Maç oynanırken kurallar değişti!

    BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan’ın geçtiğimiz hafta sonunda Kanal D ve CNN Türk televizyonunda söylediklerini dinlerken “Acaba kendisine İmralı’daki görüşmeler ve Apo’nun yazdığı Nevruz mektubu ile ilgili yeterince bilgi verilmiyor mu” diye düşündüm.

    Cuma akşamına kadar şunu biliyorduk: PKK’nın yurtiçinde silahlı adamları sınır dışına çıkacaklar, böylece bir çatışmasızlık ortamı oluşacak, ondan sonra da hükümet bu sorunun demokratik ayaklarını çözecek adımları atacak, bu arada Türkiye uçacak, paranın tadını alan Kürtler artık PKK’ya yüz vermeyecek vs.
    Zaten tartışmaların çoğu da bu bilgiye dayanıyordu: Çekilme için yasal bir düzenleme yapılacak mı, buna akıllı insanlar mı gözcülük edecek, eğer yasa çıkmaz ise günün birinde bir savcı çıkıp da görevini yapmadı diye asker ya da polisler için dava açarsa ne olacak?

    Nitekim tartışmanın tam burasında Adalet Bakanı da müdahale etti. “Savcı niye barış istiyorsun diye dava açar mı? Bu suçsa ben de bu suça ortağım” dedi. Aynı sözleri ertesi gün Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ da tekrarladı. Ama cuma günü Başbakan’ın sözleri tamamen farklıydı. Tekrar hatırlayalım: “Silahla geçiyorlarsa hukuksal müdahale gerekir. Gidecek olan silahını nerede bırakırsa bırakıp öyle gitsin. Aksi takdirde provokasyona çok açıktır. Anayasaya aykırı bir zemini nasıl oluşturabiliriz? Gidecek olan silahını ne yapacaksa yapsın öyle gitsin. İster gömsün, mağarada filan bıraksın. Eğer geçeceklerse silahı bırakacaklar, bizim güvenlik kuvvetlerimiz de elinde silah olmayana ateş etmez”.

    Yani “çekilme süreci” için iki kritik yeni durum var:

    1– Gidecek olanlar silahlarını bırakacaklar.

    2– Silahlarıyla geçene güvenlik güçleri müdahale edecek.

    Ya Başbakan yeterince bilgilendirilmemiş ya da Başbakan Yardımcısı ve Adalet Bakanı’nın dünyadan haberleri yok. Hangisi doğru bilmiyorum ama, “barış sürecine darbe vurmak” için sanıyorum dışarıdan kimseye de ihtiyaçları yok, bu işi kendi kendilerine halledecekler!

    ‘Gel de sana eziyet edeyim’ daveti!

    Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ABD Başkanı Obama’nın ve eski Başkan Bush’un, Türkiye’deki ruhban okulunun açılması için kendisinden “anlayış” beklediğini söyledi. Başbakan da her seferinde onlara şunu teklif etmiş, kendisi açıklıyor:

    “Biz bu işi çözeriz, çünkü yasa masa gerekmiyor. Atina’da bizim camilerimiz var. Gelin bir-iki caminin açılışı için müsaade edin, biz bu camileri açalım. Eşzamanlı bu adımı atalım. Batı Trakya’da hâlâ bizim müftümüz atamayla geliyor. Lozan’a aykırı olarak halkımıza seçme yetkisi vermiyorsunuz. Merkel bunu bilmediğini söyledi. Onu siz halledin, ben ruhban okulu meselesini çözmeye eşzamanlı olarak hazırım. Samaras buraya geldiğinde Fethiye Camisi konusunun meclisten geçtiğini söyledi. ‘Bunlar size de kazandırır’ dedim. Biz Türkiye’de büyüyüp gitmiş Rumlara Türkiye’ye dönün diyoruz”.

    Başbakan’ın sözleri yeni değil. Türkiye’nin neredeyse 90 yıllık devlet politikası.

