Son zamanlarda duyduğum en güzel aşk hikayesi

Duyduğumda kulaklarıma inanamadım! Epeydir bu kadar güzel bir aşk hikayesi dinlememiştim. Hep can sıkıcı şeyler, insanın içini daraltan problemler vesaire vesaire...

Ve derken Nihal’le tanıştım. Gülçin’in kızı. Gülçin, Kostas’ın sevgili eşi. Bakın birbirlerini nasıl kaybetmişler, nasıl bulmuşlar. Ve şimdi ne kadar mutlular! Kuruçeşme Makro’nun karşında bir lokantaları var: 'Kalabalık'. Kala, Yunanca iyi demek, iyi balık… İyi insanlar… İyi hikaye…/_np/1803/15711803.jpg

GÜLÇİN İLE KOSTAS’IN HAYATI

  64’lerin Feriköyü’ne dönelim…

- Dönelim… Nüfus az. Herkes birbiriyle dost, arkadaş. Daha çok azınlıkların yaşadığı bir muhit. Mahalle kültürü hakim. Irk, din, dil ayrımı yok. 12 yaşındayım. Cumbalı bir evde yaşıyoruz. Babam, Nestle Fabrika’sında çalışıyor, annem ev hanımı, bir kardeşim var. Annemle babamın en yakın arkadaşları Rum ve Ermeni. Hep birlikte, güle oynaya yaşıyoruz. Ve Kostas… Ah Kostas…

Kostas kim?

- Benim ilk aşkım… Sonsuz aşkım… Benden dört yaş büyük. O kadar yakışıklı ki, ona bakarken yüzüm kızarıyor. 16 yaşında, çok iyi bir futbolcu, bütün mahalle onu seviyor, motoru var, hep bizim evin önünden geçiyor, ben camdan ona bakıyorum. Sevdiğini camdan seyrettiğin, masum ve güzel yıllar... Ve tabii aşkıyla kavruluyorum.

Sizin varlığınızdan haberi var mı?

- Olmaz mı? Bu kadar güçlü duygular ancak karşılıklı yaşanır. Bir gün top sahasında, avucumu açıyor, içine bir kağıt bırakıyor. Heyecanla açıp bakıyorum. Bir kalp çizmiş, “Benim olur musun?” yazıyor. Çok uzun süre o minik notu hiç yanımdan ayırmıyorum, kim bilir kaç kere bakıp, sonra tekrar katlamışımdır.

Platonik aşk…

- Dibine kadar. Ama daha güzel değil midir platonik aşklar? Arkadaş doğum günleri oluyor, orada bir-iki dans ediyoruz, heyecandan ikimiz de titriyoruz.  “Bakkala ekmek almaya gidiyorum” diyorum, Kostas köşede bekliyor beni. Bir-iki dakika onu görüyorum. Onun için yaratılmış olduğumu ruhumun taa en derinlerinde hissediyorum. Ben Kostas’nın Gülçin’iyim, o da benim Kostas’ım, biz birbirimize aidiz. Geri kalan herkes, her şey bu evrende teferruat. Üç yıl bu böyle devam ediyor…

Mahalleli, konu komşu…

- Hiçbir arsızlığımız, taşkınlığımız yok ki. Herkes bizi çok seviyor, ayrılmaz ikili olarak kabul ediyor. Geleceğe dair hayaller kuruyoruz. Önümüzde koskoca bir hayat var, güzel bir hayat, acele etmeye gerek yok, diye düşünüyoruz. Nasıl olsa kimse ayıramaz bizi./_np/1804/15711804.jpg

Kostas’nın ailesi…

- Onlar da seviyor beni, bizi, mahallemizi. Babasının Beyoğlu’nda 'Şık Excelsior' diye bir kumaş dükkanı var, evlendirme dairesinin karşı köşesindeki güzel binanın altında. Ama işte gel zaman, git zaman, ülkenin siyasi iklimi değişiyor. “Ermenidir, Rumdur” gibi ayrımlar başlıyor. Tedirginlik, korku, üzerimize bir kara bulut gibi çöküyor. Yavaş yavaş, alttan altta bir düşmanlık yayılıyor, Kostas’nın ailesi bir süre direniyor ve sonunda, “Burada artık bize ekmek yok” diye tüm aile göç ediyor. Bir gece, aniden toplanıyor, gidiyorlar…

 BANA ÖLDÜĞÜNÜ SÖYLEDİLER

Sonra?

