O bir Balkan kızı, alır aklınızı!

    AYLİN Aslım.

    Otostop arkadaşım.

    O 20’lerinde ben 26 filanım, Bebek yokuşunun altından otostop çekiyor, bende mavi Tigra’mla zırt diye önünde durup alıyorum. Olağanüstü güzel bir enerjisi var.

    Bağımsız, özgüvenli, esprili ve çok modern. Beş yüz bin tane soru soruyorum.

    Bıcır bıcır anlatıyor.

    Teoman’ın vokalistiymiş, Kemancı’da sahneye çıkıyormuş, Boğaziçi’nde öğrenciymiş./_np/4616/19544616.jpg

    Bunlar yetmezmiş gibi Ümraniye ve Küçükarmutlu’da gönüllü öğretmenlik yapıyormuş.

    Ona şapka çıkarıyorum.

    Zaten çok kısa süre sonra bu kız, hepimizin tanıdığı Aylin Aslım oldu. Yıllar içinde onu hep uzaktan izledim ve hep çok sevdim.

    Bende yeri farklıdır. On numara müzisyen, on numara insandır! Son albümü, “Zümrüdüanka” da 10 numara bir albüm, dinleyin, seveceksiniz!

    Nasıl bir aile...
    - Kalabalık, neşeli bir Balkan ailesi. Dayım, teyzem, kuzenlerim... Ama evde annem ve babam yok. 25 yıl Almanya’da işçi olarak çalıştılar. Sadece yaz tatillerinde gördüm onları.

    E, peki kimle büyüdün?
    -  Anneannemle.

    Kendini nasıl hatırlıyorsun?
    -  Kalabalıklarda bile yalnız ve melankolik! Annemin duvarda bir resmi vardı, onunla konuşurdum. Abimle beni, “Alman olmasınlar, Türk terbiyesiyle yetişsinler!” diye Türkiye’ye yollamışlar. Ama ben büyüyüp yine “rock’çı kız” oldum, hiçbir işe yaramadı yani!

    O günlere dair başka ne hatırlıyorsun?
    -  Başta anneannem olmak üzere bütün ev halkının Türkçesi bozuktu. 4-5 yaşında, sokakta çocuklarla oynarken anladım bunu. En büyük sorun da, “H”lerde. “Hayır” mı diyeceğim, “Ayır” mı? “Ben en iyisi garanti olsun, her şeyin önüne bir H koyayım!” dedim. Bir süre adımı, “Haylin Haslım” sandım, ameliyatı hameliyat, Amerika’yı Hamerika. “Öyle değil” diyorlar ama ev halkına da güvenmiyorum, öyle gitti bir süre...

    Annenle baban döndüklerinde...
    -  İş işten geçmişti, büyümüştüm, 11 yaşındaydım. Hiç ayak uyduramadık birbirimize, alışamadık. Çocukluktaki o sessizlik ve yalnızlık, yerini müthiş bir gençlik öfkesine bıraktı. Beşiktaş Atatürk Anadolu Lisesi, derken Boğaziçi. 18 olur olmaz da burs bulup, çalışmaya başladım ve evden ayrıldım.

    Çok erkenmiş...
    -  Öyle. 18’imden beri kendi kirasını ödeyen, başının çaresine bakmaya çalışan biri oldum. Senelerce özel İngilizce ders vererek, kapıdan kapıya kozmetik malzemeler satarak falan idare ettim. Üniversitenin rock kulübündeyken, kızlardan oluşan bir rock grubunun solist aradığını duydum, gittim konuştum. Davulda Şehnaz Sam vardı, Şevval’in ablası. Çok iyi müzisyendir o da. Kemancı’da senelerce sahnede oldum. Sonra da müzik benim hayatım oldu...

    TABİİ Kİ FEMİNİSTİM

    2005’te gazeteler, Güldünya Tören’in cinayetini yazıyordu. Önce vurulup ölmeyişi, sonra hastanede abileri tarafından tekrar vurulması ve öldürülüşü. “Bunların yaşandığı ülkede yaşayan bir insan olarak bu konuda ne yapabilirim?” dedim.