    Başbakan her ağzına açtığında tek parti dönemini, çok parti döneminin bürokratik devlet anlayışını vs. eleştiriyor ama görüyorum ki o da bu politikaların bir bölümüyle tam anlamıyla mutabık!

    Bunun adına “karşılıklılık ilkesi” diyorlar.

    Yunanistan, Yunanistan vatandaşı Müslüman Türklerin haklarını vermiyor mu? Karşılığı Türkiye’nin, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Hıristiyan Rumların haklarını vermemesi oluyor.

    Tuhaf bir dış/iç politika!

    Devlet olarak kendi vatandaşlarının kullanabileceği hakların sınırını, başka devletlerin kendi vatandaşlarına uyguladığı sınırlarla belirlemeye çalışmak gibi anlamsız bir durum.

    Ve sonra “Biz Türkiye’de büyüyüp gitmiş Rumlara Türkiye’ye dönün diyoruz” diyorsunuz.

    Bu insanlar neden geri dönsünler? Yunanistan’ın ırkçı devletinin Müslüman Türklere çektirdiği eziyetlerin bedelini İstanbul’da ödemek için mi?

    Söylediğini yap, yapılmasını istediğini yapma!

    BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan ile aynı düşüncelere sahip olmamız pek kolay olmuyor. Ama arada bir bu da mümkün oluyor. İşte bu da onlardan biri:
    Başbakan, partisinin düzenlediği “marka şehirler” toplantısında şöyle konuştu: “Şehir deyince sadece akıllarına asfalt geliyorsa onlar kendilerini gözden geçirsinler. Ruhunda bir şey hissetmeyenler adeta gözlerine mil çekilmiş gibi bir şehre bakan kör olarak girip çıkarlar. Gönül gözü ile bakmak taşı görmek değil, o taşın nasıl bir ruh ve felsefe taşıdığını görmektir. İnsan şehri değil şehir insanı şekillendirir. Yıkmak kolaydır yapmak çok zordur. Estetikle, ruhla hareket edeceğiz. Ne yazık ki insan her boyutuyla unutuldu. Şimdi çocuklar çocukluklarını yaşayabiliyorlar mı? Yaşayamıyor. Beton zeminler üzerinde bir hayat inşa ediyoruz onlara. Halbuki bizim onlara çim zeminler hazırlamamız lazım”. Başbakan’ın bu sözlerini eminim Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı da duymuştur.

    Çünkü yeni stat bitince, eski stadın yerini beton meydan yapmak istiyor, hemen yanındaki Kültür Parkı büyütmek dururken! Tabii Kadir Topbaş da duymuş olmalı: Boğaz’ın kıyısına 70 bin kişilik yeni stadyum yapılacakmış, sadece iki kere kullanmak için! Buna nasıl göz yumacak?

    Haydarpaşa’dan liman da kalkacağına göre, bu bölge neden boydan boya bir park olarak düzenlenmiyor?

    Öte yandan Başbakan’ın bu sözleri söylediği saatlerde Çamlıca’nın yeşillikleri üzerinde dozerler çalışmaya başlamıştı: Sonradan adına “cami” diyecekleri bir beton ucubenin temel çukurunu açmak için!

    Mehmet Y. YILMAZ yazılarını takip edin!
    Merhaba
    Hürriyet Facebook deneyiminden yararlanmak için Facebook ile giriş yapın.

    YAZARLAR

    © Copyright 2014 Hürriyet - Doğan Yayın Holding
    Kapat
    Hürriyet Facebook Deneyimine Hoşgeldiniz
    • Keşfedin! Arkadaşlarınızın okuduğu ilginizi çekecek haberleri keşfedin, Facebook hesabınızda arkadaşlarınızın neleri okuduğunu görün.
    • Kolayca Paylaşın! Okuduğunuz haberler Facebook hesabınızda kolayca paylaşılsın, sizin gündeminizden arkadaşlarınız da haberdar olsun.
    • Kontrol Sizde! Paylaşımlarınızı istediğiniz zaman durdurun, istediğiniz zaman tekrar başlatın. Kontrolü her zaman elinizde tutun.