12 yaşındaki oğlum gözaltına alındı Deliriyordum

    Gezi tanıklıklarına Derya ile devam ediyoruz.

    Onun yaşadıkları da dudak uçuklatıcı.
    12 yaşındaki oğlu Alperen gözaltına alınıyor.
    Akrep içinde Ankara sokaklarında dolaştırılıyor, kafasına kafasına vuruluyor, dövülüyor, tekmeleniyor.
    Annesi zannettikleri yanındaki kadına polisler rozetlerini öptürmeye çalışıyorlar.
    Ağza alınmayacak küfürler ediyorlar, tehditler savuruyorlar.
    “Biz Osmanlı’nın torunlarıyız, hadi Atatürk gelsin sizi kurtarsın!” diyorlar.
    Derya’yla görüşmek için Ankara’ya gittim, bu okuyacaklarınızı ağlayarak anlattı…

    Adın?
    - Derya.

    Yaşın?
    - 32.

    Kendini tanıtır mısın?
    - Ankaralıyım. Evliyim. Üç çocuğum var. Bir AVM’de satış görevlisi olarak çalışıyorum. Eşim de bir şirkette temizlik görevlisi. Kendi halinde, kendi yağında kavrulan insanlarız. Dikmen’de yaşıyoruz. Varımız yoğumuz üç çocuğumuz./_np/1192/20631192.jpg

    22 Haziran gecesi neler yaşadın?
    - İşten eve geldim, kız kardeşim aradı, “Dikmen Caddesi çok kötü, bugün sakın çıkmayın abla!” dedi. O güne kadar çoluk-çocuk yürüyorduk. Direnişten çok şenlik havasındaydı. Halay çekiyorduk, oyun oynuyorduk, tepkimizi gösteriyorduk ama 24.00’te de evimize dönüyorduk. 5 yaşındaki kızımı da alıyordum yanıma. O kadar sorunsuzdu her şey. Ama 22 Haziran akşamı, oğlanların evde olmadığını görünce huzursuz oldum...

    Oğlanlar kaç yaşında?
    - Büyük 14, küçük 12. Arkadaşlarıyla gitmişler. İnsanın içine mi doğuyor nedir, fırladım evden. Dolmuşla caddeye indim. 5 yaşındaki kızımı da babaya bıraktım. Kapıyı arkamdan kapatırken de “Hemen geliyorum” dedim. Eşimi telaşlandırmak istemedim. Derdim oğlanları bulmak, eve getirmek…

    DİKMEN’DE ALPEREN ADINDA BİR ÇOCUK KAYIP

    Caddede nasıl bir manzarayla karşılaştın?
    - Felaket! Savaş alanı gibiydi. İnsanlar dört bir yana kaçışıyor, ortalık gaz, göz gözü görmüyor. Müthiş bir panik kapladı içimi. Bir sürü de çocuk var ortalıkta. Kalabalığı tararken, birden benimkileri gördüm. Nasıl mutlu oldum anlatamam. “Hadi toparlanın gidiyoruz” dedim. Tam eve geri dönmek için hamle yaptığımızda, o da ne! Yukarıdan iki akrep, gaz atarak üzerimize gelmeye başladı. Ortalık birden yine toz dumana karıştı. Herkes can havliyle kaçmaya başladı. İşte o sırada, oğlanları kaybettim…

    Çok fena…
    - Hem de nasıl. Ne kadar kötü bir his olduğunu size tarif edemem. “Neredesiniz?” diye bağırıyorum, yırtınıyorum. Ses yok. Çünkü herkes can derdinde, kimse kimsenin çığlığını duymuyor. Herkes bir yerlere koşuyor. Aksi gibi astımım var, ben de kendimi bir binanın içine attım…

    İnsan, öyle bir kalabalıkta çocuğunu kaybedince ne hissediyor?
    - Deliye dönüyor, çıldıracak gibi oluyor. Bütün bunlar olurken, bir de ışıklar karartılmasın mı? İnsanlar çantalarından fenerleri çıkarttı. Şans işte, o sırada büyük oğlumu gördüm. Koştum, “Anne, yanıyorum!” dedi. TOMA su sıkmış. “O suyun içinde herhangi bir kimyasal madde yoktur” diyorlar ya, yazıklar olsun, çocuğun gözleri ve bütün vücudu yanıyordu. Sütle gözlerini yıkadık filan, o arada “Kardeşin nerede?” dedim, ben birlikteler zannediyordum, “Bilmiyorum” dedi. Başımdan aşağı kaynar sular boşaldı. Büyüğü bir yakınıma teslim ettim, küçüğü aramaya koyuldum. Ama yok! Hiçbir yerde yok. Yer yarılmış içine girmiş sanki. İnsanlara, “Şu boyda, üzerinde şu kıyafet olan, mavi ayakkabılı bir çocuk gördünüz mü?” diye soruyordum. Cevap hep aynı: “Hayır!” Millet bana acımış olmalı ki, Twitter’a, “Dikmen’de Alperen adında bir çocuk kayıp” diye yazmışlar.

