Hey sen beynini formatla

Doğuş Oto’da Aytül’ün karşısındayım.

Aytül Türker, dünyanın en iyi satıcısı, pazarlamacısı ve ‘ikna’sıcı.

İkna edemeyeceği kimse yok.
Burada ne işim mi var?
Benzinli Golf’ümü diesel’e çevirebilir miyim, derdindeyim.  Çünkü Allah’ın ormanında yaşıyorum, benzin de durmadan artıyor, bıktım sürekli depoyu doldurmaktan, kaç para fark ödersem diesel’e geçebilirim onu tartışıyoruz.
Ama kadın olduğumuz için, sadece otomobil filan değil, aynı anda hayatla ilgili her şey hakkında konuşuyoruz.
Erkekler... Seksi erkekler... Çocuklarımız... Eğitim.... Şehrin geberten trafiği... Kitaplar... Yeni çıkan kitaplar.... Çok satan kitaplar...
Derken konu, Barış Muslu’ya geliyor.
“O kim ya?” diyorum.
“Aaaaa tanımıyor musun?” diyor, “Kitabı 29 baskı yaptı.”/_np/8040/16238040.jpg
“29 baskılık ne anlatıyor ki?” diyorum.
“İnsanın beynini nasıl formatlayacağını” diyor.
“O ne ya” diyorum kendi kendime, ağzımdan “Hadi ya” çıkıyor, “Bir bu eksikti!”
Diyor ki, “Kitap, kendi kendimize beynimizi yıkayabileceğimizi, daha doğrusu, geçmişin negatif etkilerini silebileceğimizi, böylelikle de korkularımızdan, endişelerimizden, fobilerimizden ya da bizi durduran, gerileten, ilerlememizi engelleyen ne varsa onlardan kurtulabileceğimizi anlatıyor. Bunun da basit metotları var. Mesela kafanın üstüne parmaklarınla vuruyorsun ya da göz kenarlarına ya da burnunun altına...”
“Hadi canım” diyorum.
“Gerçekten” diyor; “Seni rahatsız eden şeyi düşünüp bu hareketleri yapıyorsun, bir süre sonra rahatlıyorsun. En azından Barış Muslu öyle olduğunu iddia ediyor...”
“Gir bakayım internete” diyorum, “Bul adamın numarasını arayalım...”
“Şimdi mi?” diyor, “Tabii tabii” diyorum.
Ve arkadaşlar, gerçekten de Barış Muslu’ya ulaşıyoruz.
Kendimi tanıtıyorum.
Aaaaa o da ne!
“Ayşe Abla sen misin?” diyor.
“Nasıl yani?” diyorum.
“Ben de Tarsus Amerikan’lıyım” diyor, “Ben hazırlıkken, sen lise sondun. Bir sakıncası yok değil mi, o yüzden abla diyorum...”
“Yok canım ne sakıncası olacak” diyorum ve meseleye damardan giriyorum: “Ne iş Barışcım, bu beyni formatlamak filan...”
“Ya böyle bir şey var” diyor.
Ve bizim, buluşmamız farz oluyor.Turuncu kafalı, bilgili ve çok ilginç şeyler anlatan Muslu’ya röportaja başlıyorum...

