Dayağı hak eden kadın etmeyen kadın

AİLE ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, kadın ve aile bireylerinin şiddetten korunmaları ile ilgili bir kanun tasarısı hazırladı. Tasarı Bakanlar Kurulu’nda tartışılmış. Sabah’ta Burcu Çalık’ın haberine göre yasa taslağının şiddetten kimlerin korunacağına ilişkin maddesindeki “yakın ilişki içinde yaşayanlar” ifadesi çıkarılmış.

Tasarı bu haliyle TBMM’ye getirilip yasalaşırsa evlilik bağı olmadan bir erkekle birlikte yaşayan kadın şiddetten korunmayacak!

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, günümüzün bir gerçeği olan bu tür ilişkileri de kapsama alarak doğru bir iş yapmış ama “erkek hükümetimiz” bunu istemiyor!
Hükümet, evlenmeden birlikte yaşamayı seçen kadınların şiddete uğradıkları takdirde korunmalarını istemiyor.

Haber, yasadan sadece “resmi nikâhlı eşler, boşananlar ve nişanlıların” yararlanabileceğini anlatıyor.

İmam nikâhlı eşlerin durumu ile ilgili bir bilgi edinemedim, acaba onlar da “resmi nikâh yok” denilerek yasa kapsamı dışında mı tutulacak?

TBMM’de bazı milletvekillerinin böyle imam nikâhlı ikinci, üçüncü eşi olduğu bir sır değil. Acaba “muhafazakâr hükümetimiz” tasarının bu nedenle milletvekillerinin tepkisini çekeceğini mi düşündü?

Yoksa yine bir tür “ahlak bekçiliği” mi söz konusu?

İnsanların kendi yaşamları ile ilgili özgür kararlar alabileceklerine ve bunun evlilik dışı birlikte yaşamayı da kapsayabileceğine karşı bir hoşgörüsüzlük mü?

“Madem evlenmeden birlikte yaşıyor o zaman dayağı hak eder, korumamıza gerek yok” diye düşünüyor olmalılar!

İlginç bir soruşturma

ESKİ Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner, eski Kara Kuvvetleri Komutanı Erdal Ceylanoğlu, eski Hava Kuvvetleri Komutanı Hasan Aksay ve eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Eşref Uğur Yiğit hakkında “terör örgütüne yardım ve yataklık etmek ve görevi kötüye kullanmak” suçlarından soruşturma açılmış.

Savcılığın bu soruşturmayı açmasının nedeni dört eski komutanın görevde bulundukları sırada Hasdal Cezaevi’ne giderek Balyoz Davası nedeniyle tutuklu yargılanan 24’ü general ve amiral 102 muvazzaf subayı ziyaret etmiş olmaları.

Türkiye’de “terör örgütüne yardım ve yataklık” suçlamasının ne kadar kolayca yapılabileceğini gösteren iyi bir örnektir diye düşünüyorum.
Adalet Bakanlığı’nın verilerine göre Türkiye’de şu anda 8 bin 190 kişi terör suçlusu olarak ceza evlerinde bulunuyor. Bunun 4 bin 50 kişisi tutuklu, geri kalanları hükümlü.

Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün internet sitesinde yayımlanan istatistiklerde “terör suçundan tutuklu bulunanların” kaçının “yardım ve yataklık” nedeniyle tutuklu bulundukları anlaşılmıyor.

Ama hatırı sayılır bir rakama ulaştıklarını tahmin edebiliriz. Bu ülkede haber yazdığı için, saçını kestirdiği için, iki tane fotoğrafı duvarına astığı için böyle suçlanan çok insan var çünkü.

Emekli generaller ile ilgili soruşturma iki kuruluşun yaptığı suç duyurusu ile başlamış.

Bildiğim kadarıyla ziyaretin yapıldığı tarihte savcılığın bu tür ziyaretler ile ilgili bir kısıtlaması da yoktu. Kanunlarda da cezaevi ziyaretini suç sayan bir hüküm yok.
Ama savcılık ihbar üzerine soruşturmayı başlatmış, yakında ifade için de çağırırlar sanırım.

Elbette bugünden dava açılıp açılmayacağı ile ilgili bir şey söyleyemeyiz. Bu savcının takdirindeki bir konudur. Ama bir ziyaretin “yardım ve yataklık” kapsamına girmesi ilgimi çekti, sizlerle paylaşayım istedim.

Müftü takım elbise giyip kravat takıyor mu?

YILBAŞI yaklaşırken eski tartışma yine gündeme geldi. Bu kez Keşan Müftüsü yeni bir açılım daha getirdi. “Noel Baba doğru dürüst birisi olsaydı kapıdan girerdi, baca ve pencereden girmezdi” dedi.

Müslümanları da yeni yıl kutlamaları yapmamaları doğrultusunda uyarıyor. “Başkasına benzemeye çalışmayın, onlar gibi olursunuz” diyor.

Merak ettim acaba kendisi kravat takıp, takım elbise giyiyor mu? Hıristiyanların icat ettikleri gibi giyinerek onlara benziyor mu?

Hürriyet binasının yakınında çok sayıda alışveriş merkezi var. Geçtiğimiz pazar günü akşamüstü gazeteden çıktığımda trafik tıkanmıştı. Giyimlerinden mütedeyyin Müslüman oldukları anlaşılan kadınlar aileleriyle birlikte yılbaşı alışverişine çıkmışlardı.

Bir yıl bitip, yenisi başlıyor ve insanlar yeni bir yıla girmenin heyecanıyla kendi bütçelerine göre hazırlıklar yapıyorlar.

O gece de evde televizyonun karşısına geçip meyve-çerez vakit geçirecekler. Herkes içki şişesine sarılıp sabaha kadar içecek değil herhalde.
Kaldı ki öyle eğlenmek isteyenin de kendi bileceği bir iş, başkasına ne?

Müslümanların da eğlenmeye, önümüzdeki yıla umutla bakmaya hakları yok mu?

Mehmet Y. YILMAZ yazılarını takip edin!

YAZARLAR

© Copyright 2014 Hürriyet - Doğan Yayın Holding