Diyanet erkek bir teşkilat mıdır?

TRT Türk’te dinledim.

Haberin Devamı

Star gazetesinden Halime Kökçe sordu:

- Diyanet erkek bir teşkilat değil midir?

Devam etti:

- Bakın bakalım Diyanet Teşkilatı’nda mesela başkan yardımcısı kaç kadın var.

Doğrusu o ana kadar hiç düşünmemiştim.

Kadına şiddete karşı, hep valileri, polisleri uyarıyoruz.

Çocuk gelinler için yalnızca siyasileri, illerdeki bürokratları göreve davet ediyoruz.

Peki ya inanç yolu nereye çıkıyor?

Moral coğrafyamız ne alemde?

O da mı erkeklere emanet?

Halime Kökçü önemli bir soru sordu.

Buna bir cevap bulmalıyız.

Ve eğer bir cevap bulamazsak;

İçimizdeki bütün soruları kaybederiz.

İKİNCİ YAZI:

Sizce hangisi doğru?

HRANT Dink davası gelip bir soru işaretine dayandı.

Cinayetin işlendiği sırada orada telefonla konuşanlar kimdi?

Mahkeme bu bilgiyi BTK’dan istedi.

BTK itiraz etti.

Haberin Devamı

Ve bu itiraz üzerine hepimiz zannettik ki;

Bilgi gizleniyor.

BTK Başkanı Tayfun Acarer’e sordum:

- Bilgileri neden vermiyorsunuz?

- Yanlış anlaşılan bir şey var? Bir kere biz dinleme yapmayız. İkincisi bizden istenen o sırada o baz istasyonunda kim görüşme yapıyorsa hepsinin kaydıdır. Dedik ki; isim verin ilgili şirketten isteyelim. Ama siz kim varsa hepsinin kayıtlarını istiyorsunuz. Bu sırada siz de orada olabilirsiniz. Kişilik haklarınız ne olacak? Nerede gizlilik ilkesi?

- Avukatlar bazı kayıtların verilmediğini söylüyor.

- Böyle şey olur mu? Zaten kayıtlar bizde değil ki. Operatör şirketten istiyoruz. Ne gelirse de gönderiyoruz.

- Peki son durum nedir?

- Mahkeme tüm kayıtları isim belirtmeden isteyince biz de mahremiyete aykırı olur düşüncesiyle itiraz ettik. Önce üst mahkeme bizi haklı buldu. Ama sonradan mahkeme kararıyla tekrar istendi. Biz de verdik.

Acarer’in bu sözleri önemlidir.

Ve elbette bir büyük soruyu da beraberinde getirmektedir.

Şimdi hep birlikte soralım:

- İsim vermeden, bir baz istasyonundan kim görüşme yaptığıysa tümünün kaydı istenebilir mi?

- Mahremiyet nerede kalıyor bu durumda?

BTK Başkanı isim belirtilmeden tüm kayıtların istenmesinin yanlış olduğunu söylüyor.

Öteki taraftan adalet sonuca gitmek için her türlü yolu denemek istiyor.

Sizce hangisi doğru?

Haberin Devamı

ÜÇÜNCÜ YAZI:

Kendi şehrini mahkemeye veren bir belediye var

DUYUNCA inanamadım.

Hatta önce anlamadım.

“Nasıl yani?” dedim.

“Aynen öyle yani” dediler.

İzmir’de Türkiye-Azerbaycan ortak yatırımıyla muazzam bir rafineri kuruluyor.

5 milyar dolarlık bir yatırım.

Ama nasıl olduysa bu yatırımı durdurmak için mahkemeye vermişler.

İşte bu yüzden inanamadım.

İzmir’e bundan daha büyük nasıl bir kötülük yapılabilir?

Ömrümün bir bölümü İzmir’de geçti.

Ara sokakları aniden denize açılan o kentin;

Yıllar geçtikçe nasıl sararıp solduğunu, makyajının nasıl döküldüğünü iyi bilirim.

Genç yaşta ihtiyarlayan bir kenttir İzmir.

Şiirlerin tarihi vardır o kıyılarda.

Akdeniz’in okyanus üzerinden Ege’ye borçlandığı bir limandır İzmir.

Yaşar Aksoy iyi bilir;

Balık halinin altındaki Ceneviz ticaretini o anlatmıştır bana.

İşte o İzmir;

Kurutulmuş bir bahar dalı gibi kaldı yıllarca.

Yatırım yok. Olan yatırımcı da İstanbul’a geldi.

Şimdi sorsak;

- En son ne yapıldı İzmir’e?

Son 10 yılın en büyük yatırımı bitmeyen bir metro mesela...

Neden?

Sermayenin terk ettiği bu kent neden parlayamıyor yeniden?

İşte bu yüzden duyunca inanamadım.

Dünyanın en büyük yatırımlarından birisini İzmir Büyükşehir Belediyesi mahkemeye vermiş.

Sonra baskılar filan derken şikayetin geri çekildiğini duyuyorum.

Ama ne olursa olsun.

İzmir’de, o şehri mahkemeye verecek bir zihniyet hortluyor.

Nasıl bir kafadır bu?

İşte buradan Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’a sesleniyorum:

- Yapmayın...

- Kıyılarında isyankar şiirler okuduğumuz o şehri;

- Bayraklı’dan Bostanlı’ya, Alsancak’tan Güzelbahçe’ye kadar dünyanın en güzel güneşlerini batırdığımız o sokakları daha fazla tüketmeyin...

Bırakın da yeniden parlamaya başlasın o şehir.

DÖRDÜNCÜ YAZI:

Sizde utanma var mı?

Haberin Devamı

İZMİR’deki karakolda bir kadının polisler tarafından dövülmesini görüp de öfkeden çıldırmayan
var mı?

O görüntüleri izleyip de öfke nöbetine tutulmayan var mı?

Ruhunda volkanlar patlayıp, yüreğinde kraterler açılmayan var mı?

İki polis kadını tokatlıyor, yere yatırıp hırpalıyor.

Bu sırada bir başka polis sanki hiçbir şey olmuyormuş gibi, günlük işlerine devam ediyor. Evrak alıp veriyor.

Polis, o kadını tokatlıyor. Duruyor bir daha tokatlıyor.

İzledikçe sinirden ölüyor insan.

Sonra bakıyorum.

Polisten bir açıklama.

“O kadın konsomatris!”

İşte asıl tokat bu...

Bu açıklamayla birlikte biz daha büyük bir tokat yiyoruz.

Alnımızın tam ortasına iniyor sille.

Haberin Devamı

“O kadın konsomatris!”

Yani...

“Dövülebilir öyle mi?”

Bu açıklama kadının yediği o tokatlardan çok daha beter bir silledir.

Ve hepimizin suratına inmiştir.

Bu açıklamayı yapanları, bunu açıklama diye kabul edenleri aynanın karşısına davet ediyorum.

Geçsinler aynanın karşısına; kendi gözlerinin içine bakarak sorsunlar:

- Hiç utanmanız var mı?

BEŞİNCİ YAZI:

Komünistler geliyor

RUSYA’da Putin geriledi. Herkes seçimlerin sonucunu böyle gördü.

Ama bir şey daha var ki;

Gözlerden uzak bir yeniden dönüş hikayesi gibi...

Komünist Parti’nin oylarını katlaması. Ana muhalefet haline gelmesi.

Kapitalizmin kriz topraklarıyla sarsıldığı günlerde, komünizmin Rusya’da yükselişi dikkat çekicidir.

Haberin Devamı

Bir isyanın yeni bir düzeni özlemesi olabilir mi?

Yazarın Tüm Yazıları