Görme engelliler fotoğraf sergisi açtı

Hey siz!

Durun.
Bir an için her şeyi bırakın.
Ve gözlerinizi kapatın.Ya da varsa siyah eşarp gibi bir şey, onunla gözlerinizi bağlayın.
Her şey, simsiyah olsun.
Oldu mu?
Zifiri karanlıktasınız.
Hiçbir şey görmüyorsunuz.
Sadece sesleri duyabiliyorsunuz.
Şimdi, elinize bir fotoğraf makinesi alın, o makineyi hissedin, nerede objektifi, deklanşörü... Buldunuz mu?
O makineyi, iki gözünüzün üstüne, alnınıza koyun, kadraj alın ve etrafınızdaki şeylerin fotoğrafını çekmeye başlayın.
Görmeyen gözlere fotoğraf çekin.
Sesleri takip ederek, ısının, yani ışığın nereden geldiğini hissederek, sezgilerinizin peşine düşerek.
Siz aslında şu anda, görmeden görüyorsunuz.


Siz aslında, var olanı, kurgulamadan bir ayna olarak yansıtıyorsunuz.
İşte, onların da yaptığı bu!
İzmir’de yaşayan 10 görme özürlü, Konak Belediyesi’nin desteğiyle, önce bir ay süreyle fotoğraf eğitimi aldı, sonra Kordon’da, Pasaport’ta, Konak’ta, Kemeraltı’nda, Kıbrıs Şehitleri’nde, bir seyyar satıcının eriklerine dokunarak, bir çiçekçinin çiçeklerini koklayarak, tren garında treni sesini bekleyerek, 2742 fotoğraf çekti, bunlardan 58 tanesi seçildi...
Ve bir fotoğraf sergisi açtılar.
Projeye bayıldım.
Çok çok etkilendim.
Bu projeyi hayata geçiren İzmir Konak Belediyesi’ne, Belediye Başkanı Dr. Hakan Tartan’a, projeler sorumlusu Burcu Tuna’ya, görme özürlü arkadaşlara fotoğraf eğitimi veren ve bu projenin fikir babası Aykut Fırat’a şapka çıkarıyorum.
Ama en çok da görme özürlü arkadaşlara...



Müthiş bir iş başarmışlar.
Yürekten tebrik ediyorum.
*
Beni İstanbul’da buldular.
Daha doğrusu Burcu Tuna aradı, “Üç arkadaşımızla buradayız, tanışmak ister misiniz onlarla?” dedi.
Koşarak değil, uçarak gittim.
Burcu Tuna, tiyatrocu, aynı zamanda bir eğitmen. Çok renkli bir kişilik. Bu ülkede ilk polis tiyatrosunu, ilk çöpçü tiyatrosunu kuran ekipte yer alıyor. Sosyal projelere çok önem veriyor, 14 yıldır Konak Belediyesi Kültür ve Sanat Müdürlüğü’nde görevli. Yanında da, yine kendisini gibi renkli bir kişilik vardı, 24 senesini Hürriyet’e vermiş biri, Aykut Fırat. 79’da Hürriyet’te polis foto muhabiri olarak çalışırken bombalı pankartın patlamasıyla yaralanıyor, o esnada çektiği fotoğraflarla ödül alıyor, 3 ay hastanede yatıyor. 58 ödüllü bir gazeteci.
İşte bu ikili, başkanlarının da desteğiyle, geçtiğimiz birkaç ay boyunca söz konusu 10 görme özürlü arkadaşla çalışıyor ve ortaya bu şahane proje çıkıyor.
*
Set Otel.
Karşımda Selma Bozer, Emirhan Kurt ve Yahya Aydın İşler duruyor. Sizlere onlarla yaptığım mini röportajı sunuyorum.
Türk Eczacılar Birliği Kooperatifi Başkanı Abdullah Özyiğit’e de teşekkür ediyorum. Çünkü onunla 32. Yarım Kalan Hayatlar kapsamında bir sahne röportajı yaptım, bugün hürriyet.com.tr’de okuyabilirsiniz, oradan gelen 20 bin lira, sergi açan 10 görme özürlü arkadaşa gidiyor. Belki bir eksiklerini giderirler, belki daha profesyonel bir makine alırlar diye...

Kızlarla biraz fazla ilgiliyim!

