|
|
| Yazarlar |
Dün hayatıma 13 kadın girdiDIŞARIDA yağmur yağıyor.Hafiften Kürtçe bir şarkı geliyor."Qumrike ez Romi me. Bel? delal? ez Romi me" diye gidiyor. Tek kelimesini anlamıyorum, ama akraba... Düşünüyorum, Acaba kaç kişi, bu şarkının Hürriyet tarihinde önemli bir anı işaret ettiğinin farkında. Üzerinde "Hürriyet 60’ıncı Yıl" yazan bir CD’nin içinden çıkıp geliyor bu Kürtçe şarkı. Hatırlıyorum. Bundan 20 yıl önce Hürriyet’in Ankara Temsilcisi olarak bir yazımda ilk defa "Kürt" kelimesini kullandığım için dostlarımdan, düşmanlarımdan aldığım telefonlar aklıma geliyor. Dostluğun verdiği endişeyle mi, yoksa çekememezliğin verdiği keyifle mi söylendiğini fark edemediğim, fark etmeye gayret etmediğim o cümle hálá kulağımda: "Bittin oğlum sen..." Şimdi o muhteşem kadın sesi, müziğin nasıl bir simyacı olduğunu, her dili estetiğin ağır hüznüne veya hafifmeşrep neşesine nasıl dönüştürdüğünü anlatıyor. Aynur Doğan söylüyor, ben Türkçesini okuyorum. "Kumrike", "Kumrucuk" demekmiş. "Kumrike Romi’yim ben Güzelim Romi’yim ben." Sonra öteki şarkılara geçiyorum. * * * Hürriyet’in 11’inci katına yine cumartesi ıssızlığı çökmüş. Bu ıssızlık, tam 18 yıldır pazar yazılarımın en yaratıcı fon müziği. Bazen inanılmaz bir yalnızlık basıyor. Bazense kendi aklımın bile alamadığı bir yaşama tutkusu. Bazen derin bir hüzün. Bazen, çok az insanın bildiği o en komik halim. Bazen bir kadın. Bazense, kadınlar. Dün, hayatıma giren kadınlara aitti. Mesela Leyla’yı düşünüyorum. "Leyla bir işçinin kızı Alnında simsiyah yazı. Sokaklarda sabahladı Günlerce az mı ağladı." Onu da Nazan Öncel söylüyor. Arkasından Şehrazat’ın bir bestesi geliyor. Sezen Aksu için yazdığı o muhteşem "Su Gibi" şarkısından sonra, yine onun kadar ince bir şarkı. Bu defa Ajda Pekkan söylüyor. Şarkılarıyla hayatıma giren en müthiş kadınlardan biri daha. Tabii Sezen Aksu. Artık ne diyeyim. Onun için söyleyebileceğim ne kaldı ki... Belki yaşlılığımızda, İzmir’de, Urla’da, Balıklıova’da, ne bileyim Karantina’da söylenebilecek, ancak o zaman söylenebilecek geriye kalmış birkaç şey. * * * Dün hayatıma başka kadınlar da girdi. Zuhal Olcay... "Ağır aksak Siler hayat yüzümdeki, tenimdeki izlerini..." Emel Müftüoğlu, Nilüfer, Şebnem Ferah, Rojin... Şevval Sam. Ayten Alpman. Funda Arar... Dün bütün günüm bu kadınlarla birlikte geçti. Hayatımın en güzel "imece şarkılarını" dinledim. Hepsi, sembol bir isim etrafında toplanmışlar. Töre cinayetine kurban giden Güldünya için şarkı söylüyorlar. Eski hüzünler, yeni umutlar için. Funda Arar’ın dediği gibi: "Dünden sonra, yarından önce Yaşam durur umut bitince..." * * * Dün hayatıma 13 kadın girdi. Müziğin poligamisi içinde monogam bir sadakati keşfettim. Kafa tutarak, reddederek, isyan ederek, kabul etmeyerek, boyun eğmeyerek yaşadığımız bu hayata bağlılığımız. Ahlakımızın nükleer çekirdeği. İşte ona olan monogam sadakatimiz... (*) "Güldünya Şarkıları" DMC, Hürriyet 60’ıncı Yıl; "Aile içi şiddete son kampanyası".
|
| 30 Kasım 2008 |
|