Sevdiğim kozmopolit İstanbul

Sula Bozis’in ‘İstanbullu Rumlar’ kitabında adı geçen yerler, gençliğimde oturduğum eğlendiğim mekânlardı

Haberin Devamı

Uzun süre İstanbul’da yaşayan benim gibi birinin anılarındaki en unutulmaz bölümler İstanbul’un kozmopolit günleridir. Hele, İstanbul’a dair bir kitapta bildiğim, yaşadığım semtler, mekânlar anlatılıyorsa, kitap yaşamımın bir parçasıyla örtüşür.
Sula Bozis’in ‘İstanbullu Rumlar’ kitabını okurken birden kitabın kahramanlarıyla kol kola buldum kendimi.
Sunuş’ta yazdığı yerler, değerlendirmeler, saptamalar benim bu konudaki bütün yazılarımın dipnotu olacak önemde. Bir bölümünde adı geçen yerler, gençliğimde, oturduğum eğlendiğim mekânlardı.
Sula Bozis’in de andığı birçok mekân yalnız Pera’daki Rumların değil bütün eski İstanbulluların da gittikleri yerlerdi. Taksim Belediye’de bir dönem Türk musikisi ve Batı musikisi konserleri verilirdi. Belediyenin müzik kuruluşlarıydı. Yuvarlak sahnesini hâlâ anımsarım.
Çiftlik Parkı’nda da Türk müziğinin büyük saz ve ses ustalarını dinledim. Şato’da çalan bir çellisti sisler arasından anımsıyorum. Adı belleğim beni yanıltmıyorsa Mazhar’dı.
Bozis bilhassa, Pera-Beyoğlu odaklı olmak üzere, yüzlerce yıl İstanbul’da yaşamış, şehrin kimliğini ve çehresini oluşturan bir milletin tarihsel monografisini anlatıyor. Önce Pera’nın oluşum tarihini kısaca anlattığı kitabında daha sonra Pera-Stavrodromi Rum Cemaati’nin kiliselerini, eğitim kurumlarını ve derneklerini anlatıyor. Kitaptaki en renkli kısmıysa ‘Gündelik Yaşam’ başlıklı bölüm oluşturuyor. Bankerler, doktorlar, avukatlar, mimarlar en meşhurlarından olmak üzere anlatılıyor. Şapkacısından terzisine, pastanesine kadar şehrin gündelik hayatını ana hatlarıyla belirleyen İstanbullu Rumların en karakteristik yönlerini aktarıyor. Kültür kurumları ve basını da anlattıktan sonra İstiklâl Caddesi’nin fotoğrafını çekiyor bize Bozis.
Taksim’deki Ayia Triada Kilisesi’ni İstanbul’da yaşayanların çoğunluğu bilir, gençliğimda tuttuğum bir ev, onun bahçesine bakardı. Açılışı 14 Eylül 1880’de Patrik III. İoakim tarafından yapılmış.

