Gezi Parkı’nın tercümesi “Eeeah yetti beaaa!”

    Ağaçların kesilmesiyle ilgili eylem devam ederken, ben şu an farklı bir şey yapıp direkt AK Parti ekibiyle muhatap olacağım.

    Bu yazıda kendilerine bazı laflar hazırladım. Bedavadan kamuoyu yoklaması da denebilir. Milletimize hayırlı olsun!

    Bu yazı yazılırken olaylar hâlâ devam etmekte. Az önce Teşvikiye Caddesi’nden yüzlerce üniversite öğrencisi yürüdü, millet kaldırımlardan, dükkânlarından çıkıp pencerelerinden sarkıp alkışlıyor!
    Şehrin göbeğindeki ender yeşilliklerden birinin duman edilip, eski Topçu Kışlası ‘görünümlü’, yani onun çakması bir bina yapıp, içine rezidans-otel-alışveriş merkezi yerleştirilmesine karşı çıktı şuurlu İstanbullu. Ağaçlar haşırt diye sökülürken, parkını, 70 yıllık ağaçları korumak için gitti, sakince, kibarca, silahsızca nöbet tuttu. Eylemi yapan zararsız insanlardı. Oyuncular, müzisyenler, sıradan halk, emekliler, esnaf, muhasebeciler, başörtülü teyzeler, kasketli amcalar, öğretmenler, öğrenciler… Ellerinde çakı bile yoktu.
    E niye saldırdınız onlara kardeşim? Niye çadırlarını yaktınız? Niye sabah beşte gelip uyurken gaz sıktınız, niye ittiniz kaktınız, yaraladınız? N’oluyor ki?

    AK PARTİ EKİBİNDEN OLSAYDIM

    Gezi Parkı’ndaki, çevreyi ve parkı korumaya yönelik bir eylemdi. Ama son dönemin duygusal birikimi ve polisin saldırgan tavrıyla büyüdü, yayıldı, bana sorarsanız bir kırılma noktası olmaya gidiyor.
    Ben bu yüzden, konuyu başka bir yerden, farklı taraftan ele alacağım: Şu an AK Parti ekibinden olsaydım, derdim ki “Arkadaşlar, durum iyi değil ha! Acilen kendimize gelelim! Ülkeyi okuyamıyoruz! Hata ediyoruz!”
    Balkon konuşmasında “Vay be, güzel bakış açısı, valla kalbimi çalacaklar şimdi” diyen pek çok ‘AKP’ye oy vermemiş yüzde 55’, aralarında midesi yanmasın diye gazlı içecek içmeyenler de dahil, şu an gözünü karartmış sokakta gaz yiyor! Niye böyle oldu? Deli değil herhalde bu insanlar?
    Mizahçının antenleri açıktır. Şimdi yazacaklarımı, partinin akıllı başlı insanları, fanatik bir muhalefet değil, soğukkanlı bir bilgi aktarımı, tarafsız bir nabız yoklaması, bir haber getirme gibi okusun:
    Bakın kardeşim, millet çok sıkıldı! Cihangir, Nişantaşı filan değil bahsettiğim. Ben diyeyim yüzde 50, siz deyin yüzde 30, belki başkası çıkar “Yüzde 70 rahatsız aslında ama, ekonomi iyi, işi gücü yolunda, alternatif parti yok diye mecburen pısıp oturuyorlar” der, bilemem! Otoriter tavır artık kristalize oldu, kafamızın üstünde sallanıp duruyor! Halka vergisiyle verilen hizmetleri, devlet tiyatrosuydu, şehir tiyatrosuydu, parktı, bahçeydi, hepsini kafanıza göre, sorgusuz sualsiz kapatıp, halktan geri alıp duruyorsunuz!
    Gezi Parkı’nı bir dakikalığına beklemeye alalım… Genel olarak son dönemin ‘duygusal birikimi’nden ne kastettiğimi açıklayayım:
    Uzunca bir süre çalışkan ve pragmatik bulduğum, önyargısız izlemeye çalıştığım ekip, bakınız! Saygı göstermiyorsunuz, dinlemiyorsunuz, fikir almıyorsunuz kardeşim! Tek manevi değerimiz İslam değil, anlamak istemiyorsunuz! İslam’ın yanında, cumhuriyet de, TC ibaresi de, mili bayramlar da, Atatürk de, yaşam tarzlarımız da, hatta sadece anayasal bir ilke gibi görünen laiklik bile bu milletin çoğunluğunun manevi değeridir! Bunlar soyut veya tarihi kavramlar/kişiler değil, ırkçı-ayırımcı dogmalar değil, bilakis birliğin, özgürlüğün, ümmet değil millet olmanın, birey olmanın, insan olarak değerli hale gelmenin, hukukun, adaletin, hayatını istediği tarzda yaşamanın, kadın haklarının, eşitliğin, pozitif bilimin, aydınlığın sembolü haline gelmiştir! ‘Laiklik’ ben trafikte biriyle kavga etsem, sadece o beş vakit namaz kılıyor ben kılmıyorum diye hakimin onu haklı bulmamasının garantisidir mesela! Sosyolojik, ideolojik değil; gerçek, çok hayata dair, gelecek umutlarına dair, çok ‘kalbi duygular’dır artık bu kavramlar!
    Bunu fena halde gözden kaçırıyorsunuz!
    Alkol malkol derken özgürlüklere çatır çatır müdahale ediyorsunuz! Ve “Biz yaparız, kimseyi de takmayız” diyorsunuz! “Yalnız bir dakka, şöyle ki..” diyene basıyorsunuz biber gazını!
    Bakın sayın AK Parti ekibi, kırgınız, küskünüz, kızgınız. O balkon konuşmasında hiç aklında yokken size oy vermeyi düşünen insanları, bugün nasıl “Günahını bile vermeyecek” hale getirdiniz, bir analiz etsenize!
    “Sizin alınız al, inandım, sizin morunuz mor, inandım, ama benim dengemi bozmayınız” yav!
    Gezi Parkı eyleminin temel meselesi şehrin ağaçlarıdır. Ama eylemin büyüyüp yayılmasındaki gayet sivil, masum ve duygusal altyapının tercümesi şudur: “Eeeah yetti beaaa!”