    Güldünya’nın ağzından, kendimce onun öyküsünü yazdım, Önce TRT yasak koydu şarkıya, “Toplumu ve değerleri aşağılıyor” gerekçesiyle. 2 yıl sonra Hürriyet, “Aile İçi Şiddete Son” kampanyası dahilinde “Güldünya Şarkıları” diye bir proje başlattı. 16 kadın şarkıcı birbirlerinin şarkısını seslendirdi, konseri de oldu. O albümde ve konserde Sezen Aksu söyledi benim şarkımı. Neler hissettiğimi anlatamam. Şarkı, belki de Güldünya’nın anısına, bir iadeiitibar gibi oldu. Tabii ki feministim! Aksi mümkün mü? Ordusuyla, politikacısıyla, işadamıyla, silah tüccarıyla, bu gezegeni erkekler yönetiyor, yalan mı? Eşitlik meşitlik yok!

    Seni güzel buluyorlarsa yandın!

    Türkiye’de hakikaten çok tuhaf insanlar var. Seni hiç tanımayan, ama hakkında bin bir fikir sahibi olan insanlar. Seni güzel buluyorlarsa, s.çt.n bir kere! Güzelsen, şarkılarını kendin yazıyor olamazsın, beste yapıyor olamazsın, çevren sayesinde ya da bilmem ne! Sanırsın, Merkez Bankası’nı babam yönetiyor! “Çevresindeki erkekler sayesinde” demiş biri bir arkadaşıma. O da “Evet ya!” demiş alaylı bir biçimde, “O kadar b.ktan erkekler oldu ki etrafında, onlar sayesinde yaptı bu şarkıları!” Anlayana işte! “Kolejli burjuva kızı” lafını da çok duyup gülmüşümdür. Ne koleji, ne burjuvası kardeşim! Yugoslavya, Almanya, göç, sefalet, işçilik var benden önceki iki nesilde. Alakam yok kolejli burjuva kızıyla. Bu ülkede herkes bir şey sallıyor işte, belki tutar diye...

    GEÇMİŞ DE YOK, GELECEK DE

    “Zümrüdüanka” senin için ne ifade ediyor? Hangi döneminin, hangi duyguların karşılığı...
    -  Zümrüdüanka ve Simurg aynı şey. Farsça’da “Si” 30, “Murg” kuş demek. Otuz kuş gücünde, ölüp, küllerinden dirilen, gözyaşıyla hastalıkları iyileştiren kuş. Ben tüm bu çalkantının içinde ayakta kalabildiysem, tek bir sebepten: Çok iyi arkadaşlar edindim. O otuz kuş, o arkadaşlarım ve ben. Her albüm sonrası düşüşlerim, tekrar ayağa kalkıp yazmaya, söylemeye başlayacak gücü buluşumun hikâyesi Zümrüdüanka’nın hikâyesi gibi. Bu yaz, Reha Erdem’in filminde bir sahneyi çekerken kaza oldu, ayağım iki yerinden kırıldı. 1.5 ay eve hapsoldum. 1 ay da koltuk değnekleri filan. Sonra iki yerimi daha kırdım, sağ taraf gitti hepten. Arkadaşlarım beni hiç yalnız bırakmadılar, bana baktılar, güldük, dertleştik, bu şarkıların hikâyeleri de o zaman vücuda geldi. O olayla anladım: İstediğin kadar yırtın, gelecek planları yap, hayatı kurgulayabildiğini sanıp ona göre davran. Ne olacaksa olacak ve sen olanı yaşayacaksın. İster beğen, ister beğenme, bu kadar net aslında. Geçmiş de yok, gelecek de. Şu an var sadece. O da bak, geçti bile!
    Güzelmiş!

    -  Evet, artık ne geçmişi düşünüyorum, ne geleceği düşünüp kaygıdan ölüyorum. İkisi de şu anı kaçırmaktan başka bir işe yaramıyor. Tabii ki geçmişle hesaplaşmadan gelinmiyor bu noktaya da, oradan geçmek mecburi. Ama galiba yeterince yürüdüm orada. Bir şarkıda diyorum ki, “Ben bir köprüden geçtim”. Öyle gerçekten...

    ZÜMRÜDÜANKA 4. ALBÜMÜ/_np/4617/19544617.jpg

    İlk albümümden sonra 5 yıl albüm yapmadım. Yine duramayıp, yeni bir grup kurup kendi şarkılarımı çalmaya başladım o ayrı. Türkiye’nin her yerinde çaldık. Bu bir plakçının dikkatini çekti, yeni bir albüm için istekli olduklarını söyledi. “Ben Kalender meşrebim” ve “Gulyabani”nin olduğu ikinci albüm de böyle ortaya çıktı. Sonra, “Canını Seven Kaçsın” adlı üçüncü albümü yaptım. Son olarak da “Zümrüdüanka” bitti işte...

