AİHM karşısında bir adım ama yetersiz...

ADALET Bakanı Sadullah Ergin tarafından açıklanan reform paketinin, “yargıyı hızlandırmak ve etkinleştirmek” ve “basın üzerinden işlenen suçlara” kısmi bir erteleme-af” getirmek üzere iki ana boyutu var.

Haberin Devamı

Toplam 24 sayfa tutan ve 87 maddeden oluşan bir yasa tasarısını iki-üç yazı içinde analiz edebilmek mümkün değil. Yapacağımız değerlendirmeler bu nedenle tasarının çok önemli gördüğümüz bazı kritik maddeleriyle sınırlı kalacak.

HÜKÜMET AİHM’NİN BASKISI ALTINDAYDI

 Tasarının neredeyse üçte biri İcra İflas Kanunu üzerindeki düzenlemelere ayrılmış. Buna benzer yasalarda yapılan değişikliklerle mahkemelerde birikmiş olan 2 milyona yakın dosyanın yarattığı yükün hafifletilmesi ve bu suretle yargılamalara hız kazandırılması gibi bir amacı var tasarının.

Ancak tasarıyı tetikleyen ana faktörün, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden (AİHM) birbiri ardına gelen ihlal kararları olduğunu vurgulamalıyız. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nde bu ihlal kararlarının uygulanması yolundaki taleplerin birikmesi, hükümet üzerinde büyük bir baskı yarattı.

Strasbourg’daki AİHM ve Avrupa Konseyi çevreleri, bu sistematik ihlaller nedeniyle son dönemde Türkiye’ye ciddi eleştiriler yöneltti, hükümet de AİHM kararlarının gereğini yerine getirmek üzere gereken adımları atacağı konusunda kendisini bağlayan ciddi taahhütler altına girdi.

Şimdi ayrıntılara geçelim. AİHM’nin Türkiye ile ilgili en önemli şikâyetlerinden biri, yargılamaların uzun sürmesi. Bu nedenle verilmiş çok sayıda ihlal kararı var.

Haberin Devamı

HÂKİMLER TUTUKLARKEN GEREKÇE YAZMAK ZORUNDA

 Hükümetin tasarısında yargılamaların hızlandırılmasına dönük spesifik maddeler yok. Ancak paketin ana hedeflerinden biri yargı üzerindeki yükü eritmek olduğu için, hükümetin bunun orta dönemde mahkemelerin daha süratli hareket etmesini sağlayacağı yolunda bir tezle kendisini savunacağı söylenebilir.

AİHM kararlarında altı çizilen bir başka temel eleştiri, mahkemelerin tutukluluk kararlarında gerekçe göstermemesi. Bu nedenle Türkiye hakkında AİHM’den artık otomatik ihlal kararları çıkıyor. Mahkûmiyetler kayıtsız kalınamayacak bir eşiğe gelip dayandı.

Tasarıda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 101’inci maddesine yapılan bir eklemeyle “tutuklama, tutuklamanın devamı ya da tahliye talebinin reddi kararlarında a) kuvvetli suç şüphesini, b) tutuklama nedenlerinin varlığını, c) tutuklama tedbirlerinin ölçülü olduğunu gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilecek” hükmü getiriliyor.

Mevcut uygulamada, hâkimler, tutuklama ya da tahliye talebine ret kararları verirken “dosya ve delil durumu itibarıyla” gibi şablon gerekçeler kullanıyorlar.

Çok gariptir ki, CMK’nın tutuklamayla ilgili 101’inci maddesinin mevcut halinde de “kararlarda hukukî ve fiilî nedenler ile gerekçeleri gösterilir” deniliyor. Ancak hâkimler, yasanın bu hükmüne de uymuyorlar. Hükümet, getirdiği düzenleme ile hâkimlerin işi daha sıkı tutmalarını sağlamak için bu yükümlülüğü daha kuvvetli bir şekilde ifade ediyor.

Yürürlükteki yasada, hâkimin bu kararları (tutuklama/tutuklamaya devam/tahliyeyi ret) sanığın yüzüne okuması isteniyor. Yeni metinde de bu ifade aynen korunuyor. Ancak uygulamaya baktığımızda hâkimler bu maddeye de uymuyor.

Haberin Devamı

DELİLLERE ERİŞİM YASAĞI KALKIYOR MU?

AİHM’nin Türkiye ile ilgili ihlal kararlarında önemli bir kategoriyi tutukluluğa itirazların çekişmeli duruşmalarla yapılmaması oluşturuyor. Hâkim, avukatın getirdiği dilekçeye bakıp kararını veriyor. Oysa çekişmeli duruşma Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) bireylere tanıdığı “tutukluluğa etkili itiraz hakkı”nın kullanılabilmesi açısından önemli bir koşul. Gelgelelim, hükümetin tasarısı AİHM’nin bu beklentisine karşılık vermiyor.

“Etkili itiraz” faslında AİHM’nin bir diğer şikâyeti, tutukluların delillere erişiminin kısıtlanmasıdır. Özel yetkili mahkemelerde sanıkların ve avukatların delillere ulaşamadığı durumlarla sıkça karşılaşılıyor. Bu durumda sanık neyle suçlandığını bilmediği için tutukluluğuna itiraz etme imkânından mahrum kalıyor; AİHM de her seferinde vatandaşın bu hakkı engellendiği için Türkiye’yi mahkûm ediyor.

Yürürlükteki mevzuatta şüphelinin dava dosyasına erişimi üzerindeki kısıtlama “iddianame açıklanana” kadar sürebilirken, tasarıda bu süre 3 ayla sınırlanıyor. Ancak bu düzenlemeden AİHM’nin tatmin olabilmesi güç gözüküyor.

(Devam edecek...)

Yazarın Tüm Yazıları