısıyla değerlendirmek şart oluyor.

Yani?

Haberin Devamı

Yani, bir yandan Kürtlerin temel haklarını bir an önce yasal güvenceye almak, binlerce Kürt tutukluyu serbest bırakmak zorunlu hale geliyor.

Yani, Abdullah Öcalan fotoğraflı bir cep telefonu taşıyan Salih Müslim’i Türkiye’ye davet etmiş ve onunla bölgenin geleceğini tartışmaya başlamışsanız; Abdullah Öcalan’ın mevcut tutukluluk durumunu izah etmek güçleşiyor...

(Kahire’de Müslüman Kardeşler yanlısı göstericilere yönelik 200’ün üzerinde can kaybına ve 4000’in üzerinde yaralıya yol açan katliamı kuvvetle kınadığımı duyuruyorum. Kalbimiz Mısır ile, Mısır için çarpacak.)

Yazarın Tüm Yazıları