Haşimato hastaları neden artıyor?

    Haşimato hastalığı 20 yıl önce dâhiliye uzmanları ve endokrinologların seyrek karşılaştıkları sağlık sorunlarından biriydi.

    Son yıllarda nedense poliklinik rutinlerimizden biri haline geldi. Neredeyse her gün bir değil, birkaç Haşimato hastası görmeye başladık! Peki bu artışın sebebi ne?

    Haşimato hastalığının bu kadar sık görülmeye başlamasını sadece teşhis imkânlarının çoğalmasıyla açıklamak pek mümkün değil. Teşhiste kullanılan otoantikorların ölçümünün kolaylaşması ve tiroid ultrasonografisi uygulamalarının sıklaşıp yaygınlaşması tabiî ki daha çok hastanın teşhisini sağlayabiliyor ama hasta sayısındaki artışı sadece bunlarla izah etmek yeterli olmasa gerek... Kısacası pek çok modern zaman hastalığı gibi Haşimato hastalığının yaygınlaşmasında da bazı nedenler olmalı.
    Bana göre “kaygı bozukluğu” ve “depresyon” sorunu yaşayan kişilerin artması bu nedenlerden biri ve belki de en önemlisi. Uzun ya da kısa süreli ama şiddetli üzüntü, endişe ve korkularını takiben Haşimato hastalığına yakalanan pek çok hastam var.
    Menopozun, hamileliğin, doğum sonrası
    streslerin de Haşimato oluşumunu kolaylaştırabileceğini biliyoruz.
    Tabiî ki “genetik” eğilim de çok önemli bir faktör.
    Çünkü klinik takipler dikkate alındığında genetik-ailesel eğilim özellikle kadınlarda daha da belirgin gibi görünüyor. Zaten bu nedenle de Haşimato teşhisi konan hanımlarda anne, kız kardeş, teyze gibi yakın akrabalarda da bu hastalığa ilişkin bulguların olup olmadığı da araştırılıyor.
    Not: Haşimato hastalığı tiroid bezinin bağışıklık sistemindeki bir bozukluk nedeniyle tahrip olması sonucunda ortaya çıkıyor. Tiroid bezinin hasar görmesi, aşırı ya da az çalışmasına sebep oluyor. Seyrek olarak da tiroid hastalansa bile normal çalışmasını sürdürebiliyor. Teşhiste ultrasonografik tiroid bezi incelemeleri ve anti-TPO gibi testlerden istifade ediliyor.


    DİKKAT

    Yağ yüklü karbonhidratlar daha tehlikeli

    Cips, patates kızartması, patlıcan-biber kızartması gibi yağla yüklenmiş karbonhidratları fazla miktarda yemek önemli bir yanlış.
    Özellikle unlu yağlı ya da nişastalı yağlı yiyecekler ve yağda kızartılmış her türlü patates yiyeceği kanda şeker ve yağların miktarını fazlaca artırabiliyor.
    Bu durum hem ani insülin patlamalarına yol açtığı, hem oksidatif stres yarattığı, dahası damar endotelinin nitrik oksit üretimini azaltıp aksattığı için sağlıksız bir durum yaratıyor, damarların canına okuyor!
    Bu tür yiyeceklerin kanı yoğunlaştırıp pıhtılaşma eğilimini de yaratmaları muhtemel. Kısacası hem kan yağlarını, hem de kan şekerini birden bire artıran bu tür gıdalardan uzak durmakta fayda var.

    TARTŞMA

    Egzersiz aç mı tok mu yapılmalı?

