Çocukların korkuları ve sevişme sesleri

KIZIM 6 yaşında, büyüyor. Bütün tatlılığıyla.

Bütün doğallıyla.

Yaşı ilerledikçe, “hayat bilgisi” de artıyor.
Soruları da, korkuları da...
Benim de içim titriyor.
O saçları telefon kablosu gibi kızım, soran gözlerle yüzüme baktıkça... O minik kafasını karıştıran sorularına, cevap bulmaya çabaladıkça...
Rehberi, çaresiz benim...
En azından rehberlerinden biri...
Ama işte, benim de hayat karşısında titrediğim anlar var. Cevabını bulamadığım sorularım var.

*
Onun karşısında “küçük kız” konumuna düşmemeye gayret ediyorum, çünkü bu, onun rolü...
Benim cevapları bilen olmam gerekiyor.
O bana sordukça, bir yetişkin gibi yanıtlamaya, onu sakinleştirmeye çalışıyorum.
Ama içimden de, “Hoş geldin bu vahşi dünyaya!” diyorum.

*
Allah’tan endişeleri, korkuları geçici.
Kalıcı değil.
Atladığı her kategorik dönemde, yeni bir korku patlak veriyor.
Bir dönem karanlıktan, canavardan, hayaletten, ruhtan korkarken...
Bakıyorsun bir başka dönem yılandan, örümcekten, köpekbalığından korkmaya başlamış.
O geçiyor, bir başkası geliyor, bu defa asansöre binemiyor.
Geçen sene, girdiği her binada, doğrudan merdivenlere yöneliyordu.
Hayatından asansörü iptal etmişti.
Ama şimdi unuttu gitti, “Hadi merdivenlerden yürüyelim” diyorum, “Yok ya deli misin, kim yürüyecek” diyor, bana akıl veriyor: “Kapıya yakın durmazsan, yaramazlık yapıp, elini araya sokmazsan, bir tehlikesi yok ki...”
Bu aralar ölümden, aile fertlerinin ölüp gitmesinden, hayatta yalnız kalmaktan korkuyor.
Kimse gitmesin, kimse ölmesin istiyor.
“Ölüyor nereye gidiyor?” diyor. “Mehmet dede şimdi nerede?” diye soruyor.
Ben biliyor muyum ki bu soruların cevabını?
Ben de herkes olduğu yaşta kalsın, bu dünyaya kazık çaksın istiyorum.

*
Mesela geçen sene, “yangın alarmı” korkusu vardı.
Çünkü okulda, üç kere yangın tatbikatı yapılmış. Sirenler uzunca çalmış. Alya’nın da içinde olduğu bir grup çocuk korkmuş. O günden sonra, nerede o küçük kırmızı yangın alarmı kutusuna görse, oradan bir an evvel uzaklaşmak istiyordu.
Alarm, siren, kısacası herhangi bir tiz ses, üzerine tüy dikiyor, sinir sistemini allak bullak ediyordu.
Aksi gibi de, bir gün evde Pronet alarmı, yanlışlıkla ötmeye başlamasın mı?
Şifreyi unuttuğum için, bir süre susturamadım.
Çocuk delirdi, elleriyle kulaklarını kapatıp bana sıkı sıkı sarıldı.
Panikledim.
Sese karşı bu aşırı hassasiyetini bir uzmana danışmaya karar verdim.

*
Çok da inandığım, güvendiğim bir uzmandı.
Alya ile birlikte ofisine gittik.
“Ben sizi tanıyorum, objektif olamayabilirim, buradan başka bir arkadaş sizi dinlesin, Alya’yla ilişkinizi izlesin” dedi.
İstediklerini yaptık.
Alya ile karşılıklı oyunlar oynadık.
Alya hikâyeler uydurdu. Çocukluğundan beri yaptığımız şey, sonsuza kadar uydurabilir, ama baktım uzman, notlar alıyor. Mesela Alya bir kâğıda bir şeyler çiziyor, “Burada bir kadın var, o yılan yuttu” diyor, ama çizdiği evin damından “Eşek düştü” de diyor...
Ve gülüyoruz. İşte o gün bana, kızımla eşit ilişki kurduğum söylendi.
Ben bunun olumlu bir şey olduğunu zannederken, olumsuz çıktı.
Mesela, “Alya bu sabah çok yorgunum, geç yattım, seni okula ben götürmesem de, servisle gitsen olur mu?” gibi bir cümle kuruyormuşum.
“Nesi yanlış?” dedim.
“O 6 yaşında bir çocuk, bu kararı siz ona bırakamazsınız, ona yükleyemezsiniz. Sizin ona, ‘Bugün sen Alyacım servisle gideceksin’ demeniz lazım.” “Ben öyle biri değilim ki” dedim. “Ama yanlış” dediler, “Annelerin anne gibi olması lazım!”