    Ağaçların intikamı

    Gelelim ağaç meselesine...
    Tabiat sevgisi esasında bizim geleneğimizde var. Daha 7’nci, 8’nci yüzyılda, Türkler Anadolu’ya göç etmeden, Avrupalı gezginler Orta Asya’da Türkleri şöyle anlatıyor: “Hiç yıkanmıyorlardı, önce çok pis insanlar olduklarını düşündük, sonra göllerde asla yıkanmadıklarını çünkü suyu kirletmek istemediklerini anlattılar. Su ve doğa onlar için çok değerliydi. Ancak nehir bulduklarında yıkanıyorlardı!” Jean Paul Roux’nun ‘Türklerin Tarihi’ kitabında daha çok detay okuyabilirsiniz.
    Ağaç kesmekten çok korkan bir ailenin çocuğuyum. Bizde sinek ve hamamböceği vs. dışında hayvan öldürmek, canlıya zarar vermek büyük ayıptır. Sadece insanlar değil, ağaçlar ve hayvanlar da çok değerlidir. İnsanları kırmak da kediye tekme atmak da ağaçlara zarar vermek de kötülüktür. İyiliğin de kötülüğün de karşılığını alırsın diye düşünürüz biz.
    Ağaç kesenler, kesenlere önayak olanlar, yapmayın, iyi değildir!
    Çocukken bir yazlık komşumuz vardı. Bahçemizdeki ağaçlar deniz manzarasının küçük bir bölümünü kapatıyormuş. Her sene geceleri veya biz birkaç gün yokken, gelir akasyalarımızın, çamlarımızın altına kezzap dökermiş. Döner bir bakardık ağaçlar kurumuş ölmüş. Etraftan söylerlerdi “O geldi, gizli gizli kezzap döktü” diye. Kurumuş olanları canlandırmaya uğraşır ya da yenilerini dikerdik uğraş didin. Kötü biri değildi. Ağaç sevmiyordu sadece. Defalarca satır arasında uyardık “Ağaç öldürmek, canlı öldürmek iyi değildir, günahtır, ayıptır, yazıktır, uğur getirmez diye”.
    Komşumuz o kış, evinin tadilatı sırasında, yüzlerce ustanın üzerinden geçtiği sapasağlam bir ahşap iskeleye ayağını attı, kalas çatırdayarak kırıldı ve komşumuz düşüp vefat etti.
    Ağaçlar sessizdir ama sandığınızdan daha özgür ve daha kudretlidir.
    Onun için, herkes birbirinin istediği gibi yaşama hakkına saygı duysun!
    Ve bırakın kardeşim, yaşayalım bir ağaç gibi tek ve hür, bir orman gibi kardeşçesine işte!

    Merhaba
    Hürriyet Facebook deneyiminden yararlanmak için Facebook ile giriş yapın.

    YAZARLAR

    © Copyright 2014 Hürriyet - Doğan Yayın Holding
    Kapat
    Hürriyet Facebook Deneyimine Hoşgeldiniz
    • Keşfedin! Arkadaşlarınızın okuduğu ilginizi çekecek haberleri keşfedin, Facebook hesabınızda arkadaşlarınızın neleri okuduğunu görün.
    • Kolayca Paylaşın! Okuduğunuz haberler Facebook hesabınızda kolayca paylaşılsın, sizin gündeminizden arkadaşlarınız da haberdar olsun.
    • Kontrol Sizde! Paylaşımlarınızı istediğiniz zaman durdurun, istediğiniz zaman tekrar başlatın. Kontrolü her zaman elinizde tutun.