YAHYA AYDIN İŞLER

Senin hikayen...
- 25 yaşındayım. Doğuştan görme engelliyim. Akraba evliliği yüzünden.
Eğitimin?
- Liseyi bitirdim. Konservatuarı kazandım ama nişanlımdan dolayı gitmedim.
Neden? Kıskandı mı?
- Hayır onunla alakası yok, ben orada rahat durmayacağımı düşündüm.
Nasıl yani...
- Kızlarla biraz fazla ilgiliyim!
Haa anladım... Sen en çok ne çekmeyi seviyorsun?
- İnsan portreleri. Ama vapurun arkasından gevrek atıp, martıları çekmeyi de seviyorum. Biz göremediğimiz için kendi karemizi oluşturamıyoruz. Var olanı, hiçbir müdahale olmadan çekiyoruz. Bir tür aynayız. Bunu da hoş buluyorum, tamamen gerçekliği yansıtıyoruz.
Bu arada... Nişanlına ne oldu?
- Kızlara her zaman güvenilmiyor, onu da öğrenmiş bulunuyorum, terk etti.
E peki konservatuar?
- Hakkımı kaybettim. Olsun, şimdi Açık Öğretim’de Kamu Yönetimi okuyorum.
Senin başından bir sürü ilginç olay geçmiştir...
- Geçmez mi? Başım beladan kurtulmuyor! Bir gün, doğa fotoğrafı çekeyim diye İzmir’de sahile gittim. Pasaport’ta yürüyorum, bir sürü fotoğraf çektim, “Artık eve döneyim” dedim. Işıklara geldim, karşıya  geçeceğim, oradaki bir beyefendiye, “Bana karşıya geçmek için yardımcı olabilir misiniz?” dedim. Bastonumu da saklamıştım. O görme özürlü olduğumu anlamamış. Bir hışımla dönüp, “Demin kızları çekerken iyiydi, şimdi karşıdan karşıya geçerken yardım mı istiyorsun!” dedi. Meğer doğa yerine ben kızları çekmişim. Üstelik o beyefendinin kızlarıymış!
Anne babana kızıyor musun, “Akraba evliliği yapmasaydınız görme engelli olmayacaktım” diye...
- Hayır, çünkü artık bunu değiştiremem. Değiştiremeyeceğim şeyleri kabul ediyorum. Ama şunu da biliyorum: Bu hayat, benim hayatım, güzelleştirebilmek benim elimde. Allah’tan bunu yapmayı başarıyorum. Söylenmek, şikayet etmek ya da suçlamak yerine, hayata dört elle sarılıyorum.

Bu sergiyle her şeyi yapabileceğimizi kanıtladık

EMİRHAN KURT

Emirhan senin eğitimin...
- Lise mezunuyum. Üniversiteye devam ediyorum, edebiyat okuyorum.
En çok ne çekmeyi seviyorsun?
- Tren fotoğrafları. Gara gidiyorum, tren sesi bekliyorum.
Doğuştan mı görme engellisin?
- Evet. Benimki korneo bozukluğu. Sen İstanbul’un en çok nesinde etkilendin?
- Renkliliğinden, çeşitliliğinden. Volkan Işık’la Volki Car’ı keşfetmekten, ortaklaşa bir şey yaratmaktan.
İnsanlar sizi fotoğraf çekerken görünce nasıl bir tepki veriyor?
- Toplum, görme engellilerin hiçbir bir şey yapamayacağını düşünüyor. Önyargıyla yaklaşıyorlar. Oysa saçma, biz her şeyi yapabiliriz. Fotoğraf sergisinde da bunu kanıtladık.

Dokuna dokuna, koklaya koklaya hissettik şehri

SELMA BOZER

Selma, kaç yaşındasın?
- 23.
Görme yetini kaybetmenin sebebi?
- Yüksek göz tansiyonu.
Eğitimin?
- Lise mezunuyum.
Sen bu projeden nasıl haberdar oldun?
- “Kamu Yararına Görmeyenleri Koruma Derneği”nden aradılar, projeden bahsettiler. İnanılmaz heyecanlandım. Bizim için çölün ortasında suyu bulmak gibi bir şey bu...
En çok ne çekmeyi seviyorsun?
- Doğa resimleri, deniz ve çiçek. Sesin ve kokunun peşinden gitmeyi seviyorum.
İstanbul’a ilk gelişin mi?
- Hayır ama bu sefer daha farklı buldum. İlk seferinde, şehir üstüme üstüme geliyor gibi hissettim. Bu defa İstanbul gözüme daha güzel göründü!
Nerelere gittiniz?
 - Ooooo! Bir sürü yere. İstanbul kazan, biz kepçeydik. İstiklal Caddesi, kiliseler, Ayasofya Müzesi, Sultan Ahmet Camii, Bebek, Arnavutköy, Yeşilköy, Eyüp Sultan, Belgrat Ormanı, Ortaköy. Dokuna dokuna, koklaya koklaya hissettik şehri. Her yerde fotoğraflar çektik. Ayasofya’ya bayıldım. O koridorlardan geçerken kendimi eski bir labiretin içinde hissettim. Bir de, Mazhar Alonsun’dan çok etkilendim. Mazhar Alanson ve Biricik Suden’le evlerinde kahve içtik, sohbet ettik.

Ayşe ARMAN yazılarını takip edin!
Merhaba
Hürriyet Facebook deneyiminden yararlanmak için Facebook ile giriş yapın.

YAZARLAR

© Copyright 2014 Hürriyet - Doğan Yayın Holding
Kapat
Hürriyet Facebook Deneyimine Hoşgeldiniz
  • Keşfedin! Arkadaşlarınızın okuduğu ilginizi çekecek haberleri keşfedin, Facebook hesabınızda arkadaşlarınızın neleri okuduğunu görün.
  • Kolayca Paylaşın! Okuduğunuz haberler Facebook hesabınızda kolayca paylaşılsın, sizin gündeminizden arkadaşlarınız da haberdar olsun.
  • Kontrol Sizde! Paylaşımlarınızı istediğiniz zaman durdurun, istediğiniz zaman tekrar başlatın. Kontrolü her zaman elinizde tutun.