*
İki seferden sonra, bir de Alya’yı yalnız gördüler ve sonunda beni çağırdılar.
Merakla gittim, bakalım yangına ve alarm sesine duyarlılığının sebebi neymiş diye...
Kızımla ilgili çok güzel şeyler söylediler, “Şu kadar yaratıcı, şu kadar duygusal zekâsı yüksek, vesaire vesaire...”
Sonra eşit ilişki kurma problemimden söz ettiler, yapmayın dediler...
“Tamam” dedim, “Öyle davranmaya çalışırım.”
“Peki ya o ses, alarm sesi, yangın ve siren korkusu?”
Dediler ki, “Hani ilk gün kadın, yılan yutuyordu. Kadın sizsiziniz, yılan da penis...”
“Eeeee?”
“Bu tespit, Alya’nın cinsel olarak büyümeye başladığı gösteriyor...”
“Valla, hiç öyle bir belirti yok” dedim, “Bir sürü arkadaşımın kızı öpüşmeyi filan merak ediyor. Bizimkinde tık yok. Elbette yaşı gelince merak edecek ama anne olarak ben henüz bir uyanma hissetmiyorum...”
Soruma cevap almak için ısrar ettim.
“Peki sese karşı duyarlılık, yangın alarmı?”
O zaman anladım ki, uzmanların işi de zor, onlar da, siz sordukça, kendilerini size bir yanıt bulabilmek için zorluyorlar.
Bana dediler ki, “Biz düşündük, tartıştık...”
“Eeeee?”
“Acaba siz ve eşiniz, Alya küçükken, yan odada, sesli seviştiniz de, Alya’nın sese karşı duyarlılığı oradan mı oldu?”
“Anlamadım” dedim...
“Ne sesi bu? Sevişme sesinden mi söz ediyorsunuz...”
“Evet.”
O kadar şaşırdım ki...
Ne diyeceğimi bilemedim.
“Hiç öyle bir şey hatırlamıyorum. Ama bir de sevgilime sorayım...” dedim.
Tabii itiraf ediyorum, uzman dediğin insanların kafasında bile bir Ayşe Arman imajı olması beni hayal kırıklığına uğrattı.
Muhtemelen beni, evin içinde deri şortlar, dize kadar çizmeler ve kırbaçla dolaşan bir kadın olarak hayal ediyorlar...
Ve çocuğumla ilişkimi de, bu imaj üzerinden değerlendirmeye çalışıyorlar...
Sese olan duyarlılığını, sevişme inlemesine bağlamasının başka bir açıklaması olabilir mi?

*
Sevgilime uzmanların söylediğini dinlettim. Çünkü onların da izniyle, teybe kaydetmiştim.
Güldü.
“Delirmiş bunlar!” dedi.
Siz nasıl hayal ediyorsunuz bilmiyorum...
Ama ben o kadın değilim.
Fakat insanların, önyargılarını değiştirmenin de çok zor olduğunu biliyorum...
O yüzden ne diyeyim, isteyen beni çizmelerle, kırbaçlarla hayal etmeye devam etsin!

HAMİŞ: Meraklısına söyleyeyim, Alya’nın ses korkusu kalmadı. Ne alarm, ne siren, ne yangın...

Ayşe ARMAN yazılarını takip edin!

YAZARLAR

© Copyright 2014 Hürriyet - Doğan Yayın Holding