    ÇOK ÂŞIĞIM

    Kafayı nelere takıyorsun, nelere çok sinirleniyorsun?
    - Aslında sakin bir insanım. Sadece bazı hassas noktalarım var, o damara basıldığında fena. “Balkan kızı, alır aklınızı!” Biraz öyleyim.

    Âşık mısın?
    - Çok.

    Evlilik, çoluk-çocuk? Açmıyor mu?
    - Açabilir belki de, ama şimdi anlıyorum neden çoğu kadın müzisyenin çocuksuz olduğunu, “Bir albüm daha yapmam lazım, biraz daha konser yapıp kendimi güvende hissetmem lazım” diye diye yıllar geçiyor. Benimki de o hesap. Bir de 20’li yaşlarımda, çok yanlış erkek seçimleri yaptım. Şu anda iyiyim huzurluyum, ama şimdi de çocukla değil, yeni albümümle ilgiliyim. Bakalım...

    İKİ ZAVALLI KUŞ

    İKİ ZAVALLI KUŞ
    Teoman’la klip çektiğin düete bayıldım. “İki Zavallı Kuş”un hikâyesi ne?
    - Birbirini çok seven, ama aslında bambaşka dünyaları olan, sevmeyi bilmeyen, sevilmeyi beceremeyen, buluşma ihtimalleri olmayan iki kişinin hikâyesi. Bir ayrılık şarkısı.

    Teoman’ı ikna etmen zor oldu mu?
    - Teoman’ın ilk vokalistiyim, eski arkadaşız. “İki Zavallı Kuş”a hem sesinin, hem karakterinin çok yakışacağını düşündüm. Israr ya da ikna gerekmedi. Şarkıyı yolladım, beğendi, “Tamam” dedi. Müziği bırakmaktan kastı bence zaten bir ara vermekti onun; bu arayı bu şarkıyla bitirmişse eğer, ne mutlu bana.

    Bir düet daha var...
    - Evet, Cem Adrian’la. Onunla da eski tanışıklığımız. Çok müstesna bir ruh, çok vefalı bir arkadaş. Sesinden bahsetmiyorum bile. Onunla, “Herkes Gider mi?” diye bir düetimiz vardı, çok sevildi. Bu sefer de ben onu davet ettim “Af” adlı şarkıya. Bence bu da çok iyi bir eşleşme oldu.

    MÜZİKTEN DAHA BÜYÜK MANA YOK BENİM İÇİN

    Bugüne kadar sevmediğim tek bir sözü, tek bir sesi koymadım hiçbir albümüme. Tek iddiam bu olabilir: Bu şarkıları gerçekten yazmak istediğim için yazıyorum, söylemek istediğim için söylüyorum. Müzikten daha büyük bir mana yok benim için. Meselem, kendime bu hayatta biçtiğim o “anlatıcı” rolünün hakkını vermek, ses vermek...

    Ayşe ARMAN yazılarını takip edin!
    Yazarın Son Yazıları
    27 Ağustos 2014, Çarşamba
    26 Ağustos 2014, Salı
    24 Ağustos 2014, Pazar
    23 Ağustos 2014, Cumartesi
    21 Ağustos 2014, Perşembe
    20 Ağustos 2014, Çarşamba
    19 Ağustos 2014, Salı
    17 Ağustos 2014, Pazar
    16 Ağustos 2014, Cumartesi
    14 Ağustos 2014, Perşembe
    Merhaba
    Hürriyet Facebook deneyiminden yararlanmak için Facebook ile giriş yapın.

    YAZARLAR

    © Copyright 2014 Hürriyet - Doğan Yayın Holding
    Kapat
    Hürriyet Facebook Deneyimine Hoşgeldiniz
    • Keşfedin! Arkadaşlarınızın okuduğu ilginizi çekecek haberleri keşfedin, Facebook hesabınızda arkadaşlarınızın neleri okuduğunu görün.
    • Kolayca Paylaşın! Okuduğunuz haberler Facebook hesabınızda kolayca paylaşılsın, sizin gündeminizden arkadaşlarınız da haberdar olsun.
    • Kontrol Sizde! Paylaşımlarınızı istediğiniz zaman durdurun, istediğiniz zaman tekrar başlatın. Kontrolü her zaman elinizde tutun.