- Sonrası benim için kabus. 15 yaşındayım, bir sabah uyanıyorum ki 'varlık sebebim' gitmiş, Kostas’ım artık yok! O kadar büyük bir acı yaşıyorum ki, yemeden, içmeden kesiliyorum. Ailem hayata devam edebileyim diye, “Duyduk ki Kostas Yunanistan’da trafik kazası geçirmiş ve vefat etmiş” diyor. O daha da büyük darbe oluyor. Mahvoluyorum. Bir çiçek gibi küsüyorum dünyaya. Ve bir daha Kostas’tan hiç haber alamıyorum. Tam 20 yıl! Karşılıklı izimizi kaybediyoruz. Ama kalbimin bir yerinde o tertemiz gülüşlü genç adam duruyor! Benim ebedi aşkım olarak…

Ve siz kızlarınızın babasıyla tanışıyorsunuz…

- Evet. İyi bir insan, efendi bir insan. Tanışır tanışmaz, “Benim niyetim ciddi” diyor. O yıllarda önemli olan bu, iyi bir izdivaç yapmak. Kızların 20’sine gelmeden evlenmesi uygun bulunuyor. Ailem de onaylıyor, altı yıl nişanlı kalıyoruz ve evleniyoruz.

Üzülmüyor musunuz?

- Üzülmez olur muyum? Ama Kostas yoksa, kiminle evlenmişim ne önemi var? Eşime ilk günden anlatıyorum, “Bak başkasından duyma, böyle böyle biri vardı hayatımda” diyorum.

Eşinizi seviyor musunuz?

- Elbette. Ama iyi bir arkadaş gibi. Gerçek aşk, başka bir şey. Dünya güzeli iki kızım oldu eşimden, çocuklarımın üzerinde de çok emeği var ama ona aşk hissettiğimi söyleyemem.

Ne işi yapıyor çocuklarınızın babası?

- Türk Hava Yolları’nda çalışıyor. Ben liseyi bitiriyorum, bana hosteslik formları getiriyor. “Sen de çalışırsan, aile bütçesine katkın olur, bir an evvel evlenebiliriz” diyor, nişanlıyız o yıllarda. Gerçekten de sınavlara giriyorum ve kazanıyorum…

Kaç sene hosteslik yapıyorsunuz?

- Uçmaya başlamam 71. Evlenince,  yer hizmetlerine geçiyorum. O zamanlar öyle, evlileri uçurmuyorlar. Dokuz yıl dış hatlarda, yerde çalışıyorum. Bir süre sonra eski hostesleri tekrar geri çağırıyorlar, yine imtihan, tekrar uçmaya başlıyorum. Evliliğimizin 13'üncü yılında ayrılıyoruz çünkü anlaşamıyoruz. Annemin evine taşınıyorum…

Arada Kostas düşmüyor mu aklınıza?/_np/1801/15711801.jpg

- Düşmez olur mu? Sanırım herkes için geçerlidir: İlk aşk unutulmuyor. O ilk heyecanlar, korkular, kalp çarpıntıları… Tarifi olmayan bir masumiyet ilk aşk. Belki de masumiyetimizi, çocukluğumuzu özlüyoruz…

 BİR TEPSİ BAKLAVA

Sonra?

- Sonra… İşimi yapmaya devam ettim. Otomatiğe bağladım. Hayat şartları, iş, güç, maddi zorluklar, hep bir mücadele. Aşk, çooook geride kalan güzel bir masal oldu. O zamanlar nereden bilebilirdim ki, bir gün bir şey olacak ve benim ikinci hayatım başlayacak…

O şey neydi?

- Bir kutu baklava! Atina’ya uçuşum vardı. Havaalanında birlikte çalıştığım insanlardan biri dedi ki, “Atina’daki bir arkadaşıma baklava göndermek istiyorum. Götürür müsün?” “Tabii” dedim. O kadar sıradan, olağan bir talep ki. İnince, “Sizi dışarıda biri bekliyor” dediler. Aval aval oraya doğru yürüdüm. O beyefendinin karşısına geldiğimde, dizlerimin bağı çözüldü! Düşecek gibi oldum. Bu bir mucize! O adam, karşımda duran adam, Kostas, benim Kostas’ım! Yıllar önce öldüğünü söyledikleri Kostas’ım! O kadar büyük bir şok yaşadık ki karşılıklı! “Gülçin sen misin?” dedi. “Evet” dedim. “Gerçekten sen misin?” Ağlamaya başladık. Aradan 20 yıl geçmişti ama Kostas fazla değişmemişti. Aynı güzel yüz, gözler, o sıcak gülümseme. Korka korka birbirimize sarıldık.

E bir şey demediniz ki?

