Birand

    20-21 yaşlarımda filandım, üniversitede gazetecilik okuyorum, konferanslar düzenleniyor, dinleyelim de öğrenelim falan diye konuşmacılar getiriliyor, sıkılırım bu tür şeylerden, hiçbirine katılmıyordum.

    Ukalalıktan değil, gazeteciliğin bulaşıcı olmadığını düşünüyorum, kıdemli gazetecilerle sohbet ederek gazeteci olunacağına inanmıyorum, ressamla arkadaş oldun diye iyi resim yapamayacağın gibi...

    *

    Neyse, gene öyle bi gün, galiba haber yazma tekniği dersiydi, hoca dedi ki, Mehmet Ali Birand gelecek, soru soracaksınız, soru sormayana not yok, üstelik, gene sıvışacağımı bildiği için, ilk soruyu da sen soracaksın dedi. Mecbur muyuz... Mecbursun, illa soracaksın. Girdik tabii zorla... Birand geldi oturdu kürsüye, amfi full, elimi kaldırdım, buyrun dedi, “çıkabilir miyim?” diye sordum.

    *

    Böyle tanışmıştık.

    *

    Sonra gene mecburiyetler üzerine gazeteci oldum, mecburiyetler üzerine televizyoncu oldum, hayat işte, Mehmet Ali Birand’la ana haberlerde rakip olduk. İki defa, birinde atv’yle, birinde star’la... Rakibiz ya, dünya görüşlerimiz de farklı, onu sevmeyenler bana ispiyonluyor, beni sevmeyenler ona ispiyonluyordu. Aynı binada çalışırken, o akşam hangi özel haberi yapacağını bile gelip, çaktırmadan üfleyenler oldu.

    *

    Bilmedikleri şuydu...
    Hiç birlikte çalışmadık ama, birbirimizin aleyhinde yazı yazdığımızda bile, kıran kırana reyting mücadelesi verdiğimizde bile, insani temasımız hiç kopmadı. Haberde babamı tanımam, defalarca kazık attım. Ama, asla yalan söylemedim ona... O da bana söylemedi. Suratına gülüp, arkasından kuyusunu kazanları tek tek söyledim. Kim bilir, belki de gülümsemesinin sebebi buydu!

    *

    Maalesef, vefatı benim için sürpriz olmadı. Bir sene kadar evvel, gerçi başbakanımız gibi kokoreç yemedik ama, çay içtik.
    Helalleştik.
    Taa öğrenciyken “çıkabilir miyim?” dediğim adam, “çıkıyorum” demişti.

    *

    Ve maalesef, vefatından sonra gördüklerimiz de sürpriz olmadı. Dostlarını tenzih ediyorum... İmkân olsa, öbür tarafa canlı yayın yapabilsek de, timsah gözyaşlarını, ikiyüzlü ağıtları seyredebilse.

    *

    Özetle...
    Yukardaki sebeplerle, üniversitelere gazetecilik anlatmaya asla gitmem; diyeceğimi topluca burdan diyeyim. Yapmayın bu işi.

    Yılmaz ÖZDİL yazılarını takip edin!
    Yazarın Son Yazıları
    18 Nisan 2014, Cuma
    17 Nisan 2014, Perşembe
    16 Nisan 2014, Çarşamba
    15 Nisan 2014, Salı
    13 Nisan 2014, Pazar
    12 Nisan 2014, Cumartesi
    11 Nisan 2014, Cuma
    10 Nisan 2014, Perşembe
    05 Nisan 2014, Cumartesi
    02 Nisan 2014, Çarşamba
    Merhaba
    Hürriyet Facebook deneyiminden yararlanmak için Facebook ile giriş yapın.

    YAZARLAR

    © Copyright 2014 Hürriyet - Doğan Yayın Holding
    Kapat
    Hürriyet Facebook Deneyimine Hoşgeldiniz
    • Keşfedin! Arkadaşlarınızın okuduğu ilginizi çekecek haberleri keşfedin, Facebook hesabınızda arkadaşlarınızın neleri okuduğunu görün.
    • Kolayca Paylaşın! Okuduğunuz haberler Facebook hesabınızda kolayca paylaşılsın, sizin gündeminizden arkadaşlarınız da haberdar olsun.
    • Kontrol Sizde! Paylaşımlarınızı istediğiniz zaman durdurun, istediğiniz zaman tekrar başlatın. Kontrolü her zaman elinizde tutun.