|
|
| Yazarlar |
Benim güzel komşumYILLAR önce bir akşam kapımız çalındı.60’lı yaşlarının başında, güler yüzlü, sempatik bir adam. "Affedersiniz, sizi rahatsız ediyorum" dedi. "Ben sizin yan komşunuzum. Buraya yeni taşındınız. Biz zaman zaman bahçede kendi aramızda küçük partiler yaparız. Müzik çalarız. Eğer ses sizi rahatsız ederse, lütfen söyleyin. Hemen keseriz." Hayatımda ilk defa böyle bir durumla karşılaşıyordum. Yapacağı gürültüyü önceden haber veren bir komşu. "İçeri buyurun" demeye vakit kalmadan dalıp gittim. Eski, çok eski günlere. Gürültülü yıllara. Sonra onu buyur ettim. Güldüm ve çok şaşırttım. * * * İzmir’de iki katlı evlerden oluşan bir mahallede doğdum. Sokak gürültüsü hayatımızın fon müziğiydi. İlkbahardan itibaren açılan pencerelerden içeri hep hayatın sesi girerdi. Bizim evimizde hiçbir zaman sokaktan gelen seslerden şikáyet edildiğini işitmedim. Evin içi de gürültülüydü. Her odadan neşeli çocuk sesleri veya ağlamaları gelirdi. Akşamları evin önüne serilen kilimler üzerinde çay içerken, sokağın gürültüsüne karışırdık. Mahallemizde, çocukların topunu kesen, gürültüsüne sinirlenen insan yoktu. * * * Akşam eğlencelerimizden biri, şimdi Alsancak Limanı haline gelen bölgedeki Demirspor Düğün Salonu’na gitmekti. Düğünlerin yapıldığı bu bahçeye gidip, hiç çekinmeden, davetliymiş gibi orkestrayı dinlerdik. Hiçbir düğün sahibi de çıkıp, "Sizin ne işiniz var burada" demezdi. İzmir’in düğün orkestraları harikaydı. Peppino di Capri’nin, Adriano Celentano’nun, Mina’nın, Milva’nın en yeni şarkılarını çalarlardı. İzmir, müziğin, yan taraftan gelen sesin komşuluk adabına en uygun olduğu şehirdi. Biz, gürültünün bize taşıdığı bu neşeyle büyüdük. Gürültü yaptık, gürültü dinledik. Yan kapıdan gelen ses bizim için gürültü değil, orada hayatın devam ettiğinin kanıtı oldu hep. O yüzden hiç "Gürültü" demedik. "Cıvıltı" demeyi tercih ettik. * * * Yıllar sonra annemler ev değiştirdi ve Kordon’a taşındı. Evin arka odası, Demirspor Düğün Salonu’na bakıyordu. Kızım Gülümsün ilk yaşını, o odada, pencere açık yaşadı. Düğünlerin neşeli sesi, onun ninnisi oldu. Ben, genç bir baba olarak, onun yanına uzanıp, çocuk huzurumu orada tekrar yaşadım. Thomas Mann’ın Tonia Kröger’inin, alt kattan gelen ses karşısında hissettiklerini okurken, aynı şeyi düşündüm. Yani aşağılardan, yan kapıdan, komşudan gelen sesi, hayatın sesini... * * * Komşumun adı da Ertuğrul’muş. Büyük bir şirketin sahibiymiş. Eşi, kızları, torunları ve damatları ile yan evde oturuyorlarmış. Sıkı Fenerbahçeliymiş. Akşamları içmeyi, müzik dinlemeyi, sohbet etmeyi çok seviyormuş. Bir köpeği, bir kedileri varmış. Kısa hikáyesini dinledim. Merakla gözlerime baktı. Güldüm. En samimi halimle konuşmaya başladım. "Lütfen her gece eğlenin. Müzik çalın. Şarkı söyleyin, konuşun, kahkahalar atın. Sakın müziğin volümünü düşük açmayın. Ses, buraya benim odama kadar girsin. Evimde şarabımı içerken, bu ayine ben de katılayım." Dalga mı geçiyorum diye yüzüme baktı. Hayır çok samimiyim dedim. Cevabı şu oldu: "Hayret ben de öyleyim." * * * Sokağımızda mutluluk var. Biraz utangacız. Yılbaşı yaklaşırken, önce birisi evin ışıklarını yaksın da biz de yakalım diye bekliyoruz. Kim daha güzel yılbaşı ışıkları yapacak diye yarışıyoruz. Yan bahçeden müzik, cıvıltı, hayat geliyor. O ses gelmediği zaman merak ediyoruz, endişeleniyoruz, "Acaba bir şey mi oldu" diyoruz. Yılbaşı ışıklarımız bizi evimize, memleketimize, hayatımıza bağlıyor. Torunlarımız birlikte büyüyor. Sık sık birbirimize gitmesek de, biliyoruz ki, onlar orada. Sesleri geliyor. Çocuk cıvıltıları, köpek havlamaları geliyor. Diyoruz ki, "Hayat devam ediyor. Yaşıyoruz." Bizim için yan komşudan gelen ses gürültü değil, cıvıltıdır. O olmasa, mutsuz oluruz...
|
| 5 Temmuz 2009 |
|