- O bana sordu: “Evli misin?”  “Ayrıldım” dedim, iki kızım olduğunu söyledim. O da demesin mi, “Ben de ayrıldım. Benim de iki oğlum var!”

Sormadınız mı, “Beni bunca yıl neden aramadın? Niye gelip beni bulmadın?” diye…

- Sormadım. Onu yeniden bulduğuma o kadar memnundum ki, mutluydum ki, sormadım, aklıma bile gelmedi. Zaten kendisi anlattı, aramış, izimi bulamamış, o da benim gibi kendine zaman içinde yeni hayat kurmuş…

Peki nasıl izah ediyorsunuz 20 yıl sonra tekrar karşılaşmayı…

- Edemiyorum. Allah’ın bir lütfu. Hediyesi. Şansı. Nimeti. Yarım saat sohbet edebildik ancak çünkü benim geri İstanbul’a uçmam gerekiyordu. Üç-dört gün sonra ben yine bir uçuştan dönerken, baktım Atatürk Havalimanı’nda karşımda. “Seni bir kere kaybettim. Bir daha kaybedemem. Hayatımın geri kalanını seninle geçirmek istiyorum. Benimle evlenir misin?” dedi. Ve evlendik. Ben ikinci hayatımı yaşıyorum, hep beklediğim hayatı. 25 yıldır diz dize, el eleyiz sevdiğim adamla…

Çocuklar…

- Kardeş gibi büyüdüler, benimkiler ve onunkiler…

Son 25 senedir Yunanistan’da mı yaşıyordunuz, Türkiye’de mi?

- Hep gittik geldik, iki ülkede de yaşadık. Bir gün Atina’dayız, hiç unutmuyorum dedim ki, “Kostas iyi güzel ama sonunda biz yine ayrılacağız!” Gözlerimin içine baktı: “Hayrola?” dedi. “Sen Hıristiyansın, ben Müslümanım” dedim, “Benim mezarım İstanbul’da olacak, seninki Atina’da.” Durdu, durdu, “Merak etme, biz o zaman da ayrılmayacağız!” dedi. O hafta da İstanbul’da fıtık ameliyatı olacaktım. Aynı hastanede, ben fıtık ameliyatı olurken, o sünnet oldu. Birlikte yan yana yataklarda yattık. Benim için bunu bile yaptı, 39 yaşında sünnet oldu. Sonra Müftülüğe gittik, Müslüman da oldu, Koray ismini aldı. Kostas Koray. Zamanı /_np/1800/15711800.jpggeldiğinde ikimiz de artık doğduğumuz yere, Feriköy’e gömüleceğiz…

BEN İSTANBUL’UN ÇAMURUNU SEVERİM

20 yıldan sonra İstanbul ona yabancı gelmedi mi?

- Hayır, hiç. İnanılmaz bir bağlılığı var. Gümrükten geçiyoruz, Türk bayrağını görünce gözleri doluyor. Bense üzülüyorum, bizler resmen onları buradan kovmuşuz! Babası, Yunanistan’a göçünce bir daha kendini toparlayamıyor, kısa sürede ölüyor. Buna rağmen Kostas’ın İstanbul aşkı hiç bitmiyor. “Ben İstanbul’un çamurunu severim” diyen bir adam.

Ne iş yapıyor?

- Turizm ve hizmet sektöründeydik, Yunanistan’ın çeşitli yerlerinde lokantalarımız oldu. San Torini’de yaşadık, Samos’da yaşadık. 11 yılımız orada geçti. Aşk içinde, huzur ve sevgi içinde. En sonra Dedeağaç’ta bir lokantamız vardı. Ben de bonemi takıp mutfağa giriyordum. Zaten çocuklarımız yazları hep bizimle birlikteydi. Ailecek çalışıyorduk. Büyük kızım Nihal de, Stathis’le orada tanıştı. Stathis’in lokantası bizimkinin iki yanındaydı. Kadere bakar mısınız, o da gönlünü bir Yunanlıya kaptırdı.

Hiç “Kostas’tan da bir çocuğum olsaydı” demediniz mi?

- Bunu aklımdan geçirdiğim dönemler oldu. Ama ona kavuşmak, şu hayatta başıma gelen en iyi şeydi. Kaç insan gerçek aşkına kavuşabiliyor ki? Çocuklarımız alay ediyor ama biz hala yazışırız birbirimizle, kalpler çizeriz, tıpkı çocukluğumuzda olduğu gibi. Hala onu ne zaman görsem kalbim pır pır atar. Zaten çocuklarımız vardı, daha fazlasını istemek açgözlülük olurdu…

 Yeter ki aşk olsun!/_np/1802/15711802.jpg

NİHAL DAPİAPİS

Siz ne zaman tanıştınız Kostas’la?