Haberin Devamı

YUTARCASINA OKUDUM

Bozis’in kitabının benim ilgimi çeken, yutarcasına okuduğum bölümü; ‘Gündelik Yaşam’ başlığını taşıyan bölüm.
Bayan Şapkacılar, o günün çok moda olan, bugün biraz gerilemiş olsa da uzun yıllar giyimdeki yerini koruyan bir mesleği anlatıyor: “Kadın giyimi hiyerarşisinde terzilerden sonra şapkacılar gelir. 19. yüzyıl sonlarından 1960’lara kadar İstiklâl Caddesi’nin tanınmış kadın şapkacıları şunlardır: Madam Trophe’nin şapka dükkanı, Marinet, Pier, Filipuçi, Margrit, Mod Kristin, Fransua d’Apola, Flippa ve Evidis’in George firmalı dükkanı. Bu dükkanların sahipleri Franko-Levantenler ile Ege’nin Kiklades takımadalarından genelen Katolik Rumlardı. İstanbulluların ‘atölye’ adıyla andıkları şapka imalathaneleri genellikle şapkacı dükkanlarının üst katlarında bulunuyordu. Atölyelerde çalışan şapkacı kadınların büyük çoğunluğu Rumdu, ayrıca az sayıda Ermeni kadın da çalışıyordu.”
Oteller, lokantalar, meyhaneler, birahaneler, kozmopolit İstanbul’un yaşam biçimini, renkliliği yansıtıyor.
Pastaneleri de okuyalım: “1924’ta Epirli Flipos Lenas, Yorgo Kiriçis’le ortak olup İstiklâl Caddesi’nde L’Oryan (Şark) Pastanesi’ni açtı. İki yıl sonra Karaköy’de ikinci bir pastane, bir süre sonra da Kadıköy’de üçüncü pastanesiyle müşterilerine hizmet sunmaya başladı. 1934’te işletmelerin yabancı isim kullanması yasaklanınca L’Oryan, Baylan adını alır ve ilerleyen zamanda entelektüel, yazar ve sanatkârların uğrak yeri olur.
Luka Zigori ve Lefter İliyadis’in Gloria ve İnci pastaneleri İstiklâl Caddesi’nin sevilen dükkanlarıydı. İnci, nefis profiterolüyle günümüzde ününü hâlâ sürdürür.”
Birçok yazar arkadaşım İstiklâl Caddesi’ndeki Baylan’da otururlardı. Hristo ile Leonidas, bugün sanki karşımda duruyorlar.
19. yüzyıl sonunda ve 20. yüzyıl başında kurulmuş iki dernek, o zaman kadınların konumunu gözler önüne seriyor. Son zamanlarda kadınlarla ilgili konulardaki utanç verici gelişmelerin vahametini daha iyi ortaya koyuyorlar adeta: “1893’te kurulmuş ‘İlerici Bayanlar Derneği (Proodeftikos Silogos Kirion) ve 1909’da kurulmuş Osmanlı İlerici Bayanlar Derneği’nin (Proodeftikos Sindesmos Otomanidon) amacı, din ve ırk gözetmeksizin, işsizlere iş imkânı sağlamak, kuracağı zanaat atölyelerinde fakir kadınlara zanaat öğretmek, Anadolu’daki Rum, Ermeni ve Türk köylerinin kitaplıklarına kitap göndermek, fakir çocuklara eğitim sağlamak, savaş yaralılarına tedavi imkânı sağlamak...”
Kültür Kurumları bölümünde Helen Filoloji Derneği, Helen Birliği, Ermis Müzik Derneği, burada yaşayan Rumların, dil, kültür alanındaki çalışmaları konusunda bize bilgi veriyor.
19. yüzyılın sonlarında evlerde yapılan edebiyat toplantıları, dönemin Rumlarının kültür düzeyini göstermesi açısından ilgi çekici.
Rumların etkinliği, 6-7 Eylül olaylarına kadar sürdü. Sonrası bildiğiniz gibi... Adetâ, artık masallarda kalmışcasına uzak gelen hikâyeler...
Bozis’in kitabı yalnız Rumların İstanbuldaki yaşamlarını anlattığı için değil, İstanbul’un renkli coğrafyasını, buradaki Rum unsurunu anlattığı için de ilgi çekici. Ben bu unsurların içinde kendi tarihimden de parçalar buldum.
Çok iyi yazılmış bir kitap.
(İstanbullu Rumlar, Sula Bozis, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları)

Haberin Devamı

DOĞAN HIZLAN’IN SEÇTİKLERİ

Serhat Poyraz / Şehristan Rivayetleri / Kırmızı Kedi Yayınları
Joe Sacco / Gazze’nin Dipnotları / İthaki Yayınları
Voltaire / Micromegas ve Diğer Hikâyeler / Helikopter
Şavkar Altınel / Mavi Defter / YKY
Ayşe Kulin / Saklı Şiirler / Everest

Yazarın Tüm Yazıları