    O arada zihninde nelerle boğuşuyordun?
    - İnsanın aklına en kötü şeyler geliyor: “Ne oldu acaba? Şimdi nerede? Panik sırasında ezildi mi? Suyu yedi, yanıyor mu? Gazı yedi nefessiz mi kaldı? Kapsül mü isabet etti, plastik mermi mi? Birileri darp mı etti?” Aklımı kaçıracak gibiydim. Bir de küçük oğlumun herhangi bir engeli yok ama öğrenme bozukluğu var. Onun hayatı daha zor. IQ’sunda hiçbir sorun yok, aksine çok zekidir ama rehabilitasyona gidiyor. İyice perişandım…

    GECENİN DÖRDÜNE KADAR ONU ARADIM

    Ağlıyor muydun?/_np/1193/20631193.jpg
    - Bakın o tuhaf. Aslında sulu gözlüyüm ama böyle bir durumda insana tarifi olmayan bir güç de geliyor. Aklına ağlamak gelmiyor, çocuğunu koruma içgüdüsüyle dolu oluyorsun. “Ben anneyim ve yapmam gereken tek şey onu bulmak” diye düşünüyorsun.

    Sonra?
    - Gecenin 4’üne kadar onu aradım. Kime sorsam, “Görmedim” dedi. Polisler de pusuya yatmış bekliyor ve bir anda saldırıyor. Hayatımın en kötü gecesiydi. Sonunda, çaresiz, büyük oğlumla birlikte eve döndük. Eşim her şeyden habersiz bizi bekliyordu, olan biteni anlattım. Hemen polis merkezini aradık. “Dört gözaltı var, aralarında çocuk falan yok!” dediler. Bir daha aradım, yine aynı şey. Derken ev telefonumuz çaldı, biri, “Ben oradaydım gördüm, oğlunuzu polis gözaltına aldı!” dedi, “Onu akrebe koydular. Elimde görüntüler de var. Arkadaşı numaranızı verdi, sizi aramamı istedi.” Derhal evden fırladık, onunla buluştuk, görüntülere baktık, evet Alperen. O arada CHP milletvekili Orhan Düzgün’ün danışmanı aradı, o da bize yardımcı oldu.

    Mesele neymiş peki?
    - O kargaşada Alperen, yine kendi yaşlarında bir arkadaşıyla gazdan etkilendikleri için bir binanın arkasına saklanıyor. Sonra gazın etkisi geçince, yeniden sokağa çıkıyorlar. İşte o esnada gözaltına alınıyor…

    Yaşından büyük mü gösteriyor Alperen?
    - Yok hayır, normal yaşıtları gibi bir çocuk. Onunla birlikte 47 yaşındaki bir kadını da alıyorlar. Alperen’i akrebin içine sokarken, “Annen değil mi?” diyorlar. “Hayır” diyor bizimki ama dinleyen kim. O kadının alınma sebebi de Alperen’in annesi olduğunu zannetmeleri. Milletin, aileleriyle geldiklerinin farkındalar. Akrebin içinde yaşananlar Alperen’i çok sarsıyor...

    N’oluyor?
    - İkisini de tartaklıyorlar, dövüyorlar. Benim oğlumun bacaklarına tekme atıyorlar. Başına vuruyorlar, bayağı bir şişlik vardı başında ve ensesinde. Ama Alperen, en çok o yanındaki kadına yapılanlardan etkileniyor. “Polisi seveceksin, sayacaksın!” diyorlar ve rozetlerini öptürmeye çalışıyorlar. Kadın da bunu reddediyor. O zaman daha da sertleşiyorlar. Alperen’in anlattığına göre, “Siz, Atatürk’ün askerlerisiniz ya, şimdi gelsin Atatürk sizi kurtarsın!” diyorlar. Kendilerinin Osmanlı’nın torunları olduklarını söylüyorlar...