- Sekiz yaşımdayken. O zaman biraz yadırgadım. Ama yıllar içinde onu çok sevdim. Gördüğüm en büyük aşk, gerçekten onlarınki. Bir gün fark ettim ki, “Biliyor musunuz annem tam 20 yıl sonra hayatının aşkına kavuştu…” filan diye etrafta anlatıyorum. Her seferinde de ağlıyorum…

İnsan üzülmüyor mu, “Babama karşı neden annem böyle hissedemedi” diye…

- Babamı da sevdi muhakkak ama aşk farklı bir şey. Görüyorum hallerini. O kadar düşkünler ki birbirlerine, artık dalga geçiyoruz. Bu arada, babam da çok mutlu, yeniden evlendi, kendisinden 19 yaş küçük biriyle, o evlilikten de 12 yaşında bir kardeşim daha var.

Siz nasıl tanıştınız eşinizle?

- Ben özel bir üniversitede çalışıyordum. Halkla ilişkiler üzerine doktoram var, öğretim görevlisiydim. Fakat bir gün kafamın tası attı, istifamı basıp, annemlerin yanına Yunanistan’a gittim...

Hayrola? Akademisyenlikten neden vazgeçtiniz?

- Gerçeği mi söyleyeyim? Bazı özel üniversitelerin ticarethane olduğunu fark ettim. “Buraya kadar!” dedim ve akademik hayata veda ettim. Annemle Kostas’nın yanına Dedeağaç’a gittim. Annem yemekleri pişiriyordu, ben de Kostas’la servis yapıyordum. 'Doktoralı garson' diye beni ti'ye alanlar oldu ama umurumda bile değildi. Kafam rahattı. O arada Stathis’le tanıştım. Beni ahtapot ve kalamarla tavladı. İnanılmaz güzel yemek yapar, parmaklarınızı yersiniz. Bir ay peşimden koştu, hiç yüz vermedim. Ne zaman ki, o beni aramayı bıraktı, ben peşine düştüm. Tanışmamızın birinci yıl dönümünde de evlendik. Stathis İstanbul’a geleli bir ay oldu. Birlikte bu lokantayı açtık. Adı Kalabalık. Kala, Yunanca, iyi, güzel demek. Tamamen Akdeniz ve Yunan yemekleri yapıyoruz, daha doğrusu Stathis yapıyor. Bir maceraya atıldık birlikte, umutluyuz. Ama esas önemli olan birbirimize karşı ne hissettiğimiz. Bu lokanta tutmaz, başka lokanta tutar, yeter ki aşk olsun!

İstanbul ’daki tek gerçek Yunan lokantası biziz/_np/1799/15711799.jpg

STATHİS DAPİAPİS

Hoş geldiniz İstanbul’a…

- Hoş bulduk!

Nerede, kaç yılında doğdunuz?

- 74’de Karaağaç’ta. Ama bir büyükbabam Şile’den göç etmiş, diğeri de Antalya Kemer’den. Ben de buralı sayılırım yani…

Ne zamandır yeme-içme sektöründesiniz?

- Kendimi bildim bileli. Yemek pişirmeyi çok seviyorum. Özellikle de mezelerim çok iyidir.

Buranın diğer Yunan lokantalarından farkı?

- İstanbul’da Yunan lokantası yok ki! Dekorasyon var, o hava, ambiyans var ama yemekler gerçek Yunan yemeği değil. Bizim malzemeler bile, şaraptı,  peynirdi, zeytinyağdı; Yunanistan’dan geliyor. Bir de bizde meze, deniz ürünüdür. Pilaki ya da dolma meze değildir, ahtapot mezedir, pavurya mezedir. Bizim salata dediğimiz pek çok şeye, siz meze diyorsunuz. O yüzden Boğaz hattındaki diğer balıkçılardan farklıyız.

HER HAFTA CANLI MÜZİK VAR

 * Masaları tek tek dolaşan bir şefim. Muhabbet severim.

* Burada her şey Yunan tarzı, miş gibi değil, gerçekten öyle.

* Hafta sonu canlı müzik var, Yorgo çıkıyor, Sakız Adası’ndan buziki çalan bir arkadaşım geliyor.

* Tavernada fiks mönü olur bizim öyle bir anlayışımız yok.

Ayşe ARMAN yazılarını takip edin!

YAZARLAR

© Copyright 2014 Hürriyet - Doğan Yayın Holding