*  Tarsus Amerikan Lisesi’nde öğrendiğin en önemli şey?
- Satmamak. Sevdiklerini satmamak. Bu duygudan da kurtulamıyorum. Bazen insanları satmam gerekiyor, yapamıyorum.
*  O zamanki hayalin…
- Tarsus’tayken mi? Gitarist olmak istiyordum.
*  Ne okudun?
- Elektrik, elektronik.
*  Neden?
- Çünkü daha iyisini bilmiyordum. Kafam, matematiğe ve fene iyi çalışıyordu. Bütün zeki adamlar, mühendis olmalı gibi salakça bir düşüncem vardı. Michigan Tech’de okudum. 20 yaşında döndüm.
*  Bir dakika bir dakika... Nasıl bu kadar erken bitirdin?
- Bizde çok çalışan inektir, iyi bir tarafı yoktur ama Amerika’da sistem destekliyor seni. Çalıştıkça daha iyi oluyorsun. Ben de öyle oldum. Liseyi de erken bitirmiştim, yüklendim, fazla ders filan aldım, “Doktora da yap” dediler, “Yok” dedim, “Ben ülkeme dönüyorum…”
*  Neden döndün?
- Çünkü Amerika’yı sevmedim. İnsanlar sığ geldi. Orada, “What’s up man?” dışında pek bir şey konuşamıyorsun, “Hadi gidip içelim!” dışında başka da bir muhabbet yok. Yakın arkadaşlarım oldu ama buradaki sıcaklığı, dostluğu yakalayamadım. Dönünce Koç’ta MBA yaptım. 2001’de kendi şirketimi kurdum. O zamandan beri de yaşam koçu ve danışman olarak hizmet veriyorum. Arada bu kitabı da yazdım işte.
*  Sen önce NLP’ye merak sarıyorsun ve eğitimini alıyorsun, öyle değil mi?
- Evet. Sebebi de “İnsanları etkilerim” diye düşünmem. “Bunu öğrenirsem, bana hayatta avantaj sağlar…”
*  Sağlıyor mu gerçekten…
- Tabii. Ama sonra NLP’yle yetinmedim. EFT (Duygusal Özgürlük Teknikleri), Psych-k (Psiko kinesiyoloji), Meta-Medicine, German New Medicine gibi şeylere de daldım. Sonunda da, kendi modelim ‘NeuroFormat’ı yarattım.
AMACIM KENDİMİ İYİLEŞTİRMEKTİ
*  Geldik sadede… Nedir bu NeuroFormat?
- Yaşanmışlıkların beyindeki negatif etkilerini silmek... Hiçbir duygu yoğunluğu kalmayacak hale getirmek. Beyin korumayı bırakınca da, istenilen hedefe ulaşmak…
*  Beyin bizi korumadan yapamıyor mu?
- Evet, aynen öyle. Aşırı korumacı olarak, çoğu zaman yanlış devreye giriyor. Mesela bir kişiyi utangaç yapabiliyor, panik atak, fobi ortaya çıkarıyor. Eğer yaşanmışlıkları silebilirsek, beynin aldığı negatif kararları da hiç almamış hale getirebiliyoruz. Böylece psikolojik ve fiziksel rahatsızlıklar iyileşiyor…
*  İnsanlar sana, “Oğlum sen mühendis adamsın! Manyak mısın bu işlerle niye uğraşıyorsun!” demiyorlar mı?
- Valla, tüm fobileri, ortalama 1-60 dakika arasında garantili ve kesin olarak geçiriyorum. Kişinin, belli bir konudaki algısınıysa 15-60 dakika arasında. Algı derken, mesela iflas edeceğini düşünen ya da birine ciddi öfke duyan kişi bu süre zarfında, konuya gayet kayıtsız hale geliyor. Panik atak ve kaygı bozukluğunu birkaç çalışmada temizlediğim çok örnek var. Mesela, 23 seneden beri dört farklı ilaç kullanan bir kadın iki çalışmadan sonra, ilaçlarını bıraktı. Birçok takıntı, obsesif bozukluğu temizliyorum: El yıkamak, aşırı düzenli olmak, ortalığı silmek, çamaşır yıkamak... Birkaç çalışmada bittiği durumlar çok oluyor.
*  Vay be!
- Ben aslında bu işlere kendini iyileştireyim diye daldım. Kaleciydim, elim kırıldı, kaynadı zannettim, sonra bir bar provasında saat saat gitar çaldım. Ertesi gün kalktım, elim hissiz. Gitmediğim doktor, nörolog kalmadı. Bir ay sonra sadece elim değil, her yerim ağrımaya başladı. İş başa düştü, EFT’yi araştırdım, farklı konular üzerine çalıştım. Pek çok tekniği yan yana getirdim.
*  İyi de sen doktor değilsin…
- Öyle bir iddiam da yok.
*  Peki sözünü ettiğin ‘temizlik’ nasıl oluyor?
- Önce fobiye sebep olan olaya erişmeye çalışıyorum. Eriş ki temizle! Benim erişme yönetmem, göz pozisyonları üzerinden. Beynin farklı bölümlerine öyle ulaşıyorum. NLP’de de vardır, bir şeyi hatırlamak için sol üste bakılır. Görsel hatırlama sol üsttür, işitsel hatırlamaysa sol yan. Göz pozisyonlarına ulaşınca, beynin ilgili bölümü aktifleşiyor.
*  Tam anladığımı söyleyemem…
- Birine, çocukluğunda bir kedi tırmık atmış mesela. Olayı hatırlamıyor ama 70 yaşında ve hala kedi fobisi var...
*  İyi de bilmem kaç yıldır o fobiyle yaşayan biri nasıl olur da 30 dakikada iyileşir?
- Bazen 30 saniyede. Fobiler en kolayı. Geçenlerde bir kadın geldi. 30 seneden beri hıçkırıyormuş. Gitmediği doktor kalmamış. Bir buçuk saat sonra buradan çıktı, bir daha da hıçkırmadı. Küçükken kazağının içine çekirge girmiş. Hareket etmiş, o da korkmuş. Sebebini bulduk, üzerine çalıştık, beyin hıçkırığı aldı götürdü…

KULLANDIĞIM İKİ FARKLI TEKNİK VAR

- EFT: Amerika’da bir psikoterapist tarafından, Doğu tıbbının psikolojik uygulaması olarak keşfediliyor. Gary Craig isimli bir mühendis son haline getirip yaygınlaştırıyor. Belli sorunlara ve olaylara odaklanırken, akupunktur noktalarına parmakla dokunularak, negatif yükün hızlı bir şekilde boşaltılmasını sağlıyor. Çok etkili. Özellikle fobiler ağırlıklı bununla temizleniyor.
- NeuroFormat:  EFT’yi çok etkili kılıyor. Kötü olayların beyindeki lokasyonuna, göz pozisyonları (gözün baktığı pozisyonlar) üzerinden ulaşılması ve temizlenmesini sağlıyor. Özellikle, tek bir olaya bağlı olmadan, bütün hayat boyunca tekrar eden olayların, duyguların temizlenmesinde çok etkili. Benim geliştirdiğim bir yöntem.

HASTALIK DEDİĞİMİZ ŞEY BEYNİN YARATTIĞI BİYOLOJİK PROGRAM

Beynimiz, bir evrimsel sürecin sonucu. Hepsi, bir anda gelişmemiş ve devamlı ‘yama yapılan’ programlarla gelişmiş. Bu yüzden de en ilkel içgüdüler, yüz binlerce yıl öncesinden kalma. Mesela, heyecanlandığımız zaman kalbimizin hızlı çarpmasının nedeni, beynin bir tehlike hissetmesi. ‘Savaş/Kaç’ tepkisini daha güçlü vermesi için, bir an önce iç organlardaki kanı hızlı bir şekilde el ve ayaklara pompalama isteği. Beyin yaşadığımız büyük travmatik olayları da, fiziksel olarak algılayıp, bize yararı olduğunu düşündüğü ‘biyolojik programlar’ başlatıyor. Biz de bunlara ‘hastalık’ diyoruz.

Ayşe ARMAN yazılarını takip edin!

YAZARLAR

© Copyright 2014 Hürriyet - Doğan Yayın Holding