    AKREBİN İÇİNDE DÖVE DÖVE DOLAŞTIRMIŞLAR

    Bütün bu anlattıkların korkunç! Peki sen Alperen’e nasıl kavuştun?
    - Durumu öğrendikten sonra emniyeti bir daha aradım, “Çocuğumu akrebe koymuşlar” dedim. “Yok öyle bir şey!” dediler. “Elimde görüntüler var” deyince, “Bir dakika” deyip biraz beklettiler. Sonra memur, “Hanımefendi çocuğunuzun o saatte orada ne işi vardı?” dedi. Orası bir mahalle. Bizim mahallemizde, aileler gece 12’ye kadar parklarda oturur. Çocuklar dışarıda oynayabilir. Ama bunu, memura anlatacak halim yoktu, “Bu sizi ilgilendirmez, siz görevinizi yapın!” dedim. Sonunda sağ olsun milletvekili Orhan Düzgün’ün de ısrarıyla o akrep bulundu. Alperen’i meğer o akrebin içinde döve döve dolaştırıyorlarmış…

    Sonra ne yaptılar? Karakola mı getirdiler?
    - Hayır. Önce Adli Tıp’a götürüp ‘temiz kâğıdı’ almışlar. Yedikleri haltın farkındalar, başlarına bir iş gelmesin diye öyle bir rapor almışlar. Bizim de Adli Tıp’tan getirilen o kâğıda inanmamızı mı bekliyorlar! Alperen diyor ki, “Beni muayene etmediler, o kâğıdı öylece verdiler!” Biz Dikmen karakolunda dikildik, Alperen’i bekliyoruz. Nihayet sabaha karşı getirdiler. Koşup sıkı sıkı sarıldık birbirimize. “Merak etme, iyiyim” dedi. Tişörtünü çıkarıp baktım, görünür yerlerine vurmamışlar. Sırtında, belinde bir şey yoktu. Yanındaki kadın, “Kafasına bakın, kafasına vurdular” dedi. Elimi dolaştırdım, kocaman şişlik vardı, ensesinde de. Bu o kadar feci bir şey ki, sizin gözünüzden bile sakındığınız evladınızı tekmeliyorlar, dövüyorlar, hiçbir şey yapamıyorsunuz.

    BU HAKSIZLIĞI HERKESİN DUYMASINI İSTİYORUM

    Akrebin içindeki polislerle karşılaştın mı?
    - Hayır. Zaten kendimi tutamayabilirdim! Ben oğlum kadar, onunla birlikte gözaltına alınan kadına da üzüldüm. Suratının ifadesini asla unutamam. Elleri kelepçeli getirildi. Dedi ki, “Keşke beni sabaha kadar dövselerdi, o hakaretleri etmeselerdi.” Ağza alınmayacak bir sürü şey söylemişler: “O saatte kimler sokakta oluyor biliyor musun? Sen onlardan mısın? Sana öyle şeyler yaparız ki, seni kurtaracak kimse de olmaz!” Bizi oradan Çocuk Şubesi’ne gönderdiler. İfadesi alındı. Sonra savcının karşısına çıktı Alperen. Meğer bu yaptıkları da suçmuş, 12 yaşındaki çocuğun ifadesi alınmazmış. Oradan Hacettepe’ye gittik, kendimiz için darp raporu aldık. Ve sonra ev. Evde oğlumu yıkarken, bacağındaki tekme izlerini de gördüm. İşte o zaman birdenbire çözüldüm, hüngür hüngür ağlamaya başladım.

    Şimdi nasıl Alperen nasıl?
    - Travma yaşıyor. Yataktan bile çıkmak istemedi bu sabah. Konuşmuyor. Konuşmak istemiyor. Ailecek onu sarıp sarmalıyoruz. Yarından itibaren Gazi Üniversitesi Hastanesi’nden psikolojik yardım almaya başlayacak. Biz de hem o polislerden hem emniyetten hem Adli Tıp’dan hem de bu emri veren Başbakan’dan şikâyetçi olacağız. Çünkü yaşadıklarımız gerçekten insanlık dışıydı. Bir de bizimle alay eder gibi “Patlayıcı madde bulunmamıştır ve örgüt üyesi değildir” diye tutanak tuttular. Henüz 12 yaşında bu çocuk! Oğluma yapılan haksızlığı herkesin duymasını istiyorum…

    Ayşe ARMAN yazılarını takip edin!
    Merhaba
    Hürriyet Facebook deneyiminden yararlanmak için Facebook ile giriş yapın.

    YAZARLAR

    © Copyright 2014 Hürriyet - Doğan Yayın Holding
    Kapat
    Hürriyet Facebook Deneyimine Hoşgeldiniz
    • Keşfedin! Arkadaşlarınızın okuduğu ilginizi çekecek haberleri keşfedin, Facebook hesabınızda arkadaşlarınızın neleri okuduğunu görün.
    • Kolayca Paylaşın! Okuduğunuz haberler Facebook hesabınızda kolayca paylaşılsın, sizin gündeminizden arkadaşlarınız da haberdar olsun.
    • Kontrol Sizde! Paylaşımlarınızı istediğiniz zaman durdurun, istediğiniz zaman tekrar başlatın. Kontrolü her zaman elinizde tutun.