    Bize en sık yöneltilen sorulardan biri de şudur: “Spor yapmadan ne kadar zaman önce yemek yemeliyiz?”
    Bu konuda yapılmış yüzlerce çalışma olmasına rağmen ben hâlâ net ve açık bir bilginin varlığından şüpheliyim.
    Görünen o ki tok insanlara oranla aç insanlar daha çok aktivite yapma eğilimindeler. Açlık duygusu bizi daha hareketli kılıyor olabilir. Bana göre de aç karna yapılan egzersizler daha etkili gibi görünüyor. Özellikle kilo verme ya da kilo kontrolünü sağlama söz konusu olduğunda açken yapılan egzersizler daha iyi sonuç veriyor.
    Eğer şeker hastalığınız ya da hipoglisemi sorununuz varsa tabiî ki uzun süreli bir açlığı takiben aşırı egzersiz yapmamalısınız. Bu durum sizi hipoglisemiye sokabilir.
    Sonuç: Bence egzersizlerinizi/antrenmanlarınızı karnınız açken yapmanızda fayda var.

    HATIRLATMA

    Metabolik sendromu unutmayın

    Çağımızın en önemli sağlık so-
    runlarından biri ‘ölümcül dörtlü’ deyimiyle de tanınan metabolik sendromdur. Metabolik sendromda insülin direnci ve onun yarattığı bozulmuş şeker toleransı baş aktördür. Kan yağlarının dengesizleşmesi, hipertansiyon ve göbeklenme şeklinde ortaya çıkan iç yağ artışı ekibin diğer oyuncularıdır.
    Bu dörtlüye zaman içinde karaciğer yağlanması ve ürik asit yükselmesi de eklenebilir.
    Oyuncuların ne zaman ve ne yoğunlukta sahaya çıkacağı önceden kestirilemez. Kimilerinde göbeklenme/kilo alma, kimilerinde tansiyon yükselmeleri/hipertansiyon, kimilerinde reaktif hipoglisemi atakları/gizli şeker/tip2 diyabet, kimilerinde de iyi kolesterol azalması, LDL kolesterol ve trigliserid artması şeklindeki yağ dengesizliği ilk oyuncudur.
    Karaciğer yağlanması ve ürik asit artışına eğilimse erken ya da geç ama çoğu zaman sisteme katılan yedek oyuncular gibidir.
    Metabolik sendromun yarattığı esas problem ise kalp damar hastalığı riski ve felç eğilimidir.
    Bugüne kadar yapılan yüzlerce araştırmada gösterilmiştir ki metabolik sendrom ile boğuşanlarda erken yaşta kalp damar hastalığına yakalanma riski -ve buna bağlı olarak kalp krizi geçirme, kalp ritim bozukluğu yaşama ve ani ölüm riskleri- artıyor.
    Ayrıca felç-inme ataklarından bellek bozukluklarına kadar değişen bir parametre içinde beyin damar hastalığına eğilim de
    ortaya çıkıyor.

    Osman MÜFTÜOĞLU yazılarını takip edin!
    Yazarın Son Yazıları
    30 Ağustos 2014, Cumartesi
    29 Ağustos 2014, Cuma
    28 Ağustos 2014, Perşembe
    26 Ağustos 2014, Salı
    25 Ağustos 2014, Pazartesi
    23 Ağustos 2014, Cumartesi
    22 Ağustos 2014, Cuma
    21 Ağustos 2014, Perşembe
    20 Ağustos 2014, Çarşamba
    19 Ağustos 2014, Salı
    Merhaba
    Hürriyet Facebook deneyiminden yararlanmak için Facebook ile giriş yapın.

    YAZARLAR

    © Copyright 2014 Hürriyet - Doğan Yayın Holding
    Kapat
    Hürriyet Facebook Deneyimine Hoşgeldiniz
    • Keşfedin! Arkadaşlarınızın okuduğu ilginizi çekecek haberleri keşfedin, Facebook hesabınızda arkadaşlarınızın neleri okuduğunu görün.
    • Kolayca Paylaşın! Okuduğunuz haberler Facebook hesabınızda kolayca paylaşılsın, sizin gündeminizden arkadaşlarınız da haberdar olsun.
    • Kontrol Sizde! Paylaşımlarınızı istediğiniz zaman durdurun, istediğiniz zaman tekrar başlatın. Kontrolü her zaman elinizde tutun.