Kürtler ve modernler (son)

MALÛM, şu "post-modern" şamatacılar genel "aydınlanma düşüncesi"ni, yani "modernite" dediğimiz fikri değerler ve zihni sistemler bütününü yerin dibine sokuyorlar.

Suçlama, "ötekiler"in bu batımerkezcilikle "uygarlaştırmak" istendiği; dolayısıyla, onlara karşı otoriter, hatta totaliter söylem ve yöntemler uygulandığı iddiasına odaklanıyor

Başka bir deyişle, kıstasları izafileştiren ve "müdahaleden muafiyet" adına her şeye müsamahalı bakan bugünün "anti-modernist" akımı, "geleneksel toplum"u fetiş kılıyor.

Zaten, töre belasının "etno-sosyolojik" bir Kürt sorunu olduğunu söylememden sonra bana getirilen suçlama ve eleştirilerin esas noktası da buraya odaklanıyor.

***

YUKARIDAKİ ilk saptama doğrudur. Çünkü, "aydınlanma düşüncesi"nin Eski Yunan hümanizmasına uzandığı ve dolayısıyla da "batımerkezci" olduğu kesin vakıadır.

İkincisi ise kısmen doğrudur. Zira, ideolojik olarak sömürgeciliği "medeniyet" (!) adına teorize etmekten; pratik olarak da, Robespierre’den başlayıp Lenin’e, Stalin’e, Mao’ya varan dehşeti yaratmaya, bunların hepsi "modernite"nin çocuğu, daha doğrusu piçidir.

Kabul de, her akım gibi iç bünyede habis ur üretti diye, Büyük Immanuel Kant’ın "bireyin cemaat esaretinden özgürleşmesi" diye tanımladığı projeyi tû kaka mı edeceğiz?

O "aydınlanma"nın insanlığa kazandırdığı ve daha çok kazandıracağı dev mirası ve sonsuz birikimi, ülkemizdeki sığlık gradosu "Cumhuriyet" gazetesi olan ve yukarıdaki habis urların en kanserleşmiş şeklini yansıtan bir "modernite dejeneransı"na mı hibe edeceğiz?

Dolayısıyla, bizim Şark’ta muteber "aydınlanmacılar" sözümona "uygarlaştırma" (!) adına Kürt kimlik aidiyetini inkár etti diye, ebedi bir suçluluk kompleksiyle mi yaşayacağız?

Yine dolayısıyla, kendi hesabıma asla sorumlu olmadığım ve tam tersine, daima mücadelesini verdiğim bu suçun mahcubiyetiyle, aynı Kürt aidiyetten insanların istatistiki bir çoğunluk olarak yaşadığı ve gerçekten "uygar"la çelişen adet ve töreleriyle uzlaşacak mıyız?

Özet olarak, "ırkçı addedilirim" korkusuyla, hakiki aydınlanma düşüncesinin misyon edindiği o "bireyin cemaat esaretinden özgürleşmesi" hedefini rafa mı kaldıracağız?

***

ASLA, zira bunun sonu yok! Aksi takdirde, "post-modern" budalaların savunduğu o "geleneksel toplum" ve "siyaseten doğru" lûgat, nihayetinde esareti kabullenmeye götürür.

Nitekim, tamam sömürgecilik rezil bir şeydir ama, madalyonun bir de öteki yüzü var!

Meselá, Kolomb öncesi Amerikan uygarlıklarında hem esirlerin, hem de özel beslenmiş kurbanların her yıl ritüel olarak ve binlerce sayıda kesilmesine ne buyuracağız?

Yahut, İngiliz kolonyalizmine kadar Hinduist inancın dul kadınları kocalarının kadavrasıyla beraber ve canlı canlı yakmasına nasıl bir gerekçe sunacağız?

Veya, Yeni Gine yamyamlarının insan sakatatından pek hoşlanmasına ya da Doğu Afrika kabilelerinin ergenlik çağına gelen kızları "sünnetlemesine" ne diyeceğiz?

Yani sorarım size, eğer "modern zamanlar", şu yeniyetme "post-modernler"den çok daha önce "aydınlanma" karşıtlığını eni konu teorize etmiş Herder’lerin, Barres’lerin, Spengler’lerin, Jünger’lerin, háttá Heidegger’lerin geleneksel toplumlara "ilişilmemesi" (!) yönündeki öğütlerini benimsemiş ve onları kendi haline bırakmış olsaydı, iş nereye varırdı?

Artı, bugün "öteki"ni hor görmek ve "batımerkezci uygarlaştırma" uygulamakla suçlanan aynı "aydınlanma" tam zıt yöndeki zehirli okların hedefi olmayacak mıydı?

O modernite bu defa, "kendi dışındakileri öylesine küçümsüyor ki, en evrensel değerleri bile götürmeye tenezzül etmiyor" diye yerin dibine batırılmayacak mıydı?

İşte, ben hem Kürtleri asla küçümsemediğim; ama hem de "cemaatten özgürleşmiş birey" projesinden caymadığım içindir ki, "siyaseten doğru" lûgatin "ırkçı" (!) suçlaması vız gelir, tırıs geçer, töre belasını "etno-sosyolojik" sorun olarak tanımlamayı sürdüreceğim.
Yazarın